GİDECEK YERİMİZ VAR MI?


Melda AKIN

Melda AKIN

Okunma 09 Haziran 2017, 12:41

Londra...
Yağmuruyla, soğuğuyla ünlü güzel şehir.
Bildiğim kadarıyla, Türkler için, soğuk insanlarıyla da ünlü. Her ne kadar bu düşünceye karşı olsam da.
Kendimi bildim bileli merak ettiğim, gitmek istediğim tek şehirdi Londra. 2011 yılında ise ilan-ı aşk ettiğim, ikinci memleketimdir Londra. En güzel dostluklarımın sahibi, hem de o soğuk diye nitelendirilen, ama belki de içi en sıcak insanlarla kurduğum dostuklarımın... Ve aramızda olan binlerce kilometreye rağmen, sanki hep yanyanaymışcasına olanlardan.
Her fırsat bulduğumda giderim güzel evim Londra’ya. 2008 yılında tanıştığım, hala dostluklarımızın sürdüğü o güzel insanların memleketine.
İzmir’den Londra’ya kurulan köprü o kadar güzeldi ki.. Lakin 2013 yılından bu yana sadece İzmir – Londra yönü çalışıyordu. Korkuyorlardı Türkiye’ye gelmekten. Dışarıdan baksan haklılar, içeriden baksan bizim Evet/ Hayır oylarımız gibi, her şey ortada. Şimdiyse ben korkuyorum artık oraya gitmekten. Gece yarısı dahi rahatça yürüdüğüm o sokaklardan geçmekten, oradaki restaurantlarda yemek yemekten. Gerçi gidecek güvenli bir yerimiz mi kaldı? On göbek İstanbullu olup da, İstiklal’e gitmekten, zaman zaman da dışarıya çıkmaktan bile korkan, Ankara’da oturup Kızılay’a gitmekten, İzmir’de oturup, kalabalık metro istasyonlarına gitmekten, oralardan geçmekten korkan kaç kişi var farkında mısınız? Mesela Amsterdam’da – Bakın Amsterdam diyorum- uluslararası bir şehir, özgürlükler şehri... Orada bile Türk olduğunuzu duyunca konuşmak istemeyen insanlar var, tehlikenin farkında mıyız? California’da, Florida’da da hatta Bangkok’ta bile müslüman olduğunuzu duyunca, bakışı değişen - iyi ya da kötü olarak sınıflandırmıyorum- kaç insan var biliyor musunuz?
Bu dünyaya terör yakışmıyor, ölümler yakışmıyor. Milliyetlerle, bayraklarla, ırklarla çizdiğimiz o kapkatı, kurşun geçirmez sınırlar, insana dokununca yakan o yargılamalar yakışmıyor bu dünyaya. Kinle, nefretle, öfkeyle attığımız adımlar yakışmıyor bize. Küçük adımlarla başlasak mesela, şikayet etmeyi, kınamayı bırakmak yerine?
Koskoca bir nesil yetişiyor arkamızdan. Bu günün tohumlarını içinde büyütecek, yeşertecek olan milyonlarca çocuk var. Onlara iyi insan olabilmeyi, farklılıkları kabul etmeyi, fikir ayrılıklarında önemli olanın kazanmak değil, barış olduğunu öğretebilsek. Bu gün değil, yarın da değil belki, hatta aylar sonra bile değil. Biraz sabretsek ve huzuru elimizden geldiğince yayabilsek mesela?
Korunmaya muhtaç binlerce çocuk, binlerce insan bizim yardım etmemizi bekliyor. Bir bilgisayar programı gibi programlanan binlerce beyin bizi bekliyor aslında. Çok değil, en azından bir kez zaman ayırsak onlara, gönüllü olarak bir şeyler öğretsek, paylaşsak, zamanımız yoksa ve finansal gücümüz varsa, en azından biraz da olsa bu vakıflara destek olsak, inanın çok daha güzel olur bu dünya.
İşte o zaman kahkaha attığımız, birbirimizi kucakladığımız, özlemlerimizi dindirdiğimiz neredeyse her nokta kan gölü olmuşken, o göller kuruyup;  yine çicekler açar ruhumuzda, hem de tam oracıklarda.
 ***
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsmail Bulmuş - 3 ay önce
Yazı, her kelimesiyle, kalbi bütün varlıklar için sevgiyle dopdolu bir insanın barış ve huzura duyduğu özlemin yalın bir ifadesi… Masallardaki kadar güzel bir dünyada yaşamak, gerçekten de, harika olurdu…