İYİLİK AHLAKI

Dünyayı değiştirecek, yaşadığımız dünyayı daha güzel bir hale getirecek en büyük gücün, iyiliğin gücü olduğuna inanıyoruz. Kur’an- Kerim’in bizlere gösterdiği hedef: “Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Maide Suresi, 5/48. Ayet) hedefidir. Bu, insanları iyilikleri çoğaltmaya hatta bu konuda yapıcı bir rekabet içerisinde olmaya sevk eden ilahi bir emirdir.

İnsanların iyilikle dolu bir dünyaya ne kadar muhtaç oldukları gayet ortadadır. İyilik mücadelesi, giderek birbirinin kurdu olmaya yol alan insanoğluna, vicdanı hatırlatma, diğer insanlara ve canlılara yönelik sevgi, şefkat ve merhameti hatırlatma gayretidir. Kötülüklere set olma, hayırlı işlere öncü olma mücadelesidir. İyilik mücadelesi; acıları paylaşarak azaltma yine mutlulukları paylaşarak çoğaltma mücadelesidir. Çünkü insan ancak başkasını mutlu ederek, acılarına merhem olarak mutlu olabilen bir varlıktır.

İyiliğin iki amacı vardır. Birincisi Allah’ın rızasını kazanmaktır. Zira Yüce Allah az önce ifade ettiğimiz gibi iyilikleri çoğaltmamızı hatta bu hususta birbirimizle tatlı bir rekabet içerisinde olmamızı istemektedir. İkincisi insanlara faydalı olmaktır. Zira, “İyilik yapmakta kesintisiz bir rüzgardan daha cömert olduğu” ifade edilen Peygamber (sas) Efendimiz, hadis-i şeriflerinde “İnsanların en hayırlısının insanlara faydalı olanlar, onların ihtiyaçlarını giderenler” olduğunu ifade etmiştir. (Buhari, İstikraz, 6)

İyilik biçimsel ritüellere, gösterişçi bir dindarlığa indirgenemez. “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir.” şeklinde başlayan ayet-i kerime bunu ifade etmektedir. Ayetin devamında şöyle buyurulur: “Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) esaret altındakilere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.”(Bakara Suresi, 2/177. Ayet)

İyilik, kişinin kendisine, Rabbine, dinine, bütün insanlara, mahlûkata ve bütün eşyaya karşı İhlas ve İhsan ile sergilenmesi gereken bir erdemdir. Bu iki kavramın özellikle bu çağda önemli olduklarına, iyilik çalışmalarımıza yön vermesi gerektiğine inanıyorum. İhlas dediğimizde, her türlü iyilik faaliyetinde alkışlanmayı, beğeni ve takdir toplamayı değil, Allah’ın hoşnutluğunu gözetmeyi kast ediyoruz. Dini Allah’a has kılmak, ibadetler, hayır ve hasenatı; bütün iyilikleri, sadece Allah’ın rızasını gözeterek yaşatmak demektir. Bu yüzden bazı hadis-i şeriflerde riya; gizli şirk olarak ifade edilmiştir.

İyilikler başkalarının yaptıkları iyiliklere karşılık borç ödeme kabilinden olmamalıdır. Hüzeyfe b. el-Yemân (ra), Resûlullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu nakleder: “‘İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız.’ diyen zayıf karakterli kimseler olmayınız. Bilâkis, iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.”(Tirmizi, Birr ve Sıla, 63.)

Bizlere düşen bir diğer görev, iyilikleri “ihsan” ile yapmamızdır. Kur’an-ı Kerim pek çok defa bu kavramı gündeme getirmekte, “Allah’ın ihsan sahiplerini seveceğini” bildirmektedir. İhsan; kişinin öncelikle ne yaptığının farkında olması, o işi en güzel, en başarılı bir şekilde yapmanın gayretinde olmasıdır. Yani; iyiliğin farkında olmak, onu ciddiyetle ve rikkatle yerine getirmek; iyiliği nezaket ve zarafetle icra etmek; iyilik yapma kastıyla insanların onurlarını zedelememek; onları rencide edebilecek söz, tavır ve davranışlardan sakınmak.

Ayet-i Kerime’de “Tatlı ve güzel bir söz, bir ayıp örtme ve kusur bağışlama, peşinden gönül incitici hareket gelen sadakadan (maddi iyilikten) daha hayırlıdır.” (Bakara Suresi, 2/263. Ayet) buyurulur.

Hz. Ali, “Kişinin değeri, işindeki ihsanıyla ölçülür” buyurmuştur. (Isfehani, Müfredat,399.) O halde iyiliğin değeri de ihsanıyla ölçülecektir. İyilik organizasyonları yapanlar, muhtaçları ve fakirleri incitmeden, en güzel, en kaliteli, en başarılı bir hizmetle iyiliği gerçekleştirmelidir.

İhsan ile iyilikte bulunulacak insanların başında ana baba, yakın akrabalar, yetimler, yoksullar, yakın komşular, uzak komşular, arkadaşlar ve hizmetçiler gelmektedir.

“Yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak yapmayın. Anneye, babaya, akrabalara, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yol arkadaşına, garip ve yolculara, ellerinizin altındaki (hizmetçi ve işçi)lere de güzel muamele edin. Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez.” (Nisa Suresi 4/36.)

İyilik bir aşk işidir. İnsanları sevmeyi, insana insan olarak değer vermeyi gerekli kılar. Yunus Emre; “Ben gelmedim kavga için. Benim işim sevgi için. Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim” diyor. İyilik; gönüller yapmak, gönülden gönle köprü kurmaktır. Yazıya Hz. Peygamber’in “iyilik için yaşama”yı bir varoluş sebebi olarak takdim ettiği duasıyla son vermek istiyorum: “Allah’ım! Yaşamayı benim için her türlü iyiliği artırma vesilesi yap. Ölümü de benim için her türlü kötülükten kurtuluş sebebi yap!” (Müslim, Zikir, 75.)

YORUM EKLE

banner95

banner94