ÖLÜM KARŞISINDA MÜSLÜMANCA DURUŞ

Şimdi biz hayatta sevdiklerimizi yitiriyor, ölümün soğuk nefesini yüreklerimizde hissediyoruz. En güzel örnek ve en sağlam rehber olarak Hz. Peygamber’in ölüm karşısındaki tavır ve duruşu ibretlerle doludur. Daha doğmadan babasını, altı yaşında küçük bir çocuk iken annesini kaybetmiştir Küçük Muhammed (s.a.s.).

Anne ve babasının ölümleri onu derinden yaralamış, hasretlerine dayanamayıp ağladığı günler olmuştur. Hudeybiye umresi sırasında uğradığı Ebva’da annesinin kabrini ziyaret etmişti. Neredeyse kaybolacak olan mezara bakım yaptı, başucunda oturup gözyaşı döktü. Bu duygulu anlara şahitlik edenler de kendilerini ağlamaktan alıkoyamadılar. Aradan geçen uzun yıllara rağmen neden böyle gözyaşlarına boğulduğunu merak edip soranlara annesine duyduğu özlem ve merhameti gerekçe göstermiştir. (İbn Sa’d, Muhammed (230/845), Kitâbü’t-Tabakâti’l-Kebîr, thk. Ali Muhammed Ömer, I-XI, Kahire 2001., I, 95.)

Öksüz ve yetim olarak büyüyen bir çocuk olduğu halde, sekiz yaşında himayesinde yaşadığı dedesi Abdülmuttalib’in ölümü ile sarsılacaktı. Ümmü Eymen, Küçük Muhammed’in dedesi vefat ettiği gün nasıl ağladığını ifade etmiştir. (İbn Sa’d a.g.e., I, 97.)  Hayatının ilk yıllarından itibaren ölüm gerçeği ile baş başadır Allah Resulü.

Karşılaştığı bu üzücü hadiseler, yakınların ölümü ile yaşadığı hasret ve hüzün onu hayattan koparmamış, yaşama sevincini kaybetmesine sebep olmamıştır. Her bir ölüm acısı, onu daha da metin hale getirmiştir. Ölüm, bir nevi ileride üstleneceği önemli görevler için eğitim süreci olma işlevi görmüştür. Kendi ayakları üzerinde durabilmeyi, hayatın zorluklarına karşı mücadele edebilmeyi öğrenmiştir.

İlerleyen süreçte ölümün gölgesinde örnek bir hayat yaşamaya devam etmiştir Hz. Peygamber. Nübüvvetin 10. yılına gelindiğinde ölüm, sadece onun değil, ashabı için de bir sabır imtihanına dönüşecektir. Önce onu ve davasını himaye eden amcası Ebu Talip, üç gün kadar kısa bir süre sonra ise bütün servetini hatta sağlığını İslam uğruna hiçe saymaktan çekinmeyen sevgili Eşi Hz. Hatice. Hüzün yılı dediler o seneye. Ölümü, hasret ve hüznü iliklerine kadar hissettikleri ancak Allah’tan umut etmeyi asla terk etmedikleri bir yıl. Çünkü hayat bir sınanmadır ve sabredenler kazançlı çıkacaktır. “And olsun sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek (ölüm ve fakirlik) imtihana tabi tutacağız. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155.)

Ölümlerin en acısı, şüphesiz, insanın çocuklarını kaybetmesidir. Hz. Peygamber, Allah’ın en sevgili kulu olduğu halde, Allah onu defalarca evlatlarının ölümleri ile sınamıştır. Hz. Fatıma dışındaki bütün evlatları Allah Resulü (s.a.s.) hayatta iken vefat etmişlerdir.

Hz. Peygamber’in hayatında her bir ölüm tam bir hamt ve teslimiyetle mukabele görmüştür. Daha 18 aylık oğlu İbrahim’in hastalığının ağırlaştığını, ölmek üzere olduğunu duyduğunda çok üzüldü. Son nefeslerini alıp veren minik yavrusunu kucağına aldı, onu bağrına basarak ağlamaya başladı.

Ölüm karşısında çaresiz acılı bir baba olarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) gözyaşları Abdurrahman b. Avf’ın dikkatini çekmişti. “Ya Resulüllah! Sen de mi ağlıyorsun?” diye sordu. “Bu bir rahmettir” buyurdu Efendimiz (sas). Sonra devam etti: “Göz ağlar, kalp üzülür. Biz ise Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını asla söyleyemeyiz.” (Buhari, Cenaiz, 43.)

Sonra küçük yavrusuna döndü ve şöyle dedi: “Eğer ölüm doğru bir vaat ve herkes için geçerli bir gerçek olmasaydı ve arkada kalan, önden gidene hiç kavuşmayacak olsaydı ey İbrahim, biz şu anda duyduğumuzdan çok daha büyük bir üzüntü çekecektik. Biz gerçekten senin için çok hüzünlüyüz.” (İbn Mace, Cenaze, 53.) Bu olay, ölüm karşısında Müslümanca bir tavrın nasıl ortaya konulabileceğini özetliyor. Gözyaşlarımız Yüce Allah’ın içimize koyduğu sevgi, şefkat ve merhametin bir göstergesidir. İnsanın rahatlamasına, ruhsal olarak yaşadığı ilk şoku atlatabilmesine yardımcı olur. Ancak Allah’a isyan anlamı taşıyabilecek sözler asla kullanılmamalıdır. “Allah’tan geldik ve yine Allah’a döneceğiz” diyerek güç ve tâkatımızı aşan konularda kadere teslim olmak önemlidir. “O sabredenler kendilerine bir bela isabet ettiği zaman ‘biz Allah’ın kullarıyız ve ona döneceğiz’ derler.” (Bakara, 2/156.)

Bir yandan acısını yaşarken, öte yandan ümmetini yetiştirmenin gayretiyle Hz. Peygamber ölümle alakalı olarak burada iki önemli hususu gündeme getiriyor. Birincisi; ölüm Allah’ın bir vaadidir ki, istisnasız herkes için geçerli olacaktır. Dünya hayatının en tartışmasız gerçeği ölümdür. İkincisi; biz ölümün bizi ayırdıkları ile ahirette tekrar buluşacağımıza iman eder, ümit besleriz. Bu ikisini Hz. Peygamber, insanlar için ölüm acısını hafifleten sebepler olarak dile getirmiştir.

YORUM EKLE

banner95

banner94