DEVLET, HÜKÜMETLER, ÇALIŞAN VE EMEKLİ POLİS


Yavuz ELBiRLER

Yavuz ELBiRLER

29 Mayıs 2019, 14:59

Batı Avrupa, Güney Amerika ve Türkiye’de 1968 yılından itibaren sokaklar, üniversiteler, fabrikalar hareketlendi. Yasadışı yürüyüşler, işgaller, boykotlar, grevler, silahlı soygunlar, bombalamalar, cinayetler ve bunlara paralel olarak illegalitede silahlı, legalitede: dernek, dergi, gazete, kitap, tiyatro, film, sendika ve hatta siyasi partileri ile Marksist, Marksist-Leninist, Maoist, v.s, yüzlerce örgüt anarşi ve terör ile gündeme oturdular.

Küba’da, Yemen’de, Filistin’de eğitilen binlerce genç adam sokaklarda, hücrelerde inandırıldıkları davaları uğruna öldürmeye ve ölmeye başladılar.

Batı, tehdidi bütün boyutları ile algıladı. Hükümetler, kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve sorumlu medya ile el ele vererek, sorunun kaynağına indiler. Suiistimal konularını tespit ederek akılcı bir biçimde minimize ettiler. Terör örgütleri ile silahlı mücadelelerini sürdürmenin yanında, sosyokültürel ve sosyoekonomik alanlarda ve yasalarda eksikliklerini giderdiler. Özetle, politik mücadelelerini etkin ve taviz vermeden sürdürdüler.

Biz ne yaptık ve ne yapmaya devam ediyoruz?

Görünen o ki, 1968’den bugüne tavrımızı değiştirmemekte ısrarcıyız. Elli yıl önceden itibaren, 1968–1980 arasını kapsayan dönemde 30 bin civarında, araç gereçten, anarşi teröre karşı temel eğitimden yoksun bir polis gücü ile tehdit unsuruna karşı yetersiz bir mücadele verdik. Hükümetler tehdidin polis gücü ile ortadan kalkacağına inanıyor fakat o gücü nitelik ve nicelik olarak olması gereken seviyeye getirmeyi de hiç düşünmüyorlardı. Temel eğitimden yoksun polis hata üstüne hata yapıyor, hata yapa yapa öğreniyor; çok az bir kısmı, uzmanlaşıyor, okuyor, araştırıyor, düşünüyor, öneri getiriyor, çözüm üretiyor. Fakat bütün çabaları mevzii olarak kalıyordu.

Genel kanı, ''asacaksın, bir kaç tanesini, düzelir'' idi. Asmanın, öldürmenin, baskı ve şiddetin çözüm olmadığını siyasi irade ve yöneticiler görmemekte ısrar ediyorlardı. Olayı görmemek, bildirmemek, genel ve örtülü aflar, tavizler ve baskı ile çözümün olmayacağını görmemekte direndik.

Bu gün geldiğimiz noktada, 200 bin civarında her türlü araç ve gerece sahip bir polis teşkilatına şeklen sahibiz. Büyük ve doğru kullanılması gereken bir güç. Doğru kullanma, amir ve memur her bir polisin mükemmel bir temel eğitim, uzmanlık eğitimi ve hizmet içi eğitim ile DEVLETİN POLİSİ olma şuuruna sahip polisler ile olur.

Polisin bütün sıralı amirleri komiser yardımcılığından itibaren en üst düzeye kadar, tekrar açılması elzem, Polis Koleji-Polis Akademisi, Polis Akademisi ve ihtiyaç nispetinde diğer fakülteler mezunları alınarak polis akademisinde en az bir yıllık temel eğitime tabi tutularak komiser yardımcısı rütbesi ile göreve başlayanlardan oluşmalıdır.
Her komiser yardımcısı bir gün Emniyet Genel Müdürü olabileceğini bilmelidir.
Terfilerde liyakat, mesleki başarı, bilgi, beceri objektif ölçülerde değerlendirilmelidir.
Polis memurlarının yükselme şansı, hedefi olmalıdır.

Okulların kapatılması, deneyimli amirlerin olmaması, yetersiz eğitimle 18-24 yaşlarında gençler çevik kuvvet bünyesinde sokaklara sürülmektedirler. Askerlikten muaf tutulmalarını anlamak mümkün değildir. Daha önce denenmiş, zararları görülmüş bu uygulamada ısrar edilmemelidir.

Bu çevik kuvvet, zor şartlar altında görev yapmaktadır. Moral motivasyonu sıfır olan, toplum psikolojisinden menfi olarak etkilenen bu insanlar, ancak doğru yönlendirme ile doğru görev yapabilirler.

Maskeli, molotoflu, silahlı gurupların saldırıları karşısında insan doğasının, mesleklerinin ve yasaların gereği tepkileri doğal sınırları aşabilmektedir. Yanan aracın içinden yanarak çıkan polisin, silahını kullanmasını hangi ölçülerde tenkit edeceğiz.

1980 sonrası, nitelik ve nicelik olarak ‘devletin polisi’ olma vasfına neredeyse kavuşan polis, sistematik olarak FETÖ/PYD mensupları ve suç ortakları güç odaklarının etkisi altına alınmaya çalışılmış, deneyimli polis amirleri kenarda bırakılmış, objektif ölçülerden uzak terfi ve görevlendirmeler, amir sınıfını içten içe bölünme noktasına getirmiş, 17-25 Aralık operasyonları ve 15 Temmuz’daki hain kalkışma sonrası yıllardır korunanlar, yandaşları ve kullandıklarını kapsayan her rütbeden binlerce polis atılmıştır.
 
Sorun çözülmüş müdür? Kamplaşma devam ettirilmekte midir?
Adaletin ilk kapısı olan polis kendi içinde ADİLMİDİR?
Üstler astlarının hukukuna saygı göstermekte midirler?
Terfi ve makam için her yol mubah mıdır?
Ömürlerinin en verimli evresini, mesleğin zor şartları altında her türlü fedakarlığa katlanarak geçiren polisler, emekli olduktan sonra nasıl bir hayat sürmektedirler?
İkamet adresleri, var ise iş adresleri bilinmekte midir?
Ömürlerini suç ve suçlu ile mücadele ile geçiren, özellikle terör örgütlerinin potansiyel hedefi olan bu insanlar korunmakta mıdırlar?
Yaşam koşulları incelenmekte midir?
Kendilerinin ve aile fertlerinin sağlık durumları, ihtiyaçları takip edilmekte, gerekli yardım sağlanmakta mıdır?
Görevde bulundukları sırada çalıştıkları birimlerde uzmanlaşanlardan, Polis Eğitim Merkezlerinde, Hizmet İçi Eğitim ve İhtisas Kursların da faydalanılmakta ve bu şekilde onore edilmekte midirler?
Emekli polislere, görevde bulunan en üst emniyet müdüründen polis memuruna kadar her teşkilat mensubunca saygı gösterilmekte midir?
Polis emeklilerinin durumunun, çalışan polisleri moral açıdan olumsuz etkilediği görülmekte ve düşünülmekte midir?

3600 sadece bir rakam değildir.
Polisin özlük haklarından en basiti emekliliğin de. Onu bir nebze rahatlatacak 3600 ek gösterge yıllardır muhalefetin teklilerine rağmen verilmemiş, reddedilmiş ve bu gün seçim vaatleri arasında telaffuz edilir olmuştur.
Devletin polisi, devletin emrinde, halkın hizmetinde olmalı. Yasal ve insani sınırlar içinde, yetki gaspı yapmadan, kastı aşmadan görevini yapmalıdır.
Polis müdürleri öncelikle astlarına karşı adil olmalıdırlar. Hukuk devletinin gereği budur.
Bütün yöneticiler, yaşanan olaylardan ders almalı, hata ve giderek suç teşkil eden eylem ve söylemlerden vazgeçmelidirler.
Selam ve dua ile!
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.