ÖLÜM DÜŞÜNCESİ İNSANA NE KAZANDIRIR? 

"Ölüm" kelimesi ne soğuk ve ne ürkütücü değil mi?

İnsan,var olduğundan beri ölümden  korkar ve ürperir. Yaşamın bir gün sona ermesini düşünmekten kaçarız çoğu zaman. Çünkü; ölümü düşünmek dünya zevklerinden, hatalardan, yanlışlardan alı koyacağı için ve  dünya yaşamı da o kadar güzel geldir ki bu yüzden gerçeklerle yüzleşmekten kendimizi kısıtlamaktan kaçarız. Hayat hiç bitmeyecekmiş gibi yaşarız hep. Hiç ölmeyecekmişiz gibi....

Çoğunlukla yaşam sonsuza dek devam edecekmiş gibi davranırız. Zamanımız hiç tükenmeyecekmiş gibi gelir. Mesela; sevgi yaşama başka bir tipte bir anlam verir, ama insanlar aynı zamanda sevgi de hiç bitmeyecekmiş gibi davranır ve sonunda yanılır.

William Shakespeare'in ölüme dair çok anlamlı bir yazısını paylaşmak istiyorum.
Diyor ki;
“Bak göreceksin bende alacakaranlığı, nasıl güneş batıdan solgun solgun gidince; kefen örten eliyle ezerse her ışığı, ölümün kan kardeşi kapkara çirkin gece. Bak göreceksin bende ateşin korları var, genç ve dinç günlerinden kalma küller üstünde, ölüm döşeğindeymiş gibi fersiz yatarlar, eceline ermiştir ateş kendi gücünde. Senin bunları görmen arttıracak sevgini, ayrılık yakın diye çok seveceksin beni.”

Ne kadar anlamlı sözler değil mi?
İnsan, ölüm gerçeğinin bilincinde olursa hem kendinin hem sevdiklerinin gelip geçici olduğunu çok iyi bilir ve hayatını anlamlı yaşar. Tabii hayatına anlam katan sevdiklerini, sevenlerini asla incitmeden bir gün kaybedecekmiş gibi düşünerek ve özenle yaşar.

Sadece ölüm hakkında düşünmek yeterli değil elbette.
Çok severek okuduğum "Karmaşık Duygular" kitabının yazarı Stefan Zweig'in ölüm konusunda çok derin bir yansıması vardır. Zweig der ki: "Ölüm hakkında düşünmek yeterli değildir. Ölümü her zaman aklınızda tutmalısınız. Bu şekilde hayat daha görkemli, daha önemli, daha verimli ve daha keyifli hale gelir."
Genelde insanlar ölümle ilgili konuşmayı sevmezler. , yaklaşılmazdır. Zweig sizi ölümün yüzüne bakmaya çağırır ki hayatınızın yoğunluğunu ve değerini hissedebilesiniz.

Sosyolojik açıdan baktığımızda ise; ölüm düşüncesi insanı daha cezalandırıcı, daha muhafazakar kılıyor ve dine yöneltiyor. Birçok teorisyene göre, ölüm hatırlatıldığında insan ölümsüzlük arayışına giriyor. Ölüm düşüncesi dine yönelttiği içinde git gide din ve inançlardan uzaklaşıyor insanlar.
Çünkü ölüm hatırlatması siyasi ve dini inançlarımız üzerinde de ilginç etkilerde bulunuyor. Ölüm düşüncesi kutuplaşmayı artırıyor: yani liberaller daha liberal, muhafazakarlar daha muhafazakar olurken, dini inançları güçlü olanlar bu inançları daha tutucu savunmaya, inançsızlar ise daha tanrı tanımaz hale geliyorlar.
Ölüm hatırlatmasının, bağlı olduğumuz gruplarla bağlarımızı güçlendirdiği gibi, bizden farklı olanların ise aleyhine işlediğini gösteriyor.
Aslında ölümü düşünmeye ve konuşmaya alışkın olmamamızdan dolayı yaşam içerisinde negatif etkiler hızla artıyor.

Her şeyin bir sonunun olduğunu düşünmek korkutur. Ancak, sonun farkında olmak önemlidir çünkü yaşama nasıl yaklaştığınızı ve yaşamı nasıl deneyimlediğinizi etkiler.

Pek tabii dünyadaki zamanımızın sınırlı olduğunu hatırlamak hep iyidir. Hepimiz öleceğiz. Ancak ölüm gelene kadar hayatı sonuna kadar anlamlı ve özel bir şekilde yaşamalısınız. Hem kendi hayatınıza hem de etrafınızdaki insanların hayatına güzel dokunuşlar yapın. Ölümsüzlük, kalıcılık ancak hayata, insanlara güzel dokunuşlar yaparsanız mümkün olur.

Divan edebiyatı şairi Baki'nin de dediği gibi;
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş...

Arkanızda hoş bir "sada" bırakın.

YORUM EKLE

banner95

banner94