ARINMA YOLCULUĞU!


Muzaffer YURTTAŞ

Muzaffer YURTTAŞ

06 Ağustos 2019, 13:27

1997 yılında ihtisasımı tamamlamış askerlik görevim için Çorlu Asker Hastanesi’nde bulunuyordum. O yıl benim kilom 86 idi ve ben her akşam yemekten sonra uyuyor, sabahları zor kalkıyor, ayakta durmakta zorlanıyordum.
Defalarca diyete başladım, ama başarılı olamadım. Değişik ürünler kullandım, ama ürünler bitince eski kilolarımı fazlasıyla geri aldım. Başarısızlıklar benim motivasyonu bozdu. Ama bıkmadan yeni arayışlara devam ettim. Kah eskiden kulağıma çalınanlar, kah zihnimde bu yönde asılı kalanlar, kah araştırdıkça karşıma çıkartılanlar, kah sanki benim için özel olarak önüme sunulanlar, kah edilen bir küçük kelam ile sanki bir uyanış yaşadım ve bir yola çıktım.
Kimi yerde karaciğerin ruhun kalbi olduğunu söylediler, üzerinde düşündüm ve karaciğer temizliğini araştırmaya başladım. Kimi yerde açlıkla insanın ölmeyeceğini, bilakis maddi ve manevi temizlik için açlığın şifa olabileceğini okudum.
2016 Nobel Tıp Ödülü, Japon hücre biyoloğu Yoshinori Ohsumi'ye verildi.
Yoshinori Ohsumi, hücrelerin kendilerini arındırmaları ve yenilemeleri üzerine yaptığı araştırmalarla ödüle layık görüldü. Hücrenin kendisini arındıran ve yenileyen mekanizmasına "otofaji" deniyor. Ve uzun süreli açlıkta vücutta otofaji devreye giriyor. Bunun için en az 14-16 saat aç kalmak gerekiyor.
Otofaji, vücudun geri dönüştürme mekanizması gibi işleyerek bozulan hücrelerin bulunmasına ve bu hücrelerden ayrıştırılan yararlı kısımlardan enerji elde edilerek yeni hücrelerin yaratılmasına yarıyor. Bu mekanizma sayesinde vücut kanseri ve diyabet gibi hastalıkları önleyebiliyor, sağlıklı metabolizmayı koruyor.
Ve öncüm olan, kuvvet, inanç, güven veren şu hadisler:
“Her hastalığın temelinde tokluk vardır” “Ademoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yeterlidir”. (Peygamberimiz 13 lokma yermiş) “Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür.” “Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.”
Derken su orucu, şifa orucu, peygamber orucu terimlerini duydum. (Aslında bunlara Su Diyeti ya da Peygamber diyeti demek de söz konusu olabilir. Zira anladığım kadarıyla kimileri gerçekten oruçla bu diyeti uygularken, kimi de oruçsuz uyguluyordu.) Araştırmaya başlayınca ilk bulduğum isim: Münir Arıkan oldu. Yazdıkları ve yaşadıkları çok etkileyici idi. Böbrek, astım hastası olan Arıkan bu vesileyle hastalıklarından kurtulduğunu söylüyor, elimden gelse bu diyeti herkese mecbur kılardım, diyordu. “Sağlıklı bir bedeniniz, berrak bir zihniniz, sevgi dolu bir kalbiniz ve gerçekten arınmış bir ruhunuz olmasını istiyorsanız” bu programı deneyin diyordu.
Tüm bunların üstüne okuduklarımın sahiciliğini ve en önemlisi açlığı araştırmaya başladım. Malum Ramazan oruçları da olmasa açlık unuttuğumuz bir şey. Eskiden iki öğün yerken, giderek üç öğünlük kallavi sofralar kurar olduk, giderek o da yetmedi günde 7-8 öğüne çıkardık işi. Kısaca gün demek, yaşamak demek; yemek oldu bizim için. Açlığı hakiki anlamda bilmiyoruz, bize ne yaptığını ise hiç bilmiyoruz. Hatta aç kalırsak öleceğimizi sanıyoruz.
Peygamberimizin orucunu bazen tek hurmayla açtığını, en fazla yedi hurma yediğini ve günlerce böyle devam ettiğini, hatta 40 gün sadece zemzem ile beslendiğini, Abdülkadir Geylani’nin 40 günde bir iftar ettiğini, Hz. İsa’nın 60 gün, Hz. Musa ve Hz. İlyas’ın 40 gün hiçbir şey yemeden oruç tuttuklarını okudum. Ayrıca Halvet konusu vardı. Genellikle 40 gün su, birkaç zeytin, birkaç hurma ve birkaç günde bir elmayla ve zikirle yaşamak hep ilgimi çeken şeydi.
Üç öğün yemeği dahi aşan yedi öğünler bana normalde de ne makul ve ne de sevimli gelmezken sürekli yemek hali, sürekli yemek düşünme zaruriyeti çok iticiydi benim için. Hepi topu bir kaç lokma ile doyacakken ve bu yolla yemeyi sıradanlaştırmak varken, gösterişli sofralar kurmak, olmadı bunu her yerde paylaşmak, sünnetle alakası olmayan iftar sofraları, hele ki israfın alası olan açık büfeler bana uygun görünmüyordu. İçimdeki ses bu türden yaklaşımları açıkça reddediyordu. Ki son bir kaç senedir, zihnimde, kalbimde sıklıkla dönenip duran o cümle: “Mideyi küçült, kalbi büyüt!”
İçinde olduğum karmaşık toparlamaya başladım. Zihnimde şimşeklerin çaktığı, aydınlandığım anlar oldu bu anlar. Demek ki diyordum açlıkla sanıldığı gibi hasta olmuyoruz, bilakis açlık şifa vesilesi belki. Bir başka yazımda bu konuyu irdelemeye devam etmek dileği ile hoşça ve sağlıcakla kalın!
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yahya Zeybek - 2 hafta önce
Teşekkür ederim kardeşim çok güzel güzel bir konuyu yazıya dönmüşsünüz beğendim elinize sağlk diyorum daha sonraki yazacağınız yazılarıda merakla bekliyorum.Haayılı geceler Allaha emanet olunuz.
Avatar
Ahmet Gültekin - 2 hafta önce
Teşekkür ederim doktor bey çok istifade ettim bu tür yazıların devamını bekleriz selamlar
Avatar
Ali alp - 1 hafta önce
Sayın vekilim Allah razı olsun cok mustefit oldum zazmaya devam ediniz inşAllah bizlerde az yiyen lerden oluruz