banner83

KAĞIT BARDAK 

Bundan 19 sene öncesine gidip bir anımı sizlerle paylaşarak yazıma başlamak istiyorum. 

Sene 1992, güzel bir öğlen sonrası köşk sineması altında dayımın oğlunun mekanının önünde yalnız oturuyordum. 

Bir zaman sonra eli belinde ağır adımlarla sağına soluna bakına bakına gelen orta yaşlarda bir amca dükkanın önünden geçerken benim önümde durdu; önce Allah'ın selâmını verdi! “Aleyküm selam” amca dedim ve hemen oturduğum yerin yanında olan boş sandalyeye oturması için, “Buyur geç otur amca” dedim.

Ardından “Ne içersin, ikram edeyim?” dedim. “Yok sağ ol oğlum şimdi başka yerde sağ olsunlar çay söylediler içtim” dedi ve hemen karşımızda olan eski Manisa evlerimizden olan Rahmetli Muhtar Ali Çavuş'un evini işaret ederek buranın kime ait olduğunu sordu.

Bende Muhtarımız Ali Çavuş'un evi olduğunu söyledim. “Peki yanındaki Apartman kime ait” dedi. “O da Ali Çavuş'un mülkü” dedim. Daha sonra birkaç yer daha sorunca, içimden ‘Allah, Allah niye buraları tek tek soruyor bu amca’ diye iç geçirdikten sonra bu sefer merakımdan ben onu sorgulamaya başladım. 

“Amca merak ettim; niye buraları tek tek soruyorsun? Gördüğüm kadarıyla emeklisin galiba… Ev mi bakıyorsun kendine?” deyince; “Yok be oğlum; yeni atanan Manisa Valisiyim" deyince, birden yerimden fırlayıp şaşkın şaşkın ne diyeceğimi bilemez duruma geldim. 

“Otur oğlum otur… Bende etten kemikten bir insanım. Kimsenin kimseden bir üstünlüğü yok. Makamlar mevkiiler geçici, aslolan ‘İNSANLIKTIR’” dese de 92/93 dönem valimiz Sn. Sami Sönmez'i Manisa sokaklarında tek başına korumasız dolaşıp Manisa'mızı tanımayı çalışması ve de insanlarımızla iç içe olması pek alışık olmadığımız bir durum hali ile çekine çekine yanına oturdum birkaç muhabbetten sonra hadi oğlum izninle deyip yine elini beline atıp ağır ağır yanımdan uzaklaşıp gitti. 

*******

Tabii ki beni etkileyen tarafı ise hiç kuşkusuz kendini bilen, insanlara tepeden bakmayan, kişilik sahibi, efendi, dürüst ve tevazuu sahibi oluşuydu. Bakın bu konuya ilişkin bir hikâye okumuştum.

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu. Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı. Derin bir nefes aldı ve;

"Biliyor musunuz ne düşünüyorum? " diye sordu, "Bu konferansta geçen yıl da hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu.

Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.

Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi. Özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim."

*****

Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti: "Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum." bir an durdu ve sonra;

"Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum. Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım. Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum. Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi. Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum."

*****

Seyirci gülmeye başlamıştı. "Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu." Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. Alkışlar bitince de şunları söyledi;

"Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir. Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. Çünkü aslında layık olduğunuz hep "KAĞIT BARDAK"tır...

Kalın sağlıcakla...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fahri hasyamanlar
Fahri hasyamanlar - 3 ay Önce

Manisa yı ve eski örfü bilen Yüksel abim tebrikler kalemin hak kın yazsın

Yüksel itak
Yüksel itak @Fahri hasyamanlar - 3 ay Önce

Teşekkür ediyorum Fahri kardeşim ilginize çok teşekkür ediyorum Allah razı olsun

Tayfun Denizhan
Tayfun Denizhan - 3 ay Önce

Yuksel bey,
Hikayenin sonunu bir hafta beklemeye degdigi gibi,ikinci yazida cok guzeldi.Tesekkurler.

Yüksel itak
Yüksel itak @Tayfun Denizhan - 3 ay Önce

Teşekkür ediyorum Tayfun bey

banner95

banner94