MANİSA TARZANI HAYATIN TANIĞI PROGRAMINDA

22 Mayıs 2013, 21:13
Mustafa PALA
25 Mayıs 2013 Cumartesi günü Saat 21.00’de CNN Türk’de Rıdvan Akar’ın hazırlayıp sunduğu “Hayatın Tanığı” Programında, Manisa Tarzanı konuşulacak. Manisa’da üç gün süren çekimler yapıldı. Ne güzel değil mi? Manisa’mız bilinen ilk çevreci, ağaç ve doğa sevgisinin önderi Manisa Tarzanı ile geliyor gündeme. Bence Manisa Tarzanı dostları bu programı mutlaka izlemeli ve çevresine izletmeli. Hatta kaydedip, arşivine almalı. Size bu güzel programı duyurmayı görev bilerek yazıyorum bu yazıyı…

Her yıl Mayıs ayında, Manisa Tarzanı Çevre Günleri geliyor gündeme.
Manisa Tarzanı ve Çevre Günleri gelenek durumuna geldi diyebiliriz artık.
Hemen hemen her toplantıya çağrılıyorum, çağrıldığım her toplantıya da katılıp katkıda bulunmaya çalışıyorum. Sergi mi açılacak? Varım. Sunum mu yapılacak? Ona da varım.
Kent için kentlim için benden istenilen her katkıya varım. Görevimiz mazeret üretmek olmamalı, marifet göstermeyle çalışmalıyız.

Mayıs ayı içinde Manisa Tarzanı’nı konuşmak gibi yazmak da benim için şart oldu neredeyse. Yazdıklarım birbirinden pek farklı olmuyor belki de. Ancak, bazı güzelliklerin sürekli yinelenmesinde yarar var bence…

Manisa Tarzanı denilince akla hemen, Yeşil Manisa, Manisa denilince de büyük çevreci, ağaç ve doğa sevgisinin önderi Manisa Tarzanı geliyor. Manisa adı hep Tarzan’la birlikte anılıyor.

Son yıllarda Manisa Tarzanı daha çok konuşulur oldu. Kime Tarzan dediğimizi, Tarzan için yaptığımız ve sürekli olarak yinelediğimiz bir tanımı aktarmak istiyorum: Herkesin yapması gereken bir işi, “kimse yapmıyor, ben niye yapayım ki” diyenlerin çoğaldığı bir ortamda, bir kişi çıkıp herkesin es geçtiğini iş ediniyorsa, işte o kişi o işin tarzanıdır. Es geçileni iş edinen kişiye TARZAN diyoruz. Herkesin ağaç dikmeyi es geçtiği günlerde Manisa Tarzanı’nın yeşillendirmeyi iş edindiği için adı ve anısı yaşıyor şimdi.

Ağaç kesenimiz, ağaç dikenimizden fazla değil mi? Diktiğimizden daha fazlasını yakmıyor muyuz? Çevreyi acımasızca kirletmiyor muyuz? Nehirlerin, denizlerin kirlenmesine göz yummuyor muyuz? O nedenle yeni Tarzanlara bugün dünden daha çok gereksinmemiz var. Tarzanlar ortaya çıktığında, o insanların da adı ve anısı bizim Manisa Tarzanı’nın adını ve anısını yaşattığımız gibi yaşatılacaktır. Yorgun ve yılgın insanların arasından çılgınların çıkıp “ben tarzanım” diye bağırması ve mazeret üretmeden es geçileni iş edinmesi toplumun ilgisini çekecek ve mutlaka desteğini alacaktır.
Özbeöz Türk olan ve Manisa Tarzanı olarak ünlenen çevre önderinin ilginç yaşam öyküsünün bilinen bölümü, savaş sonrasında yanmış yıkılmış cehennem yerine dönmüş kente gelişiyle başlıyor. Manisa Tarzanı geldiği Manisa’da doğayı yeniden canlandırıp, ağaçlandırmak için amansız bir mücadele veriyor. Manisa Tarzanı adı öne çıkınca da, Topçu Hacı, Ahmet Bedevi gibi takma adlarıyla birlikte nüfusta kayıtlı adı olan Ahmeddin Carlak adı da unutulup gidiyor. Bu nedenle birçok insan gibi beni de Manisa Tarzanı’nın nerede ne zaman doğduğundan, nereden geldiğinden çok, neler yaptığı ve Manisa Tarzanı olduktan sonraki yaşamı ilgilendirdi hep. Ulusal Kurtuluş Savaşına katılan, Cumhuriyetin ilk yıllarında, göğsünde Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile Manisa’ya gelen Ahmeddin Carlak, Manisa’da Manisa Tarzanı olarak yeniden doğmuştur denilebilir.

Manisa Tarzanı’nı 1958 yılında gördüm. O, siyah şortu, şortu gibi kararmış yanık derisi, uzamış sakalları ve elinde ağaçları budadığı testeresi ile bulanık bir görüntü olarak kalmış belleğimde.

Yeni Manisa’daki Barış Alanı’na 1993 yılında elindeki testiden su döker biçiminde anıtını yapmaya karar verdiğimizde henüz daha konutların temelleri yeni atılmıştı. Yeni Manisa’da konutlardan önce anıtların yapımına Manisa Tarzanı anıtı ile başladık. Manisa Tarzanı’nın testisinden dökülen su, Barış Alanı’na hayat veriyor. Anıt yapıldığında diktiğimiz çınarın altında şimdi Manisa Tarzanı üzerine söyleşiler yapılıyor.

Manisa Tarzanı üzerine yaptığım araştırma, bizde yaşamının filme alınması isteğini de uyandırdı. Yaptığımız ses ve görüntü kayıtlarını her gözden geçirdiğimizde, Manisa Tarzanı’nın yaşamı mutlaka filme alınmalı diyorduk. Nitekim, Film yapımcısı Cengiz Ergun’u aradığımda, anlattıklarımız onun da ilgisini çekti. Çektiğimiz görüntü ve ses kayıtlarını toplayıp, İstanbul’un yolunu tuttum. Anlattıklarımın ilginç bulunduğunu gördükçe, filminin yapılacağına ilişkin umudum güçlenmeye başladı. Tarzan’ı tanıyanlarla yaptığım söyleşileri, çektiğim görüntüleri, derlediğim yaşam öyküsünü İstanbul’da bırakıp Manisa’ya döndüm. Arada bir, Cengiz Ergun’a filme ilişkin gelişme var mı diye soruyordum. Sonunda beklediğimiz haber geldi. Yazdıklarımızı ve kaydettiğimiz görüntüleri izleyen Film Yönetmeni Orhan Oğuz ve Senarist Nuray Oğuz, olumlu görüş bildirip, çalışmaya başladılar. Daha sonra ödül de alan güzel bir senaryo ve güzel bir film çıktı ortaya. Film daha geniş bir bütçe ile çekilebilseydi, tasarladıklarımızın tümü yapılabilseydi, daha güzel bir film olacaktı mutlaka ama istenilen para bulunamadı. İstenilen paranın bulunamaması, filmin istenilen sürede bitirilememesi Senarist Nuray Oğuz’u o kadar üzdü ki, onun sevgi dolu yüreği bu acıya daha fazla dayanamadı. Nuray Oğuz, senaryosunu yazdığı Manisa Tarzanı filmini izleyemeden aramızdan ayrıldı. Şimdi, Manisa Tarzanı’nın ilginç yaşam öyküsünden dizi yapılması geçiyor gönlümüzden. Niye olmasın diyorum kendi kendime. Birilerinin “Manisa Tarzanı’nın yaşam öyküsünden dizi yapalım” demesini bekliyoruz.

Bir bahçıvan yamağının Manisa Tarzanı olarak ünlenmesi kolay iş değil. Yaptıkları Manisa Tarzanı’nın zeki bir insan olduğunu gösteriyor. Bir bahçıvan yamağının istediği zaman, belediye başkanına, valiye, yaptığı işle ilgili kişi ve kurumlara ulaşmasının kolay olmayacağını biliyor. Bunun için önce, uzun saçları ve siyah şortu ile bir imaj yaratıyor. Yarattığı imajla ilgi çekiyor, ilgi giderek desteğe dönüşüyor. Halkın desteğini alınca da bütün kapılar Manisa Tarzanı’na ardına kadar açılıyor. Topluma hizmet etmeyi düşünenlerin Tarzan’ın yaşamından alacağı derslerin olduğunu düşünüyorum. Dizisi çekilsin deyişim bundan. Hayal ürünü kahramanların gerçek üstü yaşamları yerine gerçek bir yaşam öyküsünün halkın ilgisini de çekeceğini söyleyebiliriz. Dilerim birileri çıkar da Manisa Tarzanı’nın yaşam öyküsünün dizi yapılması için kolları sıvar. Böyle bir girişime Manisalıların ve çevre dostlarının destek vereceğini düşünüyorum…

3 Haziran 2010 Pazartesi günü saat 18.00’de Kültür Merkezi Lale Salonunda, Manisa Tarzanı için hazırladığım sunumu paylaşacağım hemşerilerimle. Sonra, Hakkı Avan ve Bedriye Aksakal ile Tarzanımızı konuşacağız. Ardından da teması Manisa Tarzanı’nı Anlamak olan, Şiir, Kompozisyon ve Resim Yarışmalarında ödül kazananlara ödülleri verilecek. Gelirseniz sevinirim. Manisa Tarzanı’nı ve Manisa’yı konuşuruz. Düşüncelerimizi ve sevgimizi paylaşarak büyütürüz. Belki de Manisalılık Dayanışmasının güçlenmesine ufacık bir katkıda bulunmuş, belki de farkındalık yaratmış oluruz. Siz gelmeseniz de biz Tarzan Dostları salonda olacağız….


Bu makale 767 kez okundu
Yükleniyor...