DİNLER DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ, DİNLER BİRLEŞEBİLİR Mİ?

"Dan Brown’la Ertuğrul Özkök beyin “Başlangıç” adlı kitap için yaptıkları röportajın, “Tanrı(!)var mı, yok mu” sapkınlıklarının safsatalarına cevap vermeye devam ediyoruz…

Bu adamların safsataları o kadar çok ki bu röportajın yanlışları ve saptırmaları için bir kitap yazmak gerekir…

Bilim bütün sorulara cevap verse bile DİNLER daha uzun süre varlığını sürdürecek”…bugünün dini, bin yıl öncesinin dini ile aynı değilse, yarının dini de aynı olmayacak.” iddiasında bulunuyorlar..

Cahil bir salak bile böyle iddialarda bulunamaz! Hz. Adem AS’ın dini, elbette Hz. İsa AS’ın ve bilhassa peygamberimiz Hz Muhammed ASM’ın getirdiği semavi din olan İslamiyet ile ayni değildir ve olamaz.

ASIRLARA GÖRE şeriatler değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatler, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiyadan sonra, şeriat-i kübrâsı her asırda her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlere ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmıştır.

Evet, nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilâçlar tebeddül eder. Öyle de, asırlara göre şeriatler değişir; milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder. Çünkü, ahkâm-ı şer’iyenin teferruat kısmı, ahvâl-i beşeriyeye bakar, ona göre gelir, ilâç olur.

Enbiya-yı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt’ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş. Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye birtek ders alacak, birtek muallimi dinleyecek, birtek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir. Eğer, beşerin ekseriyet-i mutlakası, bir mekteb-i âlinin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse, o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz. (Sözler, 653)

Dinlerin EVRİM geçirdiğinden bahsediyorlar... Çünkü tanrıya verdiğimiz anlam değişiyormuş! Cahil adamlar! Semavi dinler, Hıristiyanlık ve Yahudilikteki gibi canınız istedikçe, kısır akıl fenerinizle değiştirildiği gibi değişmez. Dini Rabbimiz o günün ve o devirdeki insanların seviyesine göre belirler ve bir peygamberle onu tebliğ eder. İlmi tavrınız olsa bunu sizde böyle bilirdiniz. Sapkın ve bunamışçasına bir hal sergileyenler bunu anlamak istemezler… Dinler, yukarıda anlatıldığı gibi asırlara ve ihtiyaçlara göre bir külli akıl sahibi Zat tarafından belirlenir. Öyle İznik Konsülünde veya on senede bir Semavi Dinin Semavi Kitabı değiştirilmez. Bazı sorulara sarih cevaplar tam bulunamamışsa içtihatla yorumlanarak probleme cevap aranır. Ama cevap dinin logo gibi değiştirilmesi, parçaların istediğimiz gibi seçilip birleştirilmesi şeklinde olmaz, olamaz. Ona semavi din denmez. Olsa olsa medeniyet anlayışı, fikri ekol, safsata vb şeyler olabilir.

100 yıl sonrasının tanrısı bugün  bildiğimiz tanrı olmayacak. Ama yine de tanrıya, bir YARADANA ihtiyacımız olacak. “Olabilir ama 100 yıl sonra ihtiyacımız olacak tanrı, bugün ihtiyaç duyduğumuz tanrı ile aynı olmayacak.”

A kızanlar sizde hala safdiriklik devam ediyor. Ne söylediğinizin farkında mı değilsiniz. Yoksa çok mu cüretkârsınız. Allah değişmez. O Hakîm, Rahimdir. Bütün ihtiyaçları karşılayacak zatî sıfatlarla müzeyyendir. Öyle olmasa Allah olamaz.

“Nedir o ihtiyaç? “Biz kaosu sevmeyiz. Dolayısıyla birilerinin onu düzene koyması lazım. Ahlaki çerçeveyi çizecek bir güce ihtiyacımız var.” da diyorsunuz amma, sanki arkadaşınızla konuşuyor gibi edebinizi de bozuyorsunuz. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz. Aczinizin, fakrınızın hiç mi farkına varmadınız. Sizin bulanmış aklınızla adeta sayıklıyor, ne dediğinizin bile farkında değilsiniz galiba. Hizaya gelin, edebinizi takının. Doğru dürüst konuşun.

Çok şükür kaosu sevmiyormuşsunuz! Ama bu halinizle dilinizle söylediğinizin aksini yapıyor, kaosu meydana getirmeye çalışıyorsunuz. Evet sosyolojiye göre de teolojiye göre de “Ahlaki çerçeveyi çizecek bir güce ihtiyacımız var.” deniyor. Akıl da, iz’anda bunu haykırıyor. Bütün kainatı insan meyvesi için dizayn eden Kudret, onun iki cihan saadeti için de şahsi ve içtimai prensipleri de vaz etmiştir. Sizin gibi bu dinin saadet prensiplerine razı olmayan, yaratıcıya teslim olmayan, hatta şirk içinde çevresini de allak bullak edenler bu manayı nasılsa ağızlarından kaçırıyor ama her nedense efkarlarını bu mana dışında oluşturuyorlar. Sizin aklınız insan saadeti için medeniyet kurmaya yetmez. Yetmedi de. Bugün pek çok insan, birçok insani değerleri o semavi dinlerin bozulmamış prensiplerinden almasaydı sizin ordularınız ve entrikalarınız insanı asla az da olsa saadete ulaştıramazdı.

Kitapta tek tanrılı üç dinin ileride birleşip daha iyi bir tek dine dönüşebileceği görüşünü de tartışıyorsunuz. Buna inanıyor musunuz?“Daha iyi bir dinin olabileceğine inanıyorum, ama bunun üç dinin birleşmesi şeklinde olacağını düşünmüyorum. Çünkü bugün bildiğimiz üç din, öylesine derin biçimde ayrılmış, kendi içlerine öyle kapanmış durumda ki birinin ötekini asla kabullenebileceğini düşünmüyorum.”

Siz istediğiniz kadar düşünmeyin. Kendinizi de insanlığı da bedbaht etmeye çalışın. Ama Peygamberimiz Muhammed ASM. asırlar öncesinden gayp aşına gözüyle, Rabb-i ‘Rahimine dayanarak haber veriyor. Hakikati arayan insan doğruyu muhakkak bulacaktır.

Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir. Öyle de, Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nev'inden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbârâne surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.

İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ AS’ın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur'ân'a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.

Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir.1 Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.” (Mektubat, 90)

Hep beraber göreceğiz. Amik ovasında dünyanın en büyük savaşını hazırlayan Yahudilerin dediği mi, ASM’ın dediği mi olacak hep beraber göreceğiz. Hak muhakkak galip olacak. Rabbimiz Nurunu tamamlayacak. Bizim devletimiz de İslam’ın Bayraktarı ve son ordusu olarak tarihteki yerini alacaktır inşallah.

YORUM EKLE