banner83

EN BEREKETLİ AY RAMAZAN

Ramazan, Kur'ân-ı Hakîmin bize gönderildiği ay olması sebebiyle çok kıymetlidir. Yaratıcımızı ve O’nun bu Semavi Kitaptaki Saadet Prensiplerini idrak etmekte bizlere çok yüksek bir fırsat sunar...

****

Sümer Tabletlerini anlatan profesörler televizyonda çok heyecanlanıyorlar. Eski bir kavmin tabletlere çizdikleri dillerine ait harflerin asırlar sonrası anlaşılması, o devre ait medeniyetle ilgili bazı veriler bulunması ilim dünyasını haklı bir heyecana sokuyor. 14-15 asır önce Kâinatın, her şeyin, biz insanların Yaratıcısı, Yüksek Merhamet, Şefkat, İlim ve Kudret sahibi Allah’ımızın en son dine ait iki cihan saadetimizin anlatıldığı kitabının biz insanların diliyle bize gönderilmesi bizleri çok daha fazla heyecanlandırmalı. Yeni bir şevk, coşku ve merakla bu önemli Mesajları içinde bulunduran Kitabımıza dikkatimizi vermeli, okumalı, anlamaya çalışmalı, yüksek bir lezzet almalıyız.

***

Kur'ân-ı Kerim, madem bu ayda gönderilmiş. Nefsin O’nun yanında basit kalan ihtiyaçlarını ve sıradan hallerimizi geçici olarak terk edip, günün bir kısmında O kitaba hürmet anlamında meleklerin vaziyetine benzemek ne kadar yüksek bir hal olur. Bu surette o Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve O’nu güya 14 asır önce geldiği anda dinlemek; o hitabı Peygamberimiz ASM’dan işitiyor gibi dinlemek; belki Hazret-i Cebrail'den, belki aracısız Ezelî ve Ebedi Rabbimizden dinliyor gibi bir kutsal hâle girmek kadar ulvi bir durumdur...Bu durum adeta O Kitaba, O Hitaba tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın gönderilişinin yüksek faydasını bir derece görmek ve göstermektir.

****

Evet, Ramazan-ı Şerifte âlem-i İslâm adeta bir büyük mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o büyük mescidin köşelerinde o Kur'ân'ı, o semâvî Hitabı arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan, “Ramazan ayı, kendisinde Kur'ân'ın indirildiği aydır." (Bakara, 2:185) ayetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan’ın, Kur'ân ayı olduğunu ispat ediyor. O büyük mescitteki cemaatin bazıları, huşû, lezzet ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri kendi okuyarak bu anma ayına, bayramına katılırlar. Şöyle bir vaziyetteki bir kutsi bir mescitte, nefsin iyi kötü bütün heveslerine uyup, yemek içmekle o nuranî vaziyetten çıkmak ne kadar çirkinse ve o mescitteki cemaatin manevi nefretine ne kadar hedef ise; öyle de, Ramazan-ı Şerifte oruç tutanlara muhalefet edenler, bu kutsi Kur’an Bayramına saygı duyamayanlar da o derece umum İslâm âleminin manevi olarak üzülmesine, gücenmesine, kırılmasına sebep olmaz mı?

*****

Ramazan'ın orucu, dünyada ahiret için ziraat ve ticaret etmeye gelen biz insanların kazancına bakması adeta Büyük Bir Panayır gibi kârlar sağlaması da çok önemlidir. Ramazan-ı Şerifte a'mâllerimizin sevabı, bire bindir. Kur'ân-ı Hakîmin, her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on Cennet Meyvesi, mükâfatı kazandırır. (Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'ân, 16.) Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil, bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha da fazladır. (Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 3:130) Ve Kadir Gecesi’nde otuz bin hasene, sevap sayılır. (Kadr Sûresi, 97:3.) Evet, her bir harfi otuz bin, ebedi meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî Tûba Ağacı hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü'minlere kazandırır. Bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bakıp Kur’anımızın kıymetini anlayamayanların ne derece büyük bir zararda olduğunu anlamalıyız…

****

İşte, Ramazan adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir sergi, bir panayır, bir pazardır. Ve uhrevî gelirler için gayet bereketli bir ortamdır. Ve amellerimizin gelişip, tohumlar gibi bire bin vermesi için, bahardaki Nisan Yağmuru gibidir. Rahman ve Rahim olan, Şefkatli Rabbimizin Terbiyeciliğinin Ulvî Yüksek Saltanatına karşı; müminlerin yüksek bir kullukla adeta resmigeçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek içmek gibi nefsin gafletle, canlılıkla ilgili ihtiyaçlarına ve nefsin basit sıradan arzularına, heveslerine, hoşa giden lezzetli şeylere müptela olmasına kapılmamak için, insanlar oruçla vazifenmiş. Güya geçici olarak insanlıktan çıkıp melek vaziyetinde âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî ihtiyaçlarını geçici olarak bırakmakla, uhrevî bir adam ve cisimleşmiş bir ruh haline bürünerek, oruç ile Samediyete, her şeyin Allah’a muhtaç olması, O’nun hiçbir şeye muhtaç olmaması manasına bir çeşit ayna olmaktır. Evet, Ramazan-ı Şerif, bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâki, ebedi bir ömür ve uzun bir hayat kazandırır. Bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür meyvelerini kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur'ân Ayetiyle, bin aydan daha hayırlı olduğu, bu sırra kesin bir delildir.

***

Nasıl ki padişahlar, saltanatı esnasında belki her senede, ya cülûs-u hümayun diye, büyük saltanatına uygun olarak bazı günleri bayram yapar. Halkına, o günde umumî kanunlar dairesinde değil, belki huzuruna aracısız davet ederek, olağanüstü bir tarzda değer vererek ve doğrudan sadık milletini özel ilgisine mazhar eder, özel büyük ikramlarda bulunur. İşte, Ezel ve Ebed Sultanı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelâli, bütün ülkesine çok yüksek bir fermanı, saadet prensipleri kitabı olan Kur'ân-ı Hakîmi, Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, ilahî bir bayram ve Rabbânî bir Panayır, Sergi olması, hikmetin, maslahatın, faydalılığın ta kendisidir. Rabbimiz bütün insanlara bu harika ticarete, bu büyük bayrama katılmayı, iki cihan saadeti kazanmayı nasip etsin.

YORUM EKLE

banner95

banner94