banner83

KÖRELMİŞ MERHAMET

Sevgili dostlar! Zorlu geçen şu günlerimizde, salgın illetiyle mücadele ederken, bunun yanı sıra bir çok gündemle de haşır neşir olduğumuz âşikar. Savaşlar, cinayetler, tacizler, şiddet ve depremler bizi hayli yıprattı.

Herkes birbirine sarıyor, saldırıyor bir bakıma herkes kendince bir çıkar yol arıyor. Peki, bunlar çözüm mü? Tabii ki değil. Biraz da kendimize çeki düzen vermenin belki de tam zamanı, hatta geçti bile. Yazar Bahriye Soltan, geçen bu zorlu süreçleri nasıl analiz etmiş, gelin bir göz atalım.

Bugün insanlık, tarihinin en büyük krizini yaşıyoruz. Şuna inanmak gerek ki; ne ekonomik, ne siyasi, ne de iktisadi bir kriz değildir yaşananlar. Bu gün dünyayı sallayan, taşlaşmış yüreklerin insanlığı sürüklediği son noktadır. Merhamet krizi...

Hangisi daha büyük felaket? Avrupa'nın içine düştüğü ve Yunanistan'la sembolleşen ekonomik çöküş mü, Afrika'da insanların açlıktan ölmeleri ya da iç savaşlarda birbirlerini katlet(tiril)meleri mi, İsrail'in misket bombalarıyla yurtlarını işgal ettikleri Filistin halkına uyguladıkları vahşi saldırılar mı, Keşmir'de, Mora'da, Doğu Türkistan'da, daha dün Bosna'da uygulanan etnik ve dini soykırımlar mı daha büyük fecaat? Yoksa alın teri ile kazanılanı kolayca cebe indirme peşinde koşan haramzadelerin ya da belki de çaresizlik mahkumu bebeğini sokaklara terk eden annenin hali mi daha vahim? Yok canım hiç biri değil, tabi ki cinnet geçiren bir babanın önce karısını sonrada çocuklarını sırayla öldürmesi elbette diyeceksiniz belki de... Evet, evet sizi de duydum; haklısınız, koca dayağından hastanelik olmuş o zavallı kadınları da unutmamak gerek. Ya! Tabi bir de önce aracıyla yayaya çarpan ve ne yazık ki çarptığı 'insan' yerde can çekişirken, gaza basıp kayıplara karışanları da hatırlamak lazım. Yetiş merhamet!

Yetim, merhamet dolu yüreklerimizin taşan son damlasıydı. Ellerimiz onun cennet kokan saçlarında gezinirdi usulca. Mahzun bakan gözlerinden süzülen yetim gözyaşları kor olur, yere değil yüreklerimize düşerdi. Rikkat kesilir, duygularımız alabildiğine incelirdi ve merhamet bulutu olur, yağardık yetimin üstüne, sağanak sağanak...

Şimdi dünya yetim doldu, savaş (işgal) yetimleri... Her akşam misafir oluyorlar evlerimize, ufacık bir ekran ardından. Hem öyle değil, kolsuz bacaksız, kan revan içinde… Dünyaya mahzun, çaresiz bir edayla, yürekleri delercesine bakan. O kadar çoklar ve o kadar sık misafirimiz oluyorlar ki; yüreklerimizi çıkardık ve taş bağladık yerine, vicdanımızın çığlığını bastırmak için. Yetiş merhamet!..

Umutsuzluk bulutları üstümüzde dolaşsa da, esince rahmet rüzgarı, çaresiz dağılır gider... Bir şemsiye olur, açılır yolda yatan kazazedenin üzerine, yağmura karşı, kazaya sebep olan kaçıp gitse de... Evet! Yine aynı ekran, ümidin tükenmediğini haykıran güzel kareler sunuyor bize. Tıpkı o kadın gibi... Yerde otomobilin çarptığı bir adam, başında ise onu sicim gibi yağan yağmurdan açtığı şemsiye ile korumaya çalışan bir kadın, sağlık ekibini bekliyor... Ancak ortada ne kazayı yapan araç ne de sürücüsü görünüyor! Yetiş merhamet!

İlahi nefhadan en büyük paysın sen bize hediye edilen. O, mutlak rahmetin ufacık bir cüzüdür, bir annenin yavrusuna yönelişinde tecessüm eden...Es rahmet rüzgarı, es üstümüze, bu gün kurumuş yüreklerimize. Bırak rahmet yağmurlarını, yeniden dirilt "Rahmet Medeniyeti"ni...Yetiş merhamet, yetiş rahmet!

İnsan olduğumuzu unutmadan, içimizdeki "Körelmiş Merhametimizin" pasını silerek, umutlarımızı yitirmeden, kardeşçe, barış ve huzur dolu bir dünyada birbirimize sevgiyle kucaklaşacağımız günler dileğimle… Kalın sağlıcakla.

YORUM EKLE

banner95

banner94