"ELLER KADİR KIYMET BİLMEZ"


Yüksel İTAK

Yüksel İTAK

04 Kasım 2018, 12:38

Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: "Oğlum" der "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir." Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu alır mısınız?" diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der. Mürit teşekkür edip çıkar. Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gidip: Buna ne verirsiniz?" diye sorar Semerci şöyle bir bakar, "Bu  "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm." der...

Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. "Bu kadar büyük pırlantayı  nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Mürit sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." Mürit, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: Ne olur bunu bana sat. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Mürit emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Şeyhinin yanına dönen mürit büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır. Şeyh sorar: "Bundan ne anladın?" Müridin verdiği cevap çok doğrudur: "Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir." Şeyh ilave eder: "İşte oğlum sen de, sana verdiklerimi, bildirdiklerimi ve öğrettiklerimi onun kıymetini bilmeyenlere verme. Eğer bir kimseye mutlaka vermek istiyorsan, önce vereceklerinin kıymetini tanıt, onlara saygıyı öğret, sonra ver." Niceleri vardır ki, nadide güllerden meydana gelen şahâne gül bahçesini, dikenli otlardan meydana gelmiş otlar sanır da çiğner geçerler.

Evet dostlar;
Dünya acımasız. Hayat gözünün yaşına bakmaz, çiğner geçer üzerinden.

Sen ne kadar kendine acırsan, bil ki o kadar değersizleşirsin.
Kimsenin sana acımasına izin verme.

Sen ne kadar başkalarına acırsan, o kadar acınacak hale düşersin.
Kimseye acıma, yardım için çırpınma. Onlara, kendi ayakları üzerinde durmayı öğret.

Kimsenin merhamet duygularınla oynama.
Kimsenin senin merhamet duygularınla oynamasına izin verme.


İçindeki öfkeyi ve kini özgür bırak, duyguların arınsın geçmişin kara lekelerinden.

Canın mı acıdı? Senin değer verdiklerin ancak canını acıtabilir.
Acıtanın canını yak, bitsin öfken. Hiçbir duygunu içinde saklama.

Sevincini de göster hüznünü de.
Mutluluğunu da dillendir, mutsuzluğunu da.

İfade et ki içinde çığ gibi büyümesin duygular.
Sal coşkun akan ırmaklar gibi.
Çok mu sıkıldın?
Bağıra çağıra bir türkü tuttur.
Varsın deli desinler, ne yazaar...

Başkalarının sana değer vermesini bekleme, kendine değer biç.
Her zaman dik dur, her zaman değerli olduğunu hisset.
Sevmeyi öğren.

Sımsıkı sarıl yaşama,
Hayata gülerek bak
Yoksa eller kadir kıymet bilmez...

Kalın sağlıcakla...
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.