banner83

KIYAMET KOPABİLİR Mİ? ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLMEK MÜMKÜN MÜ?

İnsanlığın en büyük problemlerinden birisi ölümdür. Hele kalp ve aklımızla bütün Semavi dinlerin, hatta bütün inanışlarda asırlardır hüküm süren “tekrar dirilmek” ve “hesap vermek” manaları bizleri ciddi ciddi düşündürür. Bu problemi çözmek İslamiyet’e nasip olmuştur. İslam en son ve en mütekâmil dindir. Rabbimiz, 125 bin Peygamberden sonra 125 milyon Evliya, Asfiya ve Muhakkikle bu tebliğini son 14 asırda tamamlamıştır. Bütün iman hakikatlerinde olduğu gibi bu Haşir, öldükten sonra dirilme meselesini de İslamiyet, imanın esaslarına almış ve akıl, kalp ve ruhu da tatmin edecek delilleri insanlığa sunmuştur.

İmam Gazali, Mevlânâ, İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani vb. Mücedditlerle her döneme ait hususi irşatları yapan yıldızlar gibi Harika zatlar ile (RA) asırları tatmin etmişlerdir. Bediüzzaman Hazretleri de bu asrın seviyesine uygun Kur’an ve Sünnete dayalı şerh ve izahlarla son asrın aydınlatıcılarından olarak Haşri de harika anlatır.

“Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” / “Kim onları bidayeten (Başlangıçta) inşa edip hayat ermiş ise O diriltecek” (Yasin Suresi. 78-79)

Bir zât, göz önünde bir günde YENİDEN büyük bir ORDUYU teşkil edip, meydana getirdiği halde, biri dese, "Şu zât, askerleri istirahat için dağılmış olan bir taburu Bir boru ile toplar; tabur nizamı altına getirebilir." Sen ey insan, desen: "İnanmam"; ne kadar divanece bir inkâr olduğunu bilirsin. (Sözler,170)

Ben bunu İzmir Seferihisar’a giderken, defalarca bizzat acemi birliğinin önünden geçerken gördüm. Öğretmenliğim sırasında sınıflara aynen yaptırıp Haşir numunesi olarak da anlattım.

Aynen onun gibi, Hiçlikten, Yeniden Ordu gibi bütün canlıların, Tabur misal cesetlerini, intizam ve hikmet ölçüleriyle bedenlerin atomlarını ve lâtifelerini “Emr-i Kün fe Yekün” ile “(Rabbimiz, Bir şeyin olmasını istediği zaman, O’nun işi SADECE ‘OL’ demektir, o da oluverir.” (Yasin, 36:82) kaydedip yerleştiren ve her asırda, hatta her BAHARDA yer yüzünde, yüz binler ordular gibi canlıların türlerini ÎCAD eden bir ZÂT-I KADÎR-İ ALÎM, (İlmi, Kudreti sonsuz olan Allah) tabur gibi, bir cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan esas ve asli trilyonlarca atomları Sur-u İsrafil’in borusuyla nasıl toplayabilir? Denilir mi? Denilse, divanelik olmaz mı?

İşte şimdi bizim yarıkürede Bahara giriyoruz. Rabbimiz ahiretteki harika yaratılışı kalbimize kolay kabul ettirmek için bu bahardaki işleri bizim önümüze seriverir. Artık kemik gibi kuru görünen ağaçlardan, odunlardan küçük yeşil yapraklar, beyaz veya pembe çiçekler bir sivilce gibi noktalardan çıkıyorlar. Pek çok hayvanın yumurtalarından. Toprakta ceset gibi gömdüğümüz tahıl, sebze tohumlarından bir önceki kışta ölmüş olan canlıların DİRİLMESİNİ görmeye başlıyoruz. Rabbimiz kâinatı Haşrin kopyalarıyla doldurmuş! Zaten bahar dışında da insan veya hayvanların anne rahimlerinde veya dışındaki yumurtalarda; bütün tohumlarda, odun gibi adeta cansız gibi duran dallarda Haşrin, YENİDEN DİRİLİŞİN numunelerini gözümüze gösteriyor elhamdülillah.

Mesela: “Görmedi mi o insan? Biz onu bir Damla SUDAN yarattık da, sonra o Bize apaçık bir düşman kesiliverdi.” (Yasin,77) Nutfeden (bir damla Su, meni) alâkaya (Bir damla kana, Embriyo), alâkadan mudgaya (Bir çiğnem ete, Zigot), Mudgadan Tâ Hilkat-İ İnsaniyeye kadar olan meydana gelişinizi görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki Ahirette Dirilişinize inkâr ediyorsunuz? O onun Misli, belki daha kolayıdır.

Haşirde sizi ihya edecek Zat öyle bir ZATTIR ki, bütün kâinat Ona emirber nefer hükmündedir; Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar Ona kolay gelir. Bütün hayvanatı icat etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir Zattır. Öyle bir Zata karşı "Çürümüş kemikleri kim diriltir?" (Yâsin,78) deyip kudretine karşı, aczini söyleyip meydan okunmaz...Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitabın sahifeleri gibi kolayca çevirir, dünya ve ahireti iki menzil gibi bunu kapar, onu açar bir Kadir-i Zülcelal’dir. "Defterler açıldığında."(Tekvir, 81:10) kelimesi ifade eder ki, haşirde herkesin bütün a’mali bir Sahife içinde yazılı olarak neşrediliyor. Şu mesele, kendi kendine çok acayip olduğundan, akıl ona yol bulamaz. Fakat surenin işaret ettiği gibi, HAŞR-İ BAHARÎDE başka noktaların benzeri olduğu gibi, şu sayfaların neşri benzetmesi pek açıktır. Çünkü her meyvedar ağacın, çiçekli bir otun da AMELLERİ, fiilleri, VAZİFELERİ var. İşte, onun bütün bu amelleri Tarih-i hayatlarıyla beraber tohumcuklarında yazılıp, başka bir baharda çıkar. Gösterdiği şekil ve suret lisanıyla, gayet net bir şekilde analarının ve asıllarının hallerini dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle, Sahife-i a’malini neşreder. İşte, gözümüzün önünde bu HAKÎMÂNE, HAFÎZÂNE, MÜDEBBİRÂNE, MÜREBBİYÂNE, LÂTİFÂNE şu işi yapan Allah’tır ki, der: "Defterler açıldığında." (Tekvir Suresi, 81:10.) Tohum ve yumurtalarda 150 bin cilt yazılım olduğunu ilim de söylüyor.

Ey Nefis; “Başka noktaları bununla kıyas eyle, kuvvetin varsa mümkün değildir” de. Başka bir söz söyle.

YORUM EKLE

banner95

banner94