BİR KİTAP ÜZERİNDEN...


Ahmet Erdinç

Ahmet Erdinç

13 Ağustos 2018, 08:58

Kitabın yazarı, Alice MILLER
Orijinal adı;Die Revolte des Körpers
Adı; Beden Asla Yalan Söylemez
14 nisan 2010 tarihinde 87 yaşında hayata gözlerini yuman yazar, yirmi yıl psikanaliz üzerine çalışmış, yazmak için de mesleğini ve eğitim vermeyi bırakmış bir isim.
Kitabın kapak kompozisyonunda, kitap isminin altında şu ibare göze çarpıyor; "üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız"
Ebeveyn istismarının, bireylerin gelecek yaşamını etkiliyor oluşunun ötesinde; bedenin her şeyi bildiğinden hareketle, bir şeyler görmezden gelinse bile düşünce-beden uyuşmazlığının hastalıkların bile sebebi olabileceği iddia ediliyor.
Her ne kadar insanlar, anne ve babalarının kendilerine yönelik hükümran ve katı tutumlarını ilerleyen yıllarda belleklerinde değiştiriyor, iyileştiriyor olsalar bile, olumsuz yaşantıların etkileri insanların yaşamlarını etkiliyor diyor yazar.
Bu görmezden gelme, iyileştirme, haklı bulma gereksinimini de kendi kültürlenmesine göre meşhur "on emir" in dördüncü emrine(bizim bilgilerimize göre beşinci emir),  "babana ve anana hürmet edeceksin" e bağlıyor.
Ve diyor ki;
"Bir çocuk dünyaya geldiği zaman, ebeveynlerinden en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir; yani şefkat, dikkat, ilgi, koruma, dostluk ve iletişim kurma isteğidir. Bunlar sağlandığı taktirde bedenleri hayatları boyunca bu iyi anıları taşıyacaktır ve sonra yetişkinler olarak aynı sevgiyi çocuklarına aktarabileceklerdir. Ancak durum böyle değilse çocuklar hayatları boyunca ilk hayati ihtiyaçlarının tatmin edilmesine dair bir özlemle kalacaklardır. Hayatlarının geri kalanında bu özlem başka insanlara yönelik  olacaktır. Buna karşılık çocuklar "yetiştirme" adı altında ne kadar acımasız bir şekilde sevgiden mahrum bırakılır, yadsınır, ya da kötü muamele görürse yetişkin oldukları zaman-en çok ihtiyaç duyduklarında o sevgiyi veremeyen- aynı anne babaya, ya da onların yerindeki kişilere o kadar bel bağlayacaklardır.Bu bedenin normal tepkisidir. Beden  tam olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilir,mahrum kaldıklarını unutmaz, mahrumiyet ya da boşluk oradadır, doldurulmayı bekler"
Sakın hemen çok korkunç ebeveyn çocuk ilişkisi gelmesin aklınıza; "zehirli pedagoji, yalnızca -çocukken sürekli cezalandırılma korkusuyla yaşadıkları için- takmak zorunda oldukları maskeye güvenebilen aşırı derecede iyi uyum sağlamış bireyler yetiştirir. Senin iyiliğin için seni böyle eğitiyorum cümlesi bu yaklaşımın asıl ilkesidir. "Seni döversem ya da sana acı çektirecek veya seni küçük düşürecek sözler söylersem bu tamamıyla senin iyiliğin içindir" sözleriyle, her ebeveyn çocuk ilişkisinde tanık olabileceğimiz yaşantı ve diyalogları eleştiriyor.
Geçmiş yaşantıların "şahit" dediği bir psikolojik yardım elemanıyla yeniden canlanabileceğini ileri sürerken; " terapistlerin büyük çoğunluğu kendi yetiştirilişleri sırasında karşılaştıkları ilkelerin aynılarını sunarlar" tespitini de ihmal etmiyor.
Samimi, gerçek duyguların üretilemezliğinden yola çıkarak bedenin, tahakkümü, şekillendirmeye yönelik çabayı unutmadığından ve varsa bunlarla mutlaka karşılaşılması gerektiğinden söz ediyor.
Yalın bir anlatımla yazılmış okunması kolay bir kitap.
Özellikle; nerede ise her kötülüğü çocuklar ve ergenlerin anormal buldukları değişimlerine bağlamaya eğilimli düşüncedekiler için "bir başka fikir" adeta...
Katılırsınız, katılmazsınız ama yazarın bunları düşündüğü ve eserleştirdiğinden bugüne bir değişim yok. Ebeveynler açısından aynı kutsama, aynı dokunulmazlık!
Bir grup çalışmasında tamamı kadın olan gruba şu soruyu sordum.
-Anneler, çocuklarını tehdit amacıyla hangi cümleleri kuruyorlar?
Bir çok yanıt geldi, ardından benim beklediğim yanıt; "sütümü helal etmem!"
Peki dedim; bu süt dediğiniz şey belirli bir sürenin öncesinde sizde var mı?
-Yok
-Belirli bir süreden sonra sizde var mı?
-Yok
-Öyleyse siz, Yüce Yaradan'ın yarattığı kulu için sizin bedeninizde konumlandırdığı bir şeyi nasıl oluyorda helal etmeme hakkına sahip olabiliyorsunuz?
-Sessizlik önce ve sonra; "hiç böyle düşünmemiştik"
Olay bizde de böyle anlayacağınız. Hepimizin bildiği; "cennet anaların ayakları altındadır". Amenna ama, hangi anaların???
Bizce; ebeveynlerin hayatı, sabrı, anlayışı öğrenme ve nefisleriyle mücadelede mesafe katetme açısından en iyi öğretmenleri çocuklarıdır. Böyle bakınca; eleştiriden uzaklaştıran bir kutsallaştırmanın anne ve babalar için büyük bir fırsatı kaçırıyor olmaları anlamına gelmesi de cabası..!
 
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.