İSLAM VE DİNDARLIĞIN ANLAMI

Hz. Peygamber (s.a.s.) küçük yaştan itibaren terbiyesinde yetişen Hz. Enes b. Malik’e şöyle nasihat ediyor: “Yavrucuğum hiçbir Müslüman için gönlünde kin, nefret, düşmanlık barındırma” Sonra da şöyle devam ediyor: “Yavrucuğum bu söylediğim şey benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi ihya ederse elbette beni sevmiştir. Kimde beni sevmişse elbette Cennette benimle beraber olacaktır. (Tirmizi, İlim, 16.)

Kelime anlamı itibari ile İslam; barış demektir. Selamet, esenlik ve huzur demektir. Kelime anlamı “barış” olan bir dinin mensupları olarak dindarlığı “Kulun yaratanıyla, kendisi ile ve bütün çevresi ile barış içerisinde bulunması” şeklinde tarif ederiz. Kul bu barışı, bu uyumu sağlayacak ve bu dünya hayatında kalıcı olmadığının sınanmak üzere buraya gönderildiğinin farkında olacak.

  1. Yaratanınla barış içerisinde olacaksın. Mülkün sahibinin o olduğunu bileceksin. Onun yürü dediği yerde yürüyecek, dur dediği yerde duracaksın. Onun ak dediğine ak; siyah dediğine siyah diyeceksin. Allahsız ve ahlaksız bir hayat, Allahsız ve ahlaksız bir ekonomi ve ticaret düşünmeyeceksin.

  2. Kendin ile barış içerisinde olacaksın. Kim olduğunu, nereden geldiğini, niçin yaratıldığını, niçin bu hayata gönderildiğini unutmayacaksın. “İnsan” kelimesi ne-si-ye fiilinden türetilmiştir, “unutan varlık” demektir. Ama unutmayacaksın.

  3. İnsan kelimesinin diğer bir anlamı da “ünsiyet kuran, dostluk kuran, kaynaşan” demektir. Çevren ile barış içerisinde bulunacaksın. Ünsiyet kuracaksın, dostluk kuracaksın. İnsani ilişkiler geliştireceksin. Hadis-i Şerif’te buyurulduğu üzere “Mümin başkalarıyla ülfet eden, başkalarının kendisi ile ülfet ettiği, dostluk kurduğu, insani ilişkiler geliştirdiği kişidir. Ülfet etmeyen ve ülfet kurulmayan kimsede hayır yoktur.” (Müsned, 2, 400)

Ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” (Hucurat Suresi, 13. Ayet.)

Farklılıklarımızın; ırklarımızın, renklerimizin, dillerimizin ve hatta inançlarımızın farklı farklı olmasının sebebi tearuftur. Tearuf İçin diyor Cenab-ı Allah: İnsani ilişkiler kurmanız için, birbirinize sahip çıkmanız için. Birbirinize insanca muamele etmeniz için. İmtihanınız budur.

  1. İlahi irade tüm insanları tek bir din üzere toplamayı murat etmemiştir. Yunus Suresi 99. Ayet-i Kerime:

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi iman ederdi; Böyle iken sen hepsi mümin olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?!”

Allah bize, bizim dışımızdakilerin kutsallarına sövme yetkisi de vermemiştir. Enam Suresi, 108. Ayeti kerime şöyle söylüyor: “Onların Allah’tan başka yalvardıkları tanrılarına hakaret etmeyin ki, onlar da cahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakaret etmesinler. Böylece her ümmete, yaptıkları işi güzel gösterdik. Sonra dönüşleri yalnız O’na olacak ve O da yaptıklarını kendilerine bir bir bildirip karşılığını verecektir.”

  1. İlahi irade insanları tek bir ırk, tek bir renk üzere toplamayı murat etmemiştir. Allah Resulünün veda hutbesindeki şu cümleleri temel düsturumuzdur: “Ey İnsanlar Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Adem’densiniz. Adem ise topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir.”

İnsanları değerlendirirken ilahi ölçü budur. Irkçılık yok, mezhepçilik yok, ayrımcılık yok, yabancı düşmanlığı yok, islamofobia yok, antisemitizm yok.

Bir zulüm ve ifsat hareketi olarak siyonizme karşı çıkabilir, antisiyonist olabilirsiniz. Ama bir insana sadece Yahudi olduğu için düşman olamazsınız. “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidirler”

  1. İlahi irade insanların tek bir dili konuşmalarını da istememiştir. Rum Suresi 22. Ayet-i kerime şöyle buyurur: “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.”

Peygamberimizin yaşadığı çağa ne isim veriyoruz? Asrı Saadet. Mutluluk asrıdır o dönem. Ya öncesine ne diyoruz; Cahiliyye. Cahiliye; zulüm, adaletsizlik ve ahlaksızlık çağı demektir. Cahiliye kültürü; bencil, çatışmacı, intikamcı, ayrıştırıcı, sonuçta zulüm ve şiddet üreten bir karaktere sahiptir.

Peygamber (sas) Efendimiz’in daha peygamber olmadan Mekke’deki haksızlıklar ve zulümler karşısında, ahlaksızlıklar karşısında kurulmuş, adaleti tesis etmek üzere kurulmuş “Erdemliler Hareketi” Hılfu’l-Fudul isimli cemiyete aktif olarak katıldığını biliyoruz. Ümmet olarak Hılfu’l Fudulu anlamak zorundayız.

Yaşadığımız dünyadan sorumluyuz. 8 milyarlık nüfusu ile insanlık cahiliye dönemini yeniden yaşıyorsa, kan gövdeyi götürüyor, kardeş kardeşi katlediyorsa, bu çağa mutluluğu kim getirecek? İslam’ın mesajını insanlığa kim ulaştıracak?

Biz Müslümanlar olarak bu sorumluluğu omuzlarımızda hissetmeliyiz. İnsanlığa bir arada yaşama ahlakını öğretecek olan bizleriz, cahiliyye kirlerini temizleyecek, yeryüzünde yeniden bir saadet asrı tesis edecek olanlar elbette bizleriz.

YORUM EKLE

banner95

banner94