MEN DAKKA DUKKA

16 Şubat 2012, 07:34
Sait Han BAKŞİ
 Kainatı yaratan Yüce Allah öyle bir düzen ve döngü, öyle kanunlar koymuş ki her yapılan fiiliyatın ve niyetin dahi karşılığında bizlere ödüller yazmıştır. Bu ödüller insanoğlunun yaptıklarına göre kendisi için pozitif veya negatif olarak yazılır. Sonuçta bu yaşam döngüsü içine imtihanı yerleştirdiği için imtihanı kaybedenler negatif yüklenirler, imtihanı kazananlar pozitif.

Bu yapılan yüklenimlerin cevabını mutlaka göreceğiz. Yaşarken veya hesap günü. Bu durumda imtihanı kazanmak için yaşamak lazım. Keza “Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.” Öğüdü ile nefsimizin istediği yemleri iyi bir kontrolden geçirmemiz gerekir. İnsanoğlu olarak var oluş gayemizi unutup dünyanın engin istek ve şehvet derinliklerinde kaybolmamak için “ben” kelimesinin aldatıcı ve hüsrana götürücü yönlerini iyi tahlil etmek gerekir. Çünkü yeri ve semayı yaratan, sonsuz yaratmaya gücü yeten bir tek varlık vardır ki O, Allah’tır. Dolayısıyla ektiklerimizi iyi süzgeçlemiş olmamız gerekir. Şunu çok iyi biliyoruz ki ne ekersek onu biçeceğiz. Tarlasına buğday eken bir çiftçimiz mahsul zamanı geldiğinde nasıl ki buğday biçeceğini biliyorsa. Beklediği buğdayın arpa olmayacağını da biliyordur. Velhasılı ne ekersen onu biçersin, ne edersen onu bulursun.

Zulüm eden, zulme uğrayacak.!

Haksızlık yapan, haksızlık bulacak.!

Yeryüzünde bunların sayısız örneğini sayabileceğimizi biliyoruz. Ama biz birkaç tanesini sayalım. Filistinli binlerce Müslümanın kanını emen ve zulmeden Şaron, yıllardır bitkisel hayatta ve belki de ölmek istiyor ama ölemiyor. Binlerce insanı katleden  ve zulmeden Saddam adeta yaptıklarının hesabını bir bir verircesine öldürüldü. Keza Kaddafi’nin durumu bundan aşağı kalmadı. Herhalde şimdi sıra Beşar Esed’a gelmiştir. Her gün öldürülenlerin cenazelerinin başında inanın ağıtlar yakılıyor ve şöyle deniliyor, “Men Dakka Dukka” yani; eden bulur, evet inanıyoruz ki eden bulacaktır.

Bunların yaptıklarına ve yaşadıklarına bakınca ortak bir durum ortaya çıkıyor ki bu durumu kısaca tahlil edelim. Ne yaptılar? Halkın ve devletin parasını kendi paraları gibi kullandılar, dikta bir rejimle yıllarca zorla devlet başkanlığı yaptılar. Merhamet etmediler, insanların kimi zaman canlarını aldılar, kimi zaman namuslarını, yıllarca korkuyla, sindirmeyle yönettiler. En önemlisi de oturdukları makamların kendilerinde oluşturduğu ben duygusu, kendilerini firavunlaştırdı ve bundan haz aldılar. Allah bu şekilde firavunlaşmaktan korusun.

Bundan ders alması gerekenlere sesleniyorum; oturduğunuz makam ve mevkilerin sizlere sarhoşluk vermemesi gerekiyor.  Hakkı ve hukuku çok iyi tecelli ettirmeniz gerekiyor. Haksızlık yapana, haksızlık yapılır, sonra nedir bu? Ne oluyor? demeyesiniz. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste.! aheste.!

 

 

 


Bu makale 483 kez okundu
Yükleniyor...