|
19 Mayıs 2012 Cumartesi
'BU YIL BAKANA KARNE YOK'2011-2012 Eğitim-Öğretim yılının ilk yarısını değerlendiren Eğitim İş Şube Örgütlenme Sekreteri Cem Ok, iktidarın kötü eğitim politikaları dolayısıyla eğitimde seviyenin düştüğünü söyledi. Ok, “Umut ve beklentilerin karşılanmadığı altı aylık sürede, cumhuriyetimizin en köklü kurumlarından olan Milli Eğitim Bakanlığı, cumhuriyetin tasfiyesinde araç haline getirilmiştir” dedi.
Eğitim İş Şube Örgütlenme Sekreteri Cem Ok, 2011-2012 Eğitim Yılı’nın sona eren ilk yarısını değerlendirdi. Eğitim sisteminin belli bir ideolojiye hizmet eder hale getirildiğini savunan Ok konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bugün ülkemizde eğitime ve eğitimden sorumlu kurumlara yönelik ciddi bir hükümet müdahalesi vardır. Toplumsal değerlerin kazandırılmasından çok, dinsel bir propagandaya dönüşen eğitim amacından saptırılmaktadır. Eğitim, ideolojik bir araç konumuna indirgenerek, daha okul sıralarında bireyin kontrol edilmesi ve siyasal iktidarla uyumlaştırılmasına hizmet eder hale getirilmek istenmektedir. Bu tespite ait en çarpıcı örnek; 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Yasası’nda yer alan, Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda yurtsever öğrenci yetiştirme uygulamasından, 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vazgeçilmiş olmasıdır. Yönetmelik ve genelgelerle, üniversiteye girişte kullanılan katsayı uygulamasına son verilmesi, Kuran kurslarına katılımda yaş sınırının kaldırılması, Arapçanın 4. sınıfa kadar inerek seçmeli ders haline getirilmesi ve “Haydi çocuklar, Umreye” gibi projelerle eğitimde dinselleştirme ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca AKP iktidarı, geçmişle hesaplaşma adına zorunlu eğitimi 1+4+4+4 şeklinde kesintili hale getirerek, İmam-Hatip liselerinin ortaokul kısmını yeniden açmak istemektedir. Kendi YÖK’ünü oluşturarak teslim alan siyasi iktidar, üniversiteleri bilim üreten kurumlar olmaktan çıkararak adeta yüksek liselere dönüştürmüştür. Üniversitelerimiz toplumun tüm sorunlarına duyarsız hale getirilmiştir. İlkeli, dürüst, akademik yeterliliğe sahip bilim insanlarımız çeşitli baskılarla üniversitelerden uzaklaştırılmıştır. AKP’nin bilim yuvalarına saldırıları üniversitelerle sınırlı kalmamıştır. TÜBİTAK’ın tüm yapısını daha önce değiştiren siyasi iktidar, dünyada sayılı bilim merkezlerinden biri olan Türkiye Bilimler Akademisi’nin özerkliğini, yayınlanan KHK ile ortadan kaldırmıştır. Hükümetin müdahalesi üzerine, dünyaca ünlü 45 bilim insanı TÜBA’dan istifa etmek zorunda kalmışlardır” dedi.
‘Okullaşma oranında hedefe ulaşılamamıştır’ Geride bırakılan dönemde okullaşma hedefine ulaşılamadığına dikkat çeken Cem Ok, “2011 verilerine baktığımızda, ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 98, ortaöğretimde ise yüzde 69’dur. Bu oran çağdaş ülkelerin oldukça altındadır. Ayrıca cinsiyet açısından okullaşma oranında erkekler lehine büyük bir fark bulunmaktadır. Kız çocuklarının öğrenimine ilişkin olarak özellikle kırsal ve kıt kaynaklara sahip bölgelerde ailelerin bilinçlendirilmesi, ekonomik anlamda bu ailelere katkı sağlanması yetersizdir” diye konuştu. ‘Bayram kutlamaları yasaklanmıştır’ Ok, 12 Ocak’ta yayınlanan genelgeye de vurgu yaparak, Müfredat programlarımızın genel amaçları içerisinde yer alan ve ulusal birliğimizin simgesi olan ulusal bayramlarımız, ya yasaklanmış ya da içeriği boşaltılmıştır. Her yıl Kutlu Doğum Haftasıyla perdelenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dışında, Van depremi bahane edilerek en büyük ulusal bayramımız olan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edilmiştir. Yine Atatürk’ün “benim doğum günümdür” dediği 19 Mayıs kutlamaları Bakanlık genelgesiyle yasaklanmıştır” dedi. ‘Öğretmen üzerindeki baskı ve yük arttı’ “AKP hükümetinin, “Eşit işe eşit ücret” adıyla çıkardığı 666 sayılı KHK ile daha çok üst düzey yöneticilere ek ödeme verilirken, eğitim ve bilim emekçileri yok sayılmış, açıkça ayrımcılık yapılmıştır” diyen Şube Örgütlenme Sekreteri: “Öğretmenlerimizin yaşam koşulları, yapılan bu düzenlemelerle, diğer kamu çalışanlarının gerisinde kalmıştır. 652 sayılı KHK’nin ucu açık maddelerine dayanarak öğretmeni zorunlu rotasyona tabi tutmak isteyen bakanlık bu durumu, öğretmenlere karşı tehdit unsuru olarak kullanmaktadır. “Öğretmen az çalıştığından az maaş alıyor.” diyen Ömer Dinçer’in bakanlığı, kamuoyunda fişleme olarak tartışılan ADEY, Performans Kriterleri, RİDEF gibi uygulamalarla öğretmenin iş yükünü yeni angaryalarla artırmayı da ihmal etmemiştir OECD ülkelerinde öğretmenlerin ortalama çalışma süresi 1652 iken, Sayın Bakanın en az çalışan ve en çok tatil yapan (!) meslek grubu diyerek aşağıladığı öğretmenlerimiz ortalama 1832 saat ile öğretmenlerin en fazla çalıştığı ülkedir. Siyasi iktidarın Cumhuriyeti tasfiye ettiği bu süreçte, Atatürk’ün yeni nesli emanet ettiği, cumhuriyeti korumakla görevlendirdiği öğretmenlerin hedef alınması tesadüf değildir. Ülkemizde derslik başına düşen öğrenci sayılarına baktığımızda tüm kademelerde büyük değişikliklere gidilmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. 2011 yıl sonu verilerine göre, derslik başına okulöncesi eğitimde 24 öğrenci, ilköğretim okullarda derslik başına 45 öğrenci, ortaöğretimde ise 40 öğrenci düşmektedir. Bu rakam OECD ülkelerinde, derslik başına 22 öğrencidir. Bu sayıların hem ilden ile, hem de okuldan okula ciddi farklılıklar göstermesi, eğitimin niteliğini düşürmektedir. Aynı şekilde öğretmen sayıları da yetersizdir. Bakanlığın kendi rakamlarıyla, 150 bin öğretmen açığı ve 160 bin derslik açığı bulunmaktadır. Bakanlık ayrıca 2011–2012 eğitim-öğretim yılında 60 binden fazla öğretmeni ucuza, ücretli öğretmen olarak çalıştırmaktadır.. Çalışan öğretmenine sahip çıkmayan Bakan, atama bekleyen öğretmenlere de başka kapı göstermektedir” ifadelerini kullandı. ‘Eğitim hızla özelleştirilmektedir’ Eğitimdeki özelleşmeye de atıfta bulunan Cem Ok şunları söyledi: “AKP, okulları satarak başlattığı özelleştirme programına sözleşmeli öğretmen uygulamasıyla devam etmişti. Artık 652 sayılı KHK ile Milli Eğitim Bakanlığı okulları 49 yıllığına kiraya verebilecektir. Yine öğretmen ücretlerinin performans kriterlerine göre belirleneceği ifade edilerek, sözleşmeli öğretmen uygulaması tümüyle yapılmak istenmektedir. Bakanlığı adeta özel şirkete dönüştüren Ömer Dinçer, Personel Genel Müdürlüğü’nün adını da, ancak özel şirketlerde karşılığı olan İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü’ne dönüştürmüştür. Üst düzey milli eğitim bürokratlarını sözleşmeli hale getirerek, ballı maaşlı yandaş uygulaması başlatılmıştır. Talim Terbiye Kurulu da kadrolaşma hareketinden nasibini almış, milli eğitimi özelleştirme ve dinselleştirme aracı haline getirilmiştir. Devletin okullarda dağıttığı kitaplar politik amaçlara hizmet eder hale gelmiştir. İçerik yönünden yetersiz, bilimsel olmaktan uzak ve yandaş firmalara hazırlatılan kitaplar, öğrencilere en temel bilgileri bile verebilecek nitelikte değildir. Dolayısıyla öğrenciler ek kaynaklara yönelmekte, bu da ekonomik açıdan velileri sıkıntıya sokmaktadır” ‘Hizmetli ve memurlar köle gibi çalıştırılıyor’ Okullardaki hizmetli ve memurların yıllardır görev tanımları yapılmadığını kaydeden Cem Ok, memur ve hizmetlilerinin sorunlarına hiçbir çözüm getirilemediğini söyledi. Ok, “Okulun tüm angarya işlerini gerçekleştiren memur ve hizmetlilerin sorunlarına hiçbir çözüm getirilmemiştir. Eğitim öğretim yılı başında verilen “Eğitime hazırlık ödeneği” her zaman üvey evlat muamelesi gören hizmetli ve memurlara verilmemektedir. Okullarda yeterli sayıda hizmetli ve memur olmaması nedeniyle iş yükleri oldukça fazladır. Hizmetli ve memur kadrosunda çalışanlar köle gibi günde yaklaşık 12 saat çalıştırılmalarına karşın ek ücret alamamaktadırlar” dedi. ‘Sanat eğitimi kapı dışarı edilmiştir’ Sanatsal derslerin ders saatinin düşürüldüğünü kaydeden Şube Örgütlenme Sekrekeri, “Okullarımızda resim, müzik gibi sanat derslerinin haftalık ders saatleri düşürülmüştür. Bir resim ya da müzik öğretmeni, maaşını hak edebilmek için 3-4 okul gezmek durumunda bırakılmaktadır. Genel anlamda sanata değer vermeyen ve sanatı eğitimden dışlayan bir anlayış hakimdir. Öğrencilerimizin sanat eğitimi almayarak estetik değerlerden ve ruhsal terbiyeden uzak yetişmesi, okullarda şiddet ortamının doğmasına zemin hazırlamaktadır” diye konuştu. ‘Bakana karne yok!’ Ok açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu tabloya baktığımızda, 2011-2012 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı kaybedilmiş bir süredir. Bakanlık uygulamalarıyla; milli eğitimin bilimsel ve pedagojik ve ulusal değerlerini kapı dışarı edilmiş, Milli Eğitim Bakanlığı adeta Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir birim haline getirilmiştir. Öğretmenleri yetersiz görerek hizmet içi eğitime almak isteyen Bakanlığın ve Bakan!ın, öncelikle kendi görev ve sorumluluklarını gözden geçirmesi gerekmektedir.Böyle bir eğitim sisteminin merkezindeki çocuklarımız ise öğrenmeye değil, sınıf geçmeye ve evlerine zayıfsız bir karne götürmeye koşullanmış durumdadırlar. Dolayısıyla öğrencilerin karnelerindeki kırık notlar sadece kendilerinin değil, eğitim sisteminin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nındır. Kırık not bulunan karnelerin tamamı Sayın Bakan Ömer Dinçer’e aittir. Eğitim-İş olarak geleneksel hale getirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı’na karne verme uygulamasını, 2012 yılı 1. döneminde gerçekleştiremiyoruz” Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
|