İNSAN VE ÖLÜM

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) açıktan çağrısı Mekkelilerce dikkate alınmaya, ciddiyetle hesaba katılmaya başladığında “Acaba ne söylüyor bu adam?” diye merak ettiler. Hiçbir zaman yalan söylediğine, insanları kandırdığına şahit olmadıkları Güvenilir Muhammed’in  (s.a.s.) elbette dünyaya ve insanlar arası ilişkilere, ekonomi, siyaset, kültür gibi alanlara ilişkin söyleyeceği sözler vardı. Ancak onun bütün sözleri ölüm ve ötesine dair beyan ettiği hakikatler ve değerlerle bir anlam kazanıyordu.

İnsanı iyiliklerle; adalet,  merhamet ve barış ile tanıştırmak, yeryüzünü imar ve ıslah ederek güzelleştirmek İslam’ın hedefiydi. İnsanın mutluluğu dinin amacıydı. Ancak bu hedef ve amaç insana ölümün, hesabın, ahiret, cennet ve cehennemin hatırlatılması ile mümkün olabilecekti. “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. O sizi topraktan var etti ve size orayı mamur hale getirme görevi verdi.” (Hud, 11/61.)

“Ya varsa” dediler. Dünyada işlediğimiz cürümlerin, günah, haksızlık ve tuğyanların hesabının sorulacağı, ölüm sonrası bir hayat söz konusu ise. Ölümden sonra bizi, kibir, sömürü ve zulümlerimizin karşılığını göreceğimiz yeni bir hayat bekliyorsa diyerek endişeye kapıldılar.

Hâlbuki onlar, “Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdan ibarettir; biz bir daha diriltilecek değiliz” diye düşünüyorlardı. (Enam, 6/29.) Aslında işlerine gelen, menfaatlerine uygun olan da buydu. Doymak bilmeyen heva ve hevesleri ile hak-hukuk demeden dünyayı talan etmek isteyenler, ölüm ötesi hayatı inkâr etmek zorundadırlar.

Bu yüzden bir türlü inanmak istemedikleri bu hakikati, kendilerine sürekli ölümün, cennet ve cehennemin hatırlatılmasını “Nebe” olarak isimlendirdiler. Bu, yaşadıkları serkeş hayatı kendilerine zehir eden önemli bir bilgi idi.  “Birbirlerine neyi soruyorlar? Hakkında ayrılığa düştükleri büyük haberi mi? Hayır! İleride bilecekler. Hayır hayır! Yakında bilecekler!” (Nebe, 78/1-5.)

İnsan alelade bir varlık mıdır? Ölüm ile birlikte “yok” olup gidecek midir? Eğer bu böyle olacak ise, ahlak, erdem ve fazilet gibi değerlerimizi ne ile temellendireceğiz? Ölümü bir son olarak görenler, hayatı “insan” olarak nasıl kemale erdirecekler? Ölümü ve sonrasındaki ahiret hayatını hiçe sayan insanın karşılaşacağı tek gerçek, cehenneme dönen bir dünya ve cehennemle neticelenecek bir ahiretten başka ne olabilir?

“Sizi sırf boş yere yarattığımızı ve sizin artık huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun, 23/115.)

Öldüğümüzde yolun sonuna gelmiş olacağız. Ancak yolun sonuna gelişimiz, Yaratıcımızın yeni bir başlangıç için bizleri tekrar diriltmeyeceği anlamına asla gelmiyor. Bu dünyada amel var. Ahirette amel yok, hesap var. İslam inancında ölüm bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Herkes öldükten sonra dirilecek ve dünyada yapması gerekirken yapmadıklarından, yapmaması gerekirken yaptıklarından hesaba çekilecektir. (Zilzal, 99/7-8.)

Şüphesiz insanın başına gelebilecek en endişe verici şey ölümdür. Hakikatte insan dünyaya geldiği andan itibaren ölümün gölgesinde yaşar. Allah’ın Elçisi, ölümün gölgesindeki insan için varoluşa, hayata, ölüme ve ölüm sonrası olacaklara dair en net ve ikna edici açıklamaları yapmıştır. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler bu açıklama ve hatırlatmaların kaynağı olarak elimizdedir.

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk, 67/2.) Aralarındaki bütün zıtlıklara rağmen Kur’an-ı Kerim’in ölümü ve hayatı birlikte zikretmeyi tercih etmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Çünkü, bu ikisi birbiri ile anlam kazanmaktadır. Ölüm, bir nevi, hayatın safhalarından biridir. Dünyadaki hayatı ile ölüm sonrasındaki yeni hayatı arasında dengeli bir yaşam inşa edemeyen insanlar asla kemale eremeyecektir.

YORUM EKLE

banner95

banner94