MANİSADA BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE SEÇİMİNİ HANGİ PARTİ NASIL KAZANIR

12 Eylül 2013, 15:13
MUSTAFA PALA

Türkiye 2014 yılında mahalli idareler seçimiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı seçimi, muhtemelen Anayasa oylaması ve 2015 yılındaki genel seçimler nedeniyle siyaseten kaynayan kazan kıvamında bir sürece giriyor.

AK Parti, iktidarını devam ettirmek; muhalefet partileri, AK Partinin 12 yıllık saltanatına son vermek ve büyük bir çıkış yapmak amacıyla bütün planlarını sahaya sürecekler.

Halkın hassasiyetleri üzerinden umulmadık iç ve dış oyunlar sahneye konulacak. Bu sürecin sonunda nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımızı şimdiden kestirmek oldukça zor.

İktidar ve muhalefet bu zorlu sürecin ‘nasıl başlarsa öyle biter’ anlamındaki ilk adımı olan belediye seçimlerinde, ilk sınavlarını verecekler.

Bu nedenlerle partiler, belediye seçimleri ve adayları belirlerken her zamankinden üç katı daha fazla düşünmek zorunda kalacaklar.

Halkın arayışlarına uygun adayların, seçim kazanma şansını yükselttiğini ve zaman zaman mucizevi neticeler doğurduğunu unutmamak gerekir.

Partiler seçimlerini ‘onu bırak beni al’ diyen adaylar arasından mı yapacaklar, liyakat sahibi ‘sakin güçler’ arasından mı yapacaklar?  Diğer bir deyişle; partiler aday tercihlerini ‘menfaat için yaşayanlardan’ yana mı, ‘millet için yaşayanlardan’ yana mı kullanacaklar? İşte bütün mesele bu…

Şu bir gerçek ki; menfaat için yola çıkanlar, kendilerini seçici gücün kullanımına sunarken, millet için yola çıkanlar, kendilerini milletin hizmetine sunarlar. Birinci gruptakiler buyurgan seçicileri cezbettiklerinden, belediye seçimlerinde kazanacağını sandığınız partilerin kaybettiğini görürsünüz.

Belediye seçimlerinin Manisa için bütün bunların ötesinde başka bir anlamı var: Manisa il olarak idari bakımdan bağlı olduğu ilçeleriyle sosyal, kültürel, ekonomik birliğini ve bütünlüğünü bu güne kadar sağlayamadı. Büyük şehir statüsü ve Büyük şehir belediye başkanı ve ilçe belediye başkanı seçimleri bu olumsuzluğu telafi etme fırsatını sunuyor.

Seçim neticesinde ilçeleriyle uyumlu büyük şehir oluşması halinde önümüzdeki beş yılda Manisa’ya çağ atlatmak mümkün olur.

Manisa’nın idari yapısını sosyo kültürel ve sosyo ekonomik bütünlüğe taşıyacak büyük şehir belediye başkanı adaylarının;  sağlam bir özgeçmişi, güvenilir kişiliği, yüksek sosyo kültürel birikimi, halkın değerlerinin ortak paydası olması, kendini menfaatlerine değil milletine adaması, ahde vefası, halkla kolay iletişim kurması, tecrübeli ve kendini kanıtlamış kimselerden olması gerekir.

Manisa’da şimdiye kadar adaylığını açıklayan adaylar bu özelliklerini muhakkak ki değerlendirmişlerdir. Gerekmedikçe onların adaylıklarını değerlendirmeyeceğim. Asıl amacım adaylık açıklamayan ve belki de aklından bile geçirmeyen ‘sakin güçleri’ Manisa’nın geleceği için gündeme taşımaktır.

Bu seçimin galibi 2009 seçiminde olduğu gibi il genelindeki oy oranları itibariyle AK Parti gibi görünüyor ama 2009 seçimindeki MHP ve Cengiz Ergün gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Şu an itibariyle kesin olan bir gerçek var ki; Manisa’da önde gelen AKP, CHP ve MHP den birini şimdiden galip ya da sonuncu ilan edemeyiz. Bu seçim müthiş sürprizlere gebe bir seçim olacak.

Birincisi AKP “büyümeyi” değil “büzülmeyi” terci etmek zorunda. Öncelikle Gezi Olayları ile su yüzüne çıkan ve Mısır darbesiyle içeriden ve dışarıdan iktidara diş gösteren bir yapı oluştu. Bu yapı her açıdan iktidarı tehdit ediyor ve hedefinde Başbakan Tayyip Erdoğan var. Hangi gün, nerede, nasıl ve hangi tuzaklarla iktidarın karşısına çıkacakları meçhul.

Ortaya çıktıklarında içeride kendilerine destek çıkmaya hazır hatırı sayılır bir kitle var ve bu kitle gezi Olaylarında iyi bir prova yaptı, özgüven sağladı, küresel ölçekte tanındı ve destek buldu.

Geziciler çok istemelerine rağmen muhalefet partileriyle açıktan organik ilişki kuramadılar, MHP seçmenini ve özellikle ülkücüleri koalisyonlarına dâhil edemeseler de umutlarını yitirmediler. Çünkü onları sahaya sürerek statik gücü harekete geçirenler, Devlet Bahçeli’nin Bursa’da ülkücülerin; “öl de ölelim, vur de vuralım” çağrılarına karşı “onun da sırası gelecek” sözündeki şifreyi çözdüler!

MHP, Gezi olaylarına desteklemeyeceğine dair kesin tavrını ortaya koydu ama Gezi yanlıları bu demokratik süreçte MHP üzerinden iktidarla hesaplaşmayı kazanç olarak görecektir. Çünkü Bahçeli’nin Bursa’da araladığı kapı bazı şeyleri umut ettirmekte ve düşündürmektedir.

MHP bu süreçte kendine sunulacak can suyunu reddetmeyecektir. Hayat memat meselesine dönüşecek  seçimlerde, MHP’nin güçlü olduğu yerlerde sürpriz sonuçlar alması kimseyi şaşırtmamalı.

Yukarıda izaha çalıştığımız gizli ve açık tehditler nedeniyle AKP, kendisine ilave puanlar getireceğine inandığı adaylardan ziyade, zoru görünce şapkayı bırakıp kaçmayacak adaylarla yola çıkmayı benimseyecek. AKP’de ‘General Sisi kâbusu’ etkili olacak ve bu nedenlerle gerektiğinde canını dişine takacak, partiye yönelik tehdidi kendine yöneldiğini bilecek ve canı pahasına meydanı terk etmeyecek sadakat sahipleriyle yola çıkmayı isteyecek. Dolayısıyla sınırlı seçenekler arasından seçim yapacak. Bunun anlamı; AK Parti seçimlerde ilave oy getirecek adaylardan ziyade oylarını koruyacak adaylara razı olacak.

Bu zorunluluğa belediyeyi dışarıdan yönetmeye elverişli adaylar belirlemek gibi bir zaaf da ilave olursa, seyreyleyin gümbürtüyü!

AK Partinin belediye seçimlerindeki diğer handikabını ise Gülen Hocanın hizmet hareketi oluşturacaktır.  Hizmet hareketi özellikle belediye seçimlerinde daha objektif davranan bir geleneğe sahip; belediye seçimlerinde kül olarak bir partiyi desteklemekten ziyade en uygun adayı desteklediklerini biliyoruz. Bu seçimde de aynı şekilde hareket edeceklerini tahmin etmek için oldukça çok sebep var!

Suriye sorunu, PKK ile barış ve ekonomik göstergelerdeki muhtemel olumsuzlukları da dikkate aldığımızda; AK Partinin çok zor bir süreç yaşayacağını söylemek için kâhin olmaya gerek kalmıyor.

Mahalli idare ve özellikle belediye seçimleri, 12 yıllık AK Parti iktidarının kazanımlarının kalıcı ya da geçici olacağının da temelini oluşturacak. Bu aşamada dışarıdaki AK Parti karşıtları ile içerideki karşıtlarının, muhalif siyasi partilerin münasip gördükleri adayları üzerinde ittifak etmeleri ihtimali oldukça kuvvetlidir.

 

2009 SEÇİMİNİ AKP NASIL KAYBETTİ MHP NEDEN KAZANDI

Manisa’da belediye seçimini kim kazanır, sorusunu cevaplamadan önce 2009 seçimini MHP’nin nasıl kazandığını bilmek gerekir.

MHP’nin bu seçimdeki başarısı büyük ölçüde AK Partinin algı yönetimi zaaflarından kaynaklandı: AK Partili belediye sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan Manisa tarihinde görülmedik ve duyulmadık işler yapmasına ve her açıdan modern bir belediyecilik örneği sunmasına rağmen, belediyeyi dışarıdan yönetme arzusunun oluşturduğu otorite boşluğu, belediyenin bütçe ve yönetim disiplinini bozdu.

Bu bozukluk olumsuz söylentilere, söylentiler-ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali- şüpheye dönüştü. Şüphe kara propagandayı doğurdu ve Sümerbank arazisinin özelleştirilmesi, kara propagandayı doğrulayan bariz delil oldu. Neticede belediye hakkında olumsuz bir algı oluştu ve belediye yönetimi, tedbir almak, hizmetlerini anlatmak yerine algı yönetimini de dışarıdan bekledi. 

Halk,  iyi olanı hakkımdı deyip tüketti ve unuttu. Eksik ve kusurlar hatırda kaldı ve kara propagandayla gündemde tutuldu.

AK parti genel merkezinin Manisa Belediye Başkanı adayını ilk etapta değil ikinci etapta açıklaması büyük hataydı. Manisa seçmeni bu gecikmeden Başbakan’ın da kaygıları olduğu kanaatine vardı.  Gecikme, yönetime kendini hazırlayan yeni ekibi de heveslendirdi ama her şey ‘eski hamam eski tas’ olunca ‘Tosya’ya pirince giden AKP, evdeki bulgurdan oldu’. Çünkü bir kısım AK partililer(!) kendi adaylarını desteklemedi ve nihayet kaçınılmaz son onları buldu.

Olacakları görüş soran ve yardım talep eden görevli dostlarımla paylaştım ve onlara; “adayı ilk belirlenen iller arasında olmamak aleyhinize oldu, ya çekilin ya da çok acele ismi açıklatın, belediyeyi ellerinizle teslim ediyorsunuz” şeklinde görüş belirtsem de genel merkezlerini ikna edemediler, çekilmeyi de göze alamadılar.

İşin bir de kazanan tarafı var. Kazanan taraf yani MHP; MHP yıllardır büyük çabalar sarf ettiği merkeze açılma politikasının ilk meyvesini 2009 seçiminde Manisa’da yakaladı.  Aday arayışlarını ANAP’ın sosyal demokrat kökenden gelen adaylar üzerinde yoğunlaştırdı. ANAP’ın sevilen belediye başkanı Adil Aygül’den istediği cevabı alamayınca Cengiz Ergün ile mutabakat sağladı. Cengiz Ergün, ANAP kökenliydi ve CHP’li bir aileden geliyordu. Varlıklıydı ve Manisa Sporun başarılı başkanlarındandı.

MHP’nin bu hazımlı tercihindeki mesaj; partileri iktidar olmasa da, güç odakları üstünden her zaman iktidarla iç içe olan ancak son zamanlarda bütün dayanakları AK Parti tarafından bir bir yıkılan seküler seçmen tarafından doğru algılandı. MHP hakkında düşünmelerini sağladı ve onlarda şu kanaati oluşturdu; MHP, AK Partinin yüzde doksan karşıtıydı, CHP ile örtüşen değerleri vardı, Cumhuriyet yanlısıydı, Atatürk’e karşıtlığı yoktu, TSK ile barışıktı, biraz dindarlıkları vardı ama o da tehlikeli sayılmazdı.

Şimdi “Kuvayı Milliye” zamanı deyip Cengiz Ergün için üç hilalin altına mühürlerini zorsunmadan bastılar ve MHP’nin düşte göremeyeceği gerçeği oluşturdular.  

MHP’nin başarısını sağlayan temel gerçek; Manisa’daki CHP seçmeninin Cengiz Ergün üzerinden MHP ile zımni ittifakında saklıdır.

Bu örnekleri TBMM başkanlık seçimlerinde veya Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görebiliyoruz. Örneğin Cahit Karakaş,  CHP’li olmasına rağmen Alpaslan Türkeş’in önerisi ve desteğiyle TBMM başkanlığına seçilmişti. 1999 seçimlerinden ikinci olarak çıkan MHP’den Milletvekili seçilen Ömer İzgi, CHP ve DSP’nin desteğiyle TBMM başkanı seçilebildi.

Karakaş sol partideydi ama milliyetçi bir geçmişi vardı, İzgi Milliyetçi partideydi fakat devrimci bir geçmişi vardı. Necdet Sezer’in MHP desteğiyle Cumhurbaşkanlığına seçildiğini, onu seçebilmek için Sadi Somuncuoğlu’na yapılanları hatırlıyoruz.

Bu seçim diğer seçimlerden farklıdır. AK Partinin aday belirleme konusunda ayağında pranga olmasına karşılık, kazanmak uğruna muhalefetin gizli ve açık ittifaklar yapması için önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

11 senede hiçbir varlık göstermeyen muhalefetin başkaca bir seçeneği de yoktur, yeter ki tercihlerinin sebebini sadık seçmenlerine ve teşkilatlarına anlatabilsinler.

 

MHP TEKRAR KAZANIR MI?

MHP’nin seçime Cengiz Ergün’ün büyük şehir belediye başkanı adaylığında gireceği anlaşılıyor ve mevcut konjonktür Cengiz Ergün’ün adaylığını meşrulaştırıyor.

Son dakikada MHP otobüsüne binen Ergün, 2009 seçimlerine hazırlıksız ve kadrosuz olarak girmesine rağmen ismi üstünde oluşan ittifak sayesinde kazandı.

İlk başlarda oluşan iki başlı yönetime hemen son verdi, yönetim kabiliyetini gösterdi. Belediyeyi disipline etmeyi başardı. Eski yönetimin hazırladığı projeleri bir bir hayata geçirdi. İstişareye kapalı yapısı ve bilen insanlarla yola çıkamayışı istenilen başarıyı yakalamasına ve daha akılcı yatırımlar yapmasına engel olsa da halkın takdirini kazandı. Akrabalarını işe yerleştirmenin dışında hakkında fazlaca bir yolsuzluk söylentisi duyulmadı.

Cengiz Ergün’ü bütün eksi ve artılarıyla bu yazının konusu yapmak mümkün olamamakla birlikte; MHP’nin onunla yola çıkma kararının doğru bir mantığı olduğunu söylemeliyiz.

Peki, Cengiz Ergün, Manisa’nın beklediği sosyo kültürel ve sosyo ekonomik bütünleşmeyi sağlayabilir mi? Bunun için kişisel donanımını çok zorlaması gerekir ve sağlam bir kadro oluşturması, il genelinde de iyi bir ekiple yola çıkması gerekir. Bu işe Manisa Merkezin oyları yetmez, Manisa genelinin de oylarını almak zorunda.

MHP’nin Manisa Merkez, Alaşehir, Akhisar, Salihli, Turgutlu gibi büyük ilçelerinde, Demirci, Gördes, Kula gibi orta büyüklükteki ilçelerinde ve Selendi, Kırkağaç, Ahmetli gibi küçük ilçelerinde hatırı sayılır oy potansiyeli var. Seçeceği adaylarla bu şansını daha da arttırabilir.

MHP seçmeninin ve özellikle teşkilatın ülkücü aday konusunda taassup içinde olmaması seçim başarılarını daha yukarıya taşıyabilir ama bu başarı bile büyük şehri alma konusunda yeterli olmayabilir. En önemli şansları AKP’nin aday tespitinde yapacağı hataya bağlıdır.

Cengiz Ergün’ün bu seçimde genel merkezin desteğinde orkestra şefi konumunda olacağı anlaşılıyor yani ilçe adaylarının belirlenmesinde de söz sahibi olacak ama yıllardır teşkilata emek veren ve doğal bir beklenti içinde olanların uğrayacağı hayal kırıklığının yaratacağı olumsuzlukları da dikkate almak gerekecek.

Nitekim 2009 başarısının mimarı olan ve belediye başkan yardımcılığından Cengiz Ergün tarafından uzaklaştırılan eski il başkanı M. Bayram Laçalar; ”Adil Aygül de ‘ben markayım’ diyordu ama arkasında teşkilat olmadan girdiği ilk seçimde marka olmanın ne anlama geldiğini gördük” diyerek aba altından sopa gösterdiğini unutmamak gerekir.

Bu sözde gerçeklik payı olduğunun 1999 seçimlerinden bizzat şahidiyim; Cengiz Ergün’ün başarılı yardımcısı Azmi Açıkdil, MHP’den belediye başkan adayı idi ve o seçimlerde Açıkdil ve Milletvekili adayı Hüseyin Akgül’ün danışmanlığını yapıyordum. Genel seçimlerde MHP’ye oy veren üç bin civarındaki seçmen belediye seçiminde ANAP adayı Adil Aygül’e oy verince Azmi Açıkdil seçilememişti. Laçalar ise DYP’de yöneticiydi. AKP ile flört ederek başladığı 2005 seçimlerine ANAP’ın meclis adayı olarak girecekti ama belediye meclisine 2009’da MHP kadrosundan girmek kısmet olacaktı.

Seküler seçmen Cengiz Ergün üzerinden MHP ile ittifak etme ihtimali olduğu kadar; işin içinde siyaset ve iktidar hırsı olunca başka neler olabileceğini de hesaba katmak gerekir. Mesela; Cengiz Ergün hakkında fırıncılarla ilgili bir dava olduğunu hatırlıyorum. Bu davanın kritik bir süreçte Cengiz Ergün’ü saf dışı edebileceğini MHP kurmayları düşünüyordur herhalde!

İşte bu aşamada yeni lokomotiflere ihtiyaç var ve ilk etapta kendilerinin aklından böyle bir şey geçmese de; Rıza Akçalı, Bülent Koşmaz, Zeynel Balkız ve Prof. Dr. S. Sami İlker gibi adayların sakin güç olarak değerlendirilebileceğini düşünüyorum.  Büyük Şehir Belediye Başkanlığı söz konusu olduğunda, bu değerli şahsiyetlerin sadece MHP’ye değil, her üç partiye lazım olan milli adaylar olduklarını söyleyebiliriz.

Her şeyden önce kâmil insanlar, hayat tecrübesinin zirvesine çıkmışlar, kültürel derinliği, bilgi birikimi olan tecrübeli şahsiyetler ve en önemlisi, yaratılanı yaratandan ötürü seven yüce gönülleri var ve il genelinde heyecan yaratabilecek, ortak payda oluşturabilecek gönül zenginlikleri var.

Manisa Yunus Emre ilçesinden Hakkı Bayraktar’ın, Şehzadeler ilçesinden Baro Başkanı Zeynel Balkız’ın

Cengiz Ergün’ün isteği üzerine MHP’den aday olacakları söylentisinin kamuoyunda yarattığı olumlu tepki bizi doğruluyor.

MHP kazanmayı istiyorsa bu değerli şahsiyetlerden başka; başarılı başkan yardımcısı Azmi Açıkdil, Belediye meclisi Grup başkan vekili Mehmet Güzgülü, Merkez ilçe başkanı Engin Kabadağ ve eski il başkanı Ersoy Aslan gibi sakin güç kıvamındaki gönül erlerini doğru değerlendirmenin yollarını aramalıdır.

MHP Cengiz Ergün’ün seçimden bir şekilde ekarte edilmesini beklemeden de kendine güçlü adaylar bulabilir. Mesela iktidarın, TOBB yönetim kuruluna seçilmesini engellediği Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Bülent Koşmaz.

Bülent Koşmaz, kıymet bilmediğimiz şahsiyetlerin başında gelir. Kıymet bilmezliğimizi bir yana koyalım; onun Manisa’yı geleceğe taşıma ve küresel ölçekte marka şehir yapma yolunda gerçekleştirdiklerini bu görevlere talip olanların hayalleri bile erişemedi.

Organize sanayi bölgesi yönetim kurulu başkanlığı döneminde OSB’de yaptığı hizmetlere uluslararası ödülleri ekledi. ‘Geleceğin Avrupa Şehirleri Yarışmasında’ Manisa; 2005-2006 yılında “Yatırım için en ideal şehir seçildi”. 2006-2007 yılında yapılan aynı yarışmada Manisa dört dalda ödül aldı; ‘Avrupa’nım En İyi Ekonomik Potansiyeline Sahip Kenti’ dalında “birincilik”, ‘Maliyetler İçin En Uygun Yatırım Kenti’ dalında “ikincilik”, ‘Güney Avrupa’da Geleceğin Kenti’ dalında “ikincilik”, Türkiye’de Geleceğin Şehri’ dalında “birincilik” ödüllerini aldı. 

Manisa OSB’nin 2007 yılında ‘Dünyada Çinli Yatırımcılar Tarafından Yatırım yapılabilecek En İyi Sanayi Bölgesi’ seçilmesini sağladı.

İlk sevkiyatı 8 Eylülde Manisa’dan başlatılan ve Batı Anadolu’nun farklı şehirlerinde üretilen ürünleri Avrupa içlerine taşımayı amaçlayan ve TOBB’un öncülük ettiği BALO projenin fikir babası olmakla kalmadı onu sanayicinin hizmetine sunmayı da başardı. Oysa o demir yolları, Osmanlı’nın son döneminde İzmir limanına Batılı tüccarların getirdiği sanayi ürünlerini Anadolu’nun içlerine taşımak amacıyla yine Batıdan alınan kredilerle yapılmıştı. Şimdi tersine hizmet etmeye başladı. Artık Anadolu’da üretilen sanayi ürünleri Avrupa içlerine daha kısa sürede ve %30 daha ucuza taşınıyor. Bu başarı tarihimizde bir devrimdir.

Manisa’yı geleceğe taşımak amacıyla 2023 vizyonunu tüm tarafları ortak ettiği tarama konferansıyla ortaya koyan da, Manisa’ya TOBB’un anahtar teslimi Fen Lisesi yapmasını plana aldıran da o dur.

Bütün bunları sağlık sorunlarıyla boğuşurken yaptı, aynı anda iftiralara maruz kaldı. İsteseydi bu işlerle uğraşmayıp Güneydoğu Asya’dan yapılacak ithalatı tekeline alır ve bu gün Türkiye’nin sayılı zenginlerinden olurdu. Biraz siyasete düşkün olsaydı istediği partiden bu güne kadar on kez bakan olmuştu.

O genç yaşta kurşunlara maruz kaldığı vatan ve millet aşkına hizmetkârlığı seçti.  Maalesef, takdir etmeyi bir tarafa bırakalım,  bir takım nefisler karşısında diz çökmeyip onuruyla ayakta durmaya çalışan ve yaralı yüreğiyle Allah’a en yakın olanlara bile tahammül edemiyoruz. Vah ki vah!

 

AK PARTİNİN KAZANMASI GARANTİ Mİ?

AK Partiye gelince; 2014 yılı Belediye seçimlerinde taşıdığı riskleri önceki bölümde saymaya çalıştık.  AK Parti Manisa’da beş Milletvekili çıkaran, MHP’nin Milletvekilini üçten ikiye düşüren ve il genelinde en çok oyu alan parti konumunda. Bu durum onlar için bir rehavet oluşturur mu? Hiç sanmam.

2009 seçimlerinde Manisa Merkez belediyesini kaybetmiş olmalarının ezikliğini iliklerine kadar yaşadılar.

Sayın Arınç “biri bizi silkelesin” diyordu, Gezi ve sonrasında gelişen iç ve dış olaylar onları yeterince kendine getirdi.

Doğrudan iktidara yönelikmiş gibi gösterilen ama aslında Türkiye’yi iç desteklerle kendi çıkarları doğrultusunda hizaya getirmeyi amaçlayan küresel oyunun farkındalar. Tabanı bilemem ama tepenin yeterince teyakkuzda olduğunu görüyoruz.

Seçimlere 11 yıllık iktidarın rehavetinden uzak girecekler fakat 11 yılın yıpranmışlığını enselerinde hissedecekler.

Seçime iktidar avantajlarıyla girecekler. Kamunun gücü ellerinin altında ve kamu personeli emirlerinde olacak.

Buna rağmen bu seçimin onlar açısından çok rahat bir seçim olacağını söylemek oldukça zor. Manisa’da her ne kadar en yüksek oyu alan parti olsalar da başarılı oldukları illere göre düşük bir oy oranına sahipler ve batılı seçmenleri ellerinden kaçırmaya devam ediyorlar.

Hala bir ismi öne çıkaramadılar. En güçlü adayın Hüseyin Tanrıverdi olduğu söyleniyor. Sayın Arınç, Tanrıverdi’yi işaret ediyor ama DYP’nin prensliğinden ithal ettikleri ve uzunca bir süre rafta tutukları Orkun Şıktaşlı; “Aile büyüklerime danıştım, büyük şehre adayım” diyor. Bunu nasıl yorumlamalıyız?

Bu sürecin sonunda Orkun Şıktaşlı’ya “ pantolon veremedik gömlek verelim” mi diyecekler? Yoksa Sayın Tanrıverdi’ye;” bu işler Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle genel merkez yöneticisi olmaya benzemez, burada halkın tercihi gerekir” diye gözdağı mı veriliyor?

Mevcut verilerden ne olduğunu çözmek oldukça zor olsa da Manisa’da görünen bir köy var ki o da;” AK Partinin Patronaj sorunudur.” Manisa Ak Parti’nin doğal patronu Arınç olmasına rağmen Tanrıverdi genel merkez tarafından suni bir şekilde patronaja dâhil edilmiştir.  İşte bu noktadan sonra Tanrıverdi, Arınç’tan yüz bulamayan ve ona rağmen amacına ulaşamayanların sığınağı haline getirilmiştir ve bu yapılanma Manisa’nın idaresini güçleştirdiği gibi partinin Manisa’daki zaaflarının kaynağını oluşturmuştur.

AK Partide Büyük şehir belediye başkanlığı için şimdilik ortada görünen üç aday var; Mehmet Çerçi, Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan ve Orkun Şıktaşlı ve görünmeyen dördüncü aday Hüseyin Tanrıverdi.

Serhat Orhan, Turgutlu’daki hizmetlerini anlatan kitapları Manisa’nın her yerine dağıtıyor. Kendini anlatmak için uygun bir yöntem, parasını da belediye ödüyor ama Turgutlu Belediye başkanlığından Manisa Büyük şehir belediye başkanlığına taşıyacak oyu almak ve hatta AK partinin oylarını korumak oldukça zor.

Orkun Şıktaşlı’yı Manisa, Başbakan Sayın Erdoğan’a attan düştüğü tarihlerde “sen ancak tırsak atlara binmeye alışıksın, küheylanlara değil”. Şoförler Odası ve Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi başkanlarının DYP’den ayrılıp AK Partiye geçmesi üzerine mahalli gazetelerde çıkan “DYP’nin Ağır Topları AKP’de” başlığına karşılık ertesi gün; “ağır olsalardı DYP’de kalırlardı, yuvarlanıp gittiklerinden ne oldukları anlaşılıyor” mealinde altın sözler söyleyen ve istikbal vadeden bir siyasetçi olarak tanıdı.

2005 seçimlerinde DYP’nin belediye başkanı adayıydı. Seçim çalışmalarını birlikte yürüttük, projelerini birlikte hazırladık. Çalışmalarımızda gençliğinden ve yakışıklılığından başka bir derinliğinden yararlanamadık ama DYP’den daha yüksek oy almasını sağlayıp siyasetteki yıldızını parlattık.

Bu rüzgârla katıldığı AK Partiden 2009 seçimlerinde belediye başkanı adayı gösterilseydi, AK Parti hakkında yürütülen kara propagandayı boşa çıkarabilir ve Cengiz Ergün’ün oturduğu koltukta oturuyor olurdu.

Şıktaşlı, stepne olarak çok bekletildi. Artık her şey için çok geç! İster kullan ister kullanma her şeyin bir ömrü var.  Otomobil lastiğinin raf ömrü dört yıl, kullanım ömrü 60 bin km… 20 yıl öncesinin “değişim” sloganıyla vitrine çıkması bile bunu teyit ediyor. Ve işin daha önemli yanı AK Parti ahde vefası olanlara kadro vermek zorunda… AK Partinin nikâh masasına endişeyle oturacağı adaylarla izdivaç yapacağına ihtimal vermiyorum ama dilerim ben yanılırım.

Eski Milletvekilimiz Sayın Mehmet Çerçi ’nin çok uzun zamandır il genelinde çalışmalar yaptığını ve önemli mesafeler aldığını biliyorum. Ekip arkadaşlarının zaman zaman Arınç’a rağmen işler yapmaya kalkan eski teşkilatçılardan olmasından başka ciddi bir sorununun olmadığını düşünüyorum. İçine kapalı yapısını bu dönemde ziyadesiyle aştığını görüyorum. AK Parti seçmeninin tercihine uygun bir şahsiyet, başkanlık sürecinde onu da hesaba dâhil etmek gerekir.

Bütün veriler ve beklentiler AK Partinin Büyük şehir belediye başkanı adayının Hüseyin Tanrıverdi olduğu yönünde.  Sayın Tanrıverdi AK partili seçmenin oylarını alır ama partinin yıpranmışlığına engel olabileceğini,  ilave oylar getireceğini ve seçimi banko kazanacağını iddia etmek zor.

Aslında AK Parti için en güçlü büyük şehir başkanı adaylarının başında Çevre Bakanımız Rıza Akçalı’nın geldiğini söyleyebilirim. Akçalı aday gösterilir ve teşkilat sorun çıkarmaz ise AK Parti çok güçlü bir rüzgâr yakalar, adeta yenilenir. Manisa kıymetlerinin kıymetini bilmeyen bir şehir. Onun güçlü kişiliği DYP başkanlık seçimlerinde Köksal Toptan’ı desteklemesine rağmen Çiller’in başkanlığındaki DYP kabinesinde yer almasını sağladı. Akçalı’nın büyük şehir belediye başkanlığındaki Manisa, idari birlikteliğinin yanında kültürel ve ekonomik bütünlüğünü de sağlar.

Başbakan’ın İstanbul Büyük şehir belediye başkanlığı döneminde Çevre bakanımızdı. Sayın Erdoğan’a o dönem birçok konuda yardımcı olduğunu biliyorum.

Öyleyse mesele ne, diyebilirsiniz! Mesele; siyasi hırs, bu siyasi hırsın en kâmil insanları bile nefsine yenik düşürmesi… Mesele, Manisa’nın patronajına yeni bir ortak yaratma tehlikesi…

Başka bir mesele ise Akçalı gibi bir şahsiyetin büyük şehir belediyesinin yönetim sorumluluğunu yürüttüğü yerde ihaleler konusunda sufle kabul etmeyeceği endişesi… Başka ne olabilir? İnanç ise inanç, bilgi ise bilgi, tecrübe ise tecrübe, halkın ortak değerlerine payda olmak desen onda, daha ne olsun?

AK Partinin büyük şehir adaylığına en uygun isimlerden biriside Baro Başkanımız Zeynel Balkız’ın olduğunu düşünüyorum. Ona ilçe adaylığı önerenlerin olduğunu biliyorum ama kabul edeceğini hiç sanmıyorum. Manisa’nın Baro Başkanlığını sol oyları almadan kazanmak ya da şöyle söyleyeyim; sola rağmen kazanmak sağdan biri için mucize gerçekleştirmektir. Nedenine gelince önce meskenetten kurtulamayan sağın tamamını sandığa götürecek ve hepsinin oyunu alacaksınız sora da soldan destek bulacaksınız. Sayın Balkız Manisa’da bu mucizeyi gerçekleştiren ilk kişi olarak kendini kanıtlamış birisi. Onu siyasete davet edenlerin daha büyüğü hak ettiğini bilmeleri gerekir. Üstelik DYP’nin sandıkta kaldığı seçimde Manisa’dan seçilebilecek kadar oy almayı başarmış bir arkadaşımız. Derin hoşgörüsü olan bir şahsiyet, beş benzemezin beşini ortak bir amaç, fikir ve eylem etrafında toplayıp netice alabilen sabır abidesi. AK Partiye yakın ve diyaloğa yatkın. Peki, buna ne buyurulur? Tek endişe onca senedir teşkilatta olup “ablam gelin oldu, sıra bana geldi” diye heveslenenlerin vereceği tepki. Tamam, bunu anlayabilirim ama 2009 seçimlerindeki gibi bir sonuç olursa onlar için daha mı iyi olacak? İnat edip sonunda “elimde kaldı yazık…” demenin ne anlamı var?

Bu adaylar sizi sarmadı, peki, Ünlü tarihçilerimizden Prof. Mehmet Çelik’e ne buyurulur? CHP, Antalya’da Prof. Mustafa Apaydın ile kazanma başarısını gösterirken AK Partinin içine kapanmasını anlamak oldukça zor. Üstelik Prof. Çelik’in paylaştığı düşünceler AK Parti stratejilerinin önünde gidiyor.

Belediye seçimleri söz konusu olunca AK Partinin sahip olduğu ve büyük şehir Manisa’nın sosyo kültürel ve sosyo ekonomik bütünlüğünü, dolayısıyla gönül birlikteliğini sağlayacak, halka ortak payda olacak ve oy vermeyenleri de bağrına basacak; Ömer Faruk Çelik,  Çetin Güngör ve Has Parti Milletvekili adayı ekonomist İbrahim Yıldırım gibi başka sakin güçleri de var.

 Ömer Faruk Çelik’in aklından merkez ilçelerinin adaylığının geçtiğini, Çetin Güngör’ün ve İbrahim Yıldırım’ın sükûnetini muhafaza ettiğini biliyorum. Göreve hazır ama görev arsızı olmayan bu değerli hazinelerin AK Parti tarafından değerlendirilmemesi, Ak Partiden ziyade milletin kaybı olur. Bu kadar hoş görülü, adaletli, munis, hakkı bilen, sadakatli, ilkeli ve vefalı insan bu devirde az bulunur. Zoru gördüklerinde şapkayı bırakıp kaçmayacak, meydanı terk etmeyecek üç değerli şahsiyet…

Özellikle Ömer Faruk Çeliğin Şehzadeler ilçesinden aday gösterileceği duyumlarını alıyorum, isabet olur diye değerlendiriyorum. Şiir tadında bir aday olur ve AK Parti onunla banko bir sonuç alır.  Projelerinin kendi karakteriyle örtüşmesinden insanı yücelten yeni bir belediyecilik anlayışını Türkiye’ye armağan edeceği anlaşılıyor.

 

CHP SÜRPRİZ YAPABİLİR Mİ?

CHP Manisa’daki seçim sürecinin en sorunlu partisi. Değişim ve dönüşümünü henüz tamamlayamadı. Parti içi bütünlüğünü tam sağlayamadı. Muhalefet gücünü yeterince kullanamıyor ve muhalefetini zaman zaman başka unsurların liderliğinde sürdürüyor izlenimi veriyor. Çok sesliliği parti içi demokrasiyle izaha çalışsalar da dışarıda çok başlılık algısını yarattıklarını görmeleri gerekir.

Bu umutsuz görüntü özellikle belediye seçimlerinde seçmenin başka partilerle ittifakına sebep olabiliyor.

Manisa, seçmen potansiyeli konusunda Ege’de en zayıf oldukları bir il. Aydında olduğu gibi AKP ve MHP çekişmesinden Özlem Çerçi örneğini yaşamak istiyorlar ve bu amaçla sahip oldukları en acar güç olan Manisa Milletvekili Özgür Özel’i büyük şehir belediye başkanı olarak düşündükleri anlaşılıyor.  Abdullah Aga’nın torunu Özgür kardeşimiz, Zafer Bayramı resepsiyonunda kendisine yönelttiğimiz soruya ‘hayır’ karşılığını verse de gece gündüz demeden köy, kasaba ve ilçeleri dolaştığını biliyoruz.

Özgür Özel yanlış bir aday mı? Hayır, asla… Lakin CHP’nin Manisa’da yeni seçmen kazanması zor, en fazla CHP oylarını tutmaya yardımcı olur.

Nedenine gelince Manisa Ege’nin eğitim ortalaması en düşük şehri.  CHP’nin Aydın, Denizli, Muğla, İzmir gibi şehirlerde aldığı oyu Manisa’dan çıkarması mümkün görünmüyor. Çünkü bu şehirlerin eğitim ortalaması ve refah seviyesi Manisa’dan yüksek ve Manisa’nın nitelikli nüfusu bu şehirlere göç ediyor. Başarılı öğrenciler bu şehirlerdeki okulları tercih ediyor…

Buradan şu yargıya varmak mümkün; “ eğitimi yüksek olanlar sola, düşük olanlar sağa oy veriyor” bu gerçeği şöylede söyleyebiliriz, “bizim eğitim sistemimiz, insanımızı sekülerleştiriyor, sekülerleşen seçmen de sağ partilerden uzaklaşıyor.”  Aynı izahatı refah seviyesiyle de ilişkilendirebiliriz…

Meseleyi öyle ya da böyle izah edin, netice değişmiyor, CHP Manisa’da istediği oy artışını yapamıyor. Partisinden umudunu kesen seçmen de AK Parti karşısında daha fazla mağlubiyet yaşamamak için ehven-i şer gördüğü partilere ve adaylara oy vermeyi tercih ediyor.

Bu seçimde CHP’nin seçmenini tutamama riski var. Özgür Özel ya da Avukat Ali Aslan vb. bir aday bu riski bertaraf edebilir mi? Bekleyip göreceğiz.

CHP’nin seçime iddialı girmesi için tek seçeneği var; sağdan oy almak. Bunun için temel politikalarını gözden geçirmeleri gerekecek. O uzun iş ama kısa sürede etkili sonuç almak ve mahalli seçimlerin özelliğinden yararlanmak için uygun adayları halkın karşısına çıkarmak en kestirme yol olur.

Mesela işadamı Hakkı Bayraktar, sağ seçmen ve partiler nezdinde kabul görmüş bir aday, onu sağ partilere kaptırmak CHP için ne kadar akıllıca bir iş olur? Bağnazlığı hep başkalarına yaftalamak yerine solun da pekâlâ bağnazlık edebileceğini görmek gerek.

Diğer taraftan Manisa Konut Birliğinin Başkanı, adaşım ve arkadaşım Mustafa Pala, Manisa ve CHP için hazine değerinde bir insan. Onun kadrini kıymetini ne CHP bildi ne de Manisa. Manisa’ya şehircilik, toplu konut, kooperatifçilik fikrini aşılayan, Yunus Emre ilçesini oluşturan, Mesir, lale, şehzadeler, Tarzan diyerek Manisa’nın kültürel değerlerini turizme ve ekonomiye katmaya çalışan, çöp konusunu Manisa’da ilk kez gündeme taşıyan, herkesin es geçtiğini iş edinen ve fikri doğurganlığı yüksek bu nadide şahsiyetten CHP niye yararlanmaz ve hatta diğer partiler?

Talip olanları geçin, liyakati esas alın! Çok mu yetişmiş insanımız var? İnsan yetiştirmiyoruz, yetişenleri de nefsimize kurban ediyoruz. Sonra da o yetersiz halimizle halkın karşısına geçip sizin için varız, bizim seçtiklerimizi seçin deyip halka hayatı zindan ediyoruz.(Bu düşüncem tüm partileredir.)

Öğrenebildiğim kadarıyla eğitimci işadamlarımızdan Semih Balaban da CHP den adaylığını açıkladı. Oysa gönül verdiği CHP, Milletvekilliği seçimlerinde AK Partili bir dostunun Milletvekilliği aday adaylığını açıkladığı basın toplantısına katıldığı için onu cezalandırmayı tercih etmişti.

Bu tutumdaki CHP nasıl kazanır? Başka düşüncedeki insanlarla dostluğa kapısını bu denli kapatan ve hoşgörüsüz davranan CHP’de biraz farklı düşünen insanlar nasıl yer bulacak?

Kendi fikriyatını oluşturmanın verdiği özgüvenle başka fikirdeki insanlarla dostluk, birliktelik kurabilecek kadar olgunlaşmış insanların Av Ali Aslan, Özgür Özel, Mustafa Pala ve Semih Balaban örneğinde olduğu gibi CHP’de yer bulması, CHP ve Türkiye için şanstır.

Bunun anlamı; hoşgörünün sağlam temellere oturarak gelişmesidir. İnşallah CHP sahip olduğu değerlerin bilincine varır ve halkın karşısına bu kemalde insanlarla çıkar. Çünkü Türkiye’nin ortak paydasında olgunlaşmış ve bütünleşmiş bir CHP’ye her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

Partiler, şahıslar ve belediye seçimleri hakkında paylaşımlarım bu kadar. İlçe adayları hakkında pek özele ve şahıslara inemezdim, çünkü oraları yeterince inceleyemedim. Biz de varız niye yazmamış diye düşünen değerli şahsiyetlerden özür dilerim, haklarını helal etsinler. Yâdımıza düşmedikleri için yazmamışızdır. Başka hiçbir sebebi yoktur.

 

BUNLARI NİYE YAZDIM

Yazıyı kaleme alışımızın sebebi, şu ya da bu partiyi veya adayları yüceltmek değildir. Rahmetli Özal’ın köycülük politikalarını terk edip şehircilik politikaları benimsemesi ve özellikle belediyeciliği öne çıkarması, Gobaçov’un açıklık politikası ve tek kutuplu dünyanın alacağı şekil ilgimi çekti.

Bir yandan küreselleşmeyi diğer taraftan ’toplumsal değişimlerin toplu yaşama etkileri ve çözüm yolları’ konusunda 1980’li yılların ortalarında başladığım incelemeler beni Stalin ve Enver Hoca arasındaki kavgaya ve oradan İtalyan Komünist partisinin yerel yönetimlerdeki başarısına ve sevgili Peygamberimizin belediyecilik uygulamalarına, Osmanlının şehircilik anlayışına, Atatürk’ün şehirleşme çabalarına ve nihayet HABİTAT’a kadar götürdü.

Neticede bu fikir yolculuğu, insan merkezli modern belediyeciliğin ve şehirciliğin temel dayanaklarının Peygamber efendimizden kaynaklandığı gerçeğini görmemi sağladı.

Bu alandaki birikimlerimi 1999 yılındaki genel ve yerel seçimde MHP Manisa Belediye Başkan adayı Azmi Açıkdil ile paylaştım. Manisa o gün yaptığımız projeleri hala tamamlayamadı. Çalışmamın geliştirilmiş halini 2005 seçimlerinde Orkun Şıktaşlı ile paylaştım. Belediye Başkanı Bülent Kar’ın ricası üzerine ‘21. Yüzyılın Yerel yönetim Vizyonu’ adıyla rapora dönüştürdüğüm bu çalışmalar aynı yıl AK Parti genel merkezine sunuldu. 2009 seçimlerinde ise gazetede özetini yayınladım.

Bunun haricinde değişik dönemlerde değişik il ve ilçe belediye başkan adaylarına seçim süreçlerinde danışmanlık yapma fırsatım oldu. Belediyecilik ve belediye seçimleri hakkında iyi bir birikim sağladım.

Şimdi Manisa ve Türkiye yeni bir dönemece giriyor. Söz söylemenin tam zamanı olduğu düşüncesindeyim. Manisa’da yaşıyorum bu ülkenin evladıyım. Ülkemi ve halkımı seviyorum. Nefsi için değil milleti için yaşayanlardanım. Bana hayatın öğrettiği doğruları ve okumaları paylaşmak zorundayım. Çünkü şu an itibariyle geleceğimizi kucağımızda büyütüyoruz. Yanlış bir seçim hayatımızı berbat edebilir. Bunları yazmakla bize dayatılan şartlara boyun eğmiyor, şartların oluşumuna katılıyorum. Vatandaşlık görevimi yapıyorum. Bu yaştan sonra beni kovacakları onuncu köy yok. Çünkü köy yok!  Manisa Büyük Şehir oluyor! Artık her yer şehir niye korkayım köyden, bir yanım hep köy, köyde doğdum ben!...


Bu makale 10439 kez okundu
Yükleniyor...