DERTSİZ VE MESUT BİR GARİBİ DİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?(2)

Duyduğuma göre inşaat mühendisleri, yaptıkları bir yapının tabandaki genişliğin, ancak 10–11 katı kadar yukarıya çıkabilen inşaatlar yapabiliyorlarmış. Çok tuhafıma gitti. Benim uzak bir akrabam olan buğdaylar, insanların inşaat ilmine meydan okuyarak en alt kalınlığının, tam 500 katı yükseğine çıkan bir nevi inşaat sayılan saplar yapabiliyorlar. Hatta bu inşa edilen saplar hemen hemen yere değecek kadar da sallanarak tekrar düzelebiliyorlar. Bu mühendis denilen akıllı varlıklar böyle sallanan binalar yapabiliyorlar mı? Sanmam. Ama bunu bizimkiler de yapamazlar. Biz sadece yapılanlara mazharız.

Çekirdeklerimizin, dallarımızın yaptığı sanılan her şey de hep aynı şekilde değerlendirilmeli. Yoksa insana yakışmayan akıl dışı bir hal olur.

Bizim yapraklarımızın yerleşmesi ile alakalı olarak Ziraata Fakültelerinde “Yaprak Mucizesi” diye ders veriliyormuş. Erzurum’daki üniversitede görevli bir ziraat mühendisinden duymuştum. Ama bu mucizeyi bizlere verişlerini hâlâ hiç anlayamadım.

Çıkan her dal ve dalcığımızın çıktığı bölümlerimiz, daha kalın dalla irtibatının sağlam olması için, kâinatın yaratılmasıyla birlikte bizlerde olan, Etriye Sıklaştırması denen bir sisteme, insanlar da belli bir tarihten beri önem veriyorlarmış. Çünkü depremlerde filan binalar hep kolon-kiriş birleşme yerlerinden harap oluyormuş. Oralarda, demir bağlantılar üzerine sarılan tellerin mesafeleri 7–8 santime kadar indiriliyormuş artık. Bize bakıp ders de alamamışlar. Enâniyet onlara çok şeyler kaybettirmiş. Yazık.

Bir de bütün özelliklerimizi tohumlarımıza aktarabilme özelliğimiz de bize hediye edilmiş. Her hücremiz tane tane artarken her birinin içine elli bin cilt kitap tutarında yazılım ekleniyormuş. 

Bunlara RNA mı DNA mı, bir şey deyip, bir isim vererek adileştirmek istiyorlar ama siz sakın aldanmayın. Bu iş o kadar basit değil. Rengimiz, şeklimiz, kök ve odun soymuk borularımıza kadar bütün özelliklerimizi en ince detaylarına kadar, gelecek neslimize aktarabiliyormuşuz ki, vallahi bizim bundan da hiç haberimiz yok.

Bazı arkadaşlarıma tuhaf şekilli tohumlar verilmiş. Yere düşerken tohumun üstünde daha hafif ama tohum yere deyince adeta vida gibi üstte dönerek tohumu toprağa yerleştiren bir mekanizmaları var. Bazı akrabalarımızın ise binlerce tohuma adeta ince tüycüklerden paraşütler takılmış. Rüzgâr onlara çarptığında uçuşarak, havaya binerek çok uzaklara gitme melekesi kazandırılmış. Hatta uzaktan dedemiz sayılan palamut ağacının tohumlarının, yere, yan olarak gömülmesi gerekiyormuş. Bu sebeple onlar; ceviz, fındık gibi yuvarlak değil de, biraz uzunca, pelit denilen tohumlar şeklinde şekillendirilmişler. Hayret!

Bizi Yaratan hem çok merhametli, hem de çok adil. Her şeye lazım olan bütün özellikleri kazandırıyor. Yaratışında adalet hâkim, merhamet hâkim…

Bizim bütün tohumlarımızın içinde embriyon diye adlandırdıkları bir cihazımız var ki o belli uygun bir zeminde, hemen uyanır, canlanır. Bitki olup da köklere kavuşuncaya kadar, tohumlarımız içinde ona da rızk olacak bütün maddeler yeterli miktarda depolanmıştır. Bir de bitki arkadaşlarımızın o kadar çok tohumları olur ki, onların hepsinin bazı ilim adamlarının dediği gibi, nesillerinin devamı için kullanmayacağını siz de bilirsiniz. Tabi ki bütün bu fazlalıklar, bize göre, hep insanların istifadesi için, nimetlere kolayca ulaşabilmeleri için ayarlanmış.

Hep söyledim ama yine tekrar etmem lazım. İnanın ne ben ne arkadaşlarım bütün bunların hiç birini yapamayız. Zaten çok basit bir hayatımız var ve basit maddelerden meydana gelmişiz. Bizler bütün bu bildiklerimizle, ilmi ve kudreti sonsuz, çok merhametli bir Zatın, bizi ve bütün canlıları bu tarzda yaptığına, ruh-u canımızla inanıyoruz. Bu inanç doğrultusunda da hayatımızı şekillendiriyoruz.

Yani başta söylediğimiz acz ve fakrımızdan, bazen ezilivermemizden, bazen çabuk ölmekten, bazen bir böcek tarafından tiftiklenmekten çok fazla etkilenmiyor, üzülmüyoruz. Çünkü bu bildiklerimiz, O Yaratıcının, Rahman ve Rahim olduğunu, Hakîm ve Âdil olduğunu, bize tereddütsüz anlattığı için; O, ne yaparsa yapsın, hiç itiraz etmeyiz. O’na ve her yaptığına razıyız. Sadece verilen vazifeleri yapar, neticeyi hiç düşünmeyiz.

Çünkü netice O’na aittir. Başarısız da olsak çok telaşlanmayız.

YORUM EKLE

banner95

banner94