banner83

NASIL KAZANILDI?

15 Mayıs 1919’da, İzmir’in işgaliyle başlar her şey. Ve Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mayıs günü Samsun’a doğru yola çıkar. Padişahın, kendisini Samsun’a göndermesi için çok uğraşır, Mustafa Kemal. Padişahın, "Hadi sen Samsun’a git!" demesiyle olmamıştır. İzmir’in işgali halk için büyük bir şok olmuştur. Yunan askerleri, Pasaport İskele’den karaya çıktıktan sonra on binlerce yerli Rum, Yunanistan bayrağı sallayarak karşılamışlardır. Yunan askerleri, Saat Kulesi’ne doğru geldiklerinde, o kalabalığın arasından siyah takım elbisesiyle aradan sıyrılan Hasan Tahsin, tüm şarjörünü düşmanın üzerine boşaltacaktı. İki Yunan askeri ölmüştür. Ancak henüz 31 yaşında olan Hasan Tahsin, orada şehit olur. Batı cephesinde direnişin sembolü olmuştu. Hayatta tekrarlanamayacak tek şeyin cesaret olduğunu göstermişti. Ve Hasan Tahsin, Saat Kulesi’nin hemen yanında revolveriyle halen beklemektedir.

Atatürk, Nutuk’ta; "19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım." diye başlar, eserine. Çünkü bir ulusun kaderinin değiştiği gündür. Hiç kimsenin vatanın bölünmez bütünlüğünden, millet bilincinden haberi yokken, bunları açık açık söyleyemezken, Atatürk Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta, milletin bölünmez bütünlüğünü, manda ve himayenin asla kabul edilemeyeceğini haykırarak anlattı. Bunlar hiç kolay değildi. Erzurum’da, Kazım Karabekir padişahın ölüm emrini gerçekleştirseydi eğer şuan her şey çok daha başka olurdu.

İtilaf devletleri, 1.Dünya Savaşı’nın mağlubu olan Osmanlı İmparatorluğu için Sevr Anlaşması’nı uygun gördü. Anadolu’da az bir toprak parçasına sıkıştırmak istiyorlardı. Türk milletinin ellerini kollarını bağlayıp bir daha oturduğu yerden kalkamamalarını amaçlıyorlardı. Herkes pastadan payını alıp artık bu işi bitirmek istiyordu. Sevr Anlaşması gibi böylesine acımasız bir anlaşmayı yırtıp atabilmek hiç kolay değildi. Eğer ki geçerli olsaydı; İzmir’den uçağa binip Van’a gittiğinizde Yunanistan’dan Ermenistan’a; İstanbul’dan, Gaziantep’e gittiğinizde, İngiltere’den Fransa’ya, eğer ki Gaziantep yerine Konya’ya gitseydik, İtalya’ya gitmiş olacaktık.

Tekalif-i Milliye emirleri ve halkın tüm gücüyle savaşta var olma çabası çok önemliydi. 22 gün sürecek olan Sakarya Meydan Savaşı, 22 Ağustos 1921’den 13 Eylül 1921’e kadar devam edecekti. Aylardan ağustos ya da eylül olmasına asla aldanmamak lazım. Afyon, Kütahya ve Eskişehir’de şafak vakti dediğimiz vakitlerde hava sıcaklığı sıfırın üstüne çıkmaz. Sakarya ve Büyük Taarruz’a ait fotoğraflarda herkesin üzerinde kalın kıyafetlerin bulunması bile bundandır aslında. Özellikle Atatürk’ün Büyük Taarruz’da savaşı idare ettiği Zafertepe, devasa düz çorak arazidir ve aşırı karasaldır.

Atatürk, Büyük Taarruz’dan önce Salih Bozok’a 15 gün sonra İzmir’ de olacaklarını söyler. Ve 26 Ağustos’ ta başlayan Büyük Taarruz, 9 Eylül’de İzmir’e varılınca son bulur. 14 günde varmışlardır. İzmir’e vardıkları gece silah arkadaşlarıyla Kemalpaşa’da bir bağ evinde kalırlar. O gece Belkahve’den İzmir’ i izlerler. Şimdilerde Türkiye’nin en büyük ikinci, Atatürk heykelinin bulunduğu yer olan Belkahve’den. Ve bir gün sonra yanında Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz ve İzmir’e giren ilk süvari birliğinin komutanı Fahrettin Altay’la birlikte Konak’ta, İzmirlileri selamlayacaklardır.

Artık cephedeki savaş bitmişti, masadaki savaş başlamıştı. Mudanya’da mütareke imzalanmalıydı. Batı cephesinde savaşı Yunanistan’la yapmıştık ama Mudanya’da İngiltere, Fransa ve İtalya’yla masaya oturuldu. Yunanistan yetkilileri Mudanya açıklarında bir İngiliz gemisinde beklemekteydiler. Mütarekeyle birlikte yeni Türk devleti resmen tanınmış oldu. Aslında birçok tarihçinin hem fikir olduğu gibi, Atatürk poker adamıydı, İsmet İnönü ise satranç adamıydı. Belki de Atatürk’ün Mudanya ve Lozan için İsmet İnönü’yü uygun görmesi bundandır. Mudanya görüşmeleri son derece çekişmeli olmuş ancak Yunanistan istediğini alamamıştı.

Mudanya’dan sadece 9 ay sonra Lozan Barış Anlaşması imzalanacaktı. Mudanya’dan çok daha zor bir sınav, İsmet İnönü’yü bekliyordu. Lozan’ da, Japonya bile vardı. Yeni Türk devletinin kurulması öyle kolay olmayacaktı. Türkiye en baştan beri Kurtuluş Savaşı galibi değil de 1.Dünya Savaşı’nın mağlubu gibi gösterip aza razı etmeye çalıştılar. Sıkı pazarlık vardı. Görüşmeler aylar sürdü. Kapitülasyonlar ve tam bağımsızlık gibi asla taviz vermemesi gerektiği konular vardı. Ancak Lozan’da en çok İnönü’yü zorlayan kişi Lord Curzon olmuştur. Tam bağımsızlık ısrarlarına karşı; "Bağımsızlığınızın ömrü kısa olacak ve ekonomik alanda yine Batı’ya muhtaç duruma düşecekcesiniz."demişti. Ancak görüşmeler sık sık kesilmesine rağmen İsmet İnönü tam bağımsızlıktan geri adım atmamıştır. Lozan Barış Anlaşması, Türkiye’nin tapusudur, başarılı bir uzlaşmadır.

Lozan Barış Anlaşması’nda, kapitülasyonların kaldırılması için en büyük başarıdır diyebiliriz. Yunanistan savaş tazminatı ödemeye zorlanmış ancak tazminat olarak Karaağaç alınmıştır. Osmanlı’nın borçları 1954’e kadar ödenmiş, Lozan Barış Anlaşması’nda Fransız frangı cinsinden taksitlendirilmiştir. Boğazlar sorunu ancak 1936 yılında Montrö Boğazlar sözleşmesiyle çözülecekti.

Lozan Barış Anlaşması’na giden yol tam olarak bu şekildeydi. Aslında Lozan Barış Anlaşması ve Mudanya Mütarekesi, Türk milletinin 15 Mayıs 1919’dan, 9 Eylül 1922’ye kadar ki emeğinin ve mücadelesinin karşılığıdır. Sevr’i gösterip Lozan Barış Anlaşması’na razı etmemişlerdir. Çünkü Sevr Anlaşması kabul edilse belki bugün Lozan kelimesini bile duymayacaktık. İşte Lozan Barış Anlaşması’nın önemi tam olarak budur.

( Gara’da hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. )

YORUM EKLE

banner95

banner94