banner83

ANDIMIZI ANLAYABİLMEK

Değerli dostlar, geçen hafta gündem öyle hızlı gelişti ve değişti ki gündemin hızına yetişmek mümkün olmadı.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim kurumlarında 80 yıldır okutulan ‘Öğrenci Andı’ 2013 yılında anlamsız ve mantıksız bir şekilde kaldırıldı.

Türk Eğitim Sen, bu kararın ve uygulamanın durdurulması, ‘Andımız’ın okullarımızda tekrar okutulması için yargıya başvurdu. Aradan zaman geçti, Milli Eğitim Bakanlığının bu uygulamasına yargı, beş yıl sonra, 2018 yılında “dur” dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı yargının bu kararına ‘itiraz’ etti.

İşin düşündürücü yanı, itirazın sonuçlanması neden üç yıl sürdü?

Daha ilginç ve düşündürücü yanı, kararın 21 Mart’ta, İstiklal Marşımızın kabulünün yıldönümünde açıklanması!

Soru ve soru işaretleri çok.

Andımızı; ırkçı, şovenist, bölücü gibi akıl ve mantık dışı tanımlayanlar var.

Andımız’ın içeriğini ve iletisini anlamayanlar veya anlayamayanlar, Anayasamızın 66’ncı maddesinde ifadesini bulan, Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” tanımlamasını da anlayamamışlar ve anlamak istemiyorlar.

Bakınız, size bir olay aktarayım.

Yıl, 1915. Birinci Dünya Savaşının yaşandığı yıllar. Yer, Çanakkale. O, yedi düvelin saldırdığı Çanakkale.

57’nci Alay Şehitliğinin içerisinde Rum asıllı Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati’nin mezar taşı da vardır.

İşte Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati’nin öyküsü ve işte o en kesif orduların yüklendiği Çanakkale’de, bir cephede yaşananlar.

Alaya, ölümüne taarruz emri verilmiştir. Tüm subay ve erler ölüme, şehadete hazırlanmaktadırlar.

Yüzbaşı Dimitroyati, yanında Kur’an okuyan çavuşa seslenerek, “Çavuş, şu Kur’anı bana versene!” der.

Çavuş, “Hayırdır, Komutanım. Müslüman mı oldun?” der.

Yüzbaşı Dimitroyati, “Yok, be çavuş. Az sonra taarruza kalkacağız ve hepimiz öleceğiz. Biz öldükten sonra bizim cesetlerimizi gömmeye gelenler benim künyemi görünce beni gavur zannedip düşmanın yanına gömmesinler. Ben bu ülke için yaşadım; bu ülke için vuruştum ve bu ülke için öleceğim. Vasiyetimdir, beni Mehmetçikten ayırıp başka bir yere gömmeyin. Ver şunu!” der ve Kur’an’ı alır.

Artık o da burada, 57’nci Alay Şehitliğinin içerisinde Mehmetçik ile yan yana yatmaktadır.

İşte, “Türk” olmak, budur.

İllaki kan bağıyla, kafatasıyla Türk olunmuyor.

Türklük; bir ruh, bir anlayış, bir algı, bir bakış açısı ve yaşayış biçimidir.

Biz; “Türk” olmaya, “Doğru” olmaya, “Çalışkan” olmaya devam edeceğiz.

Biz; küçüklerimizi korumayı, büyüklerimizi sevmeyi sürdüreceğiz.

Biz, “Yurdumuzu, özümüzden çok seveceğiz.” Çünkü “Bizim İlkemiz, Önce Ülkemiz”dir.

Biz; her an ileri gitmek için, Çağdaş Uygarlık Düzeyine çıkmak için var gücümüzle çalışacağız.

Biz; Büyük Önder, Başöğretmen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğiz.

Varlığımızı da Büyük ve Yüce Türk Milletine armağan edeceğiz.

Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Bu ülke, makam sevdalılarının değil; vatan sevdalılarının omuzları üstünde yükselecektir.

Hiç gocunmadan, korkmadan ve bıkmadan “Ne Mutlu Türk’üm, Diyene!” diyeceğiz.

Sözün Özü

Varlığım, Türk Varlığına Armağan Olsun.

YORUM EKLE

banner95

banner94