banner83

"KUDÜS BİZİMDİR BİZİM KALACAK"

Tüm İslâm ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de, Kudüs’te yaşanan insanlık dışı zulüm, vahşet ve işkencelere maruz kalmış Müslüman kardeşlerimizin yanında olduğumuzu hissettirmek ve ilk Kıblemiz olan Mescidi Aksa'nın özgürlüğü için Meydanlara çıkıp ikiyüzlülüğü ve barbar tutumu ile kin kusan İsrail’e karşı olduğumuzu tüm dünyaya haykırmak için sivil toplum örgütlerinin birlik ve dayanışma içerisinde hareket ederek Basın Açıklamalarının yanı sıra Nöbet tutup, İsrail’in kural tanımazlığını protesto etmeye devam ediyorlar. Ne demişler Bir elin nesi var, iki elin sesi var ...

Şimdi bu konuya ilişkin öyle güzel bir anı var ki, okuyunca sizlerde ilk kıblemiz olan Mescidi Aksa'nın ne denli önem teşkil ettiğini daha iyi idrak edeceksiniz. O zaman buyurun merhum ilhan Bardakçı'nın bu ibretlik anısına beraberce bir göz atalım...

MESCİDİ AKSA’DA 55 YIL NÖBET TUTAN OSMANLI ASKERİ...

Mevki Kudüs, Mekân Mescidi Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Sait Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz. Kudüs Kapalı Çarşısında rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescidi Aksanın önüne kavuşturur. Miraç mucizesinin soluklandığı ilk kıblemizde yani…

Hemen oracıkta iki avlu vardır ki, hala bizim lakabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” denir oraya Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber… O esnada, ortalık kararmıştır. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes mescidin bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.

Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy…

İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip kıyafet… Palto? Hayır, kaput, pardösü veya kaftan? Değil. Öyle bir şey, işte…

Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbirisi değil.

Oraya dimdik dikilmiş. Yüzüne baktım da ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.

Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu…

“Kim bu adam?” dedim.

Lakaydi ile omuz silkti. “Bilmem” diye cevap verdi. “Bir meczup işte… Ben bildim bileli, burada yıllardır dururmuş. Çakılı gibi, hala duruyor ya… Kimseye bir şey sormaz, kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”

Kan mı çekti nedir? Nasıl, neden, niçin hala bilmiyorum. Yanına vardım:

“Selamünaleyküm baba” dedim.

Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütreleşmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:

“Aleykümselâm oğul…”

Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm. Öptüm.

“Kimsin sen baba” dedim.

Anlattı ki, bende size anlatacağım.

Ama evvela biliniz. O canım devlet (Osmanlı) çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük hâkimiyetten sonra bırakırız.

*********

Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş çekiliyor. Devlet, zevalin kapısında... İngiliz girinceye kadar geçen zamanın içinde yağmalanmasın diye bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapt eden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.

“Ben…” dedi. “Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden …”

Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı.

“Ben o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım…”

Ya Rabbi. Bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi. Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:

“-Sana bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim edem mi?”

“-Elbette” dedim. “Buyur hele…”

Konuştu:

“-Memleket avdetinde (dönüşünde) yolun Tokat sancağına düşerse, git burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (ön Yüzbaşı) Musa efendiyi bul. Ellerinden benim için bus et(öp). Ona de ki…

Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:

“O’na deki, gönül komasın. O’na deki, “11. Makineli takım komutanı Iğdırlı onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım dedi” dersin…

Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, 4 bin yıllık Peygamber ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi… Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.

**************

- Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın Genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister. Bardakçı sonra şunları yazar "Hasan Onbaşı bizdendi... O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi... O nöbet noktasındaki elmas manâyı da unutmuştuk dese de, Hasan onbaşı; unutulmayacak ve ders alınacak ibretlik yürek bırakmış gönüllere ve bizler ki, birer birey olarak hepimiz kendi adımıza bir hisse, bir pay çıkartıp, hepimiz birer Hasan Onbaşı olarak hep bir ağızdan aynı his ve duygularla tüm dünyaya haykırıp, "Kudüs bizimdir, bizim kalacak" demek için geç bile kaldık.. Kalın sağlıcakla...

YORUM EKLE
YORUMLAR
ismail erkil
ismail erkil - 2 ay Önce

bizlerde böyle inanç ve iman olduğu sürece Allahın izni ile devletimiz ebediyete kadar var olacaktır

banner95

banner94