OTRANTO NİÇİN ALINDI?


Necdet CURA

Necdet CURA

05 Aralık 2019, 13:15

Yıl 1480…

Fatih Sultan Mehmet Han, saltanatının son günlerinde…

48 yaşında bir Sultan.

Ömrünün son yıllarında niçin çizmeye doğru adımlar atıyor Türk ordusu?

Nasıl bir ömür?

Zaferlerle, yenilgilerle, büyük atılımlarla...

İhtişamlı ve galibiyetlerle dolu bir saltanat.

Bir beyliğin merkezi kurumları ve yapılanmalarıyla imparatorluk hüviyetine kavuşması...

Kimsenin alamadığı, defalarca kuşatılan Konstantin’in şehrini almıştır. Bu, kitaplara büyük bir olay olarak geçecek ve Hz. Muhammed(SAV)’ın hadisindeki askerin kumandanı olacaktır.

Bir çağ kapanmış ve bir çağ açılmıştır.

Yıl 1461...

Bizans’ı ortadan kaldırmakla yetinmemiş, onun kalıntıları olan devletlerle sonuna kadar mücadele etmiştir. IV. Haçlı Seferi sonrası, Haçlı işgalinden kaçarak Trabzon bölgesinde kurulmuş olan ‘’Trabzon Rum Devleti’’ni de ortadan kaldırmıştır.

Kardeş katlini vacip kılmıştır. Böylece geçmişteki hemen kurulup kısa sürede yıkılan Türk devletlerine benzemeyen bir sistem geliştirmekle devletin ömrünü uzun kılmıştır.

Bizans’ın mirasını sahiplenen bir yapısı vardır. ‘’Kayser’’ ünvanını kullanmıştır. Bu boşuna değildir. Büyük bir kültürel mirasın devamı olduğunu kanıtlamıştır Sultan Fatih.

Bir tek Hırıstiyan-Haçlı ordularıyla mücadele etmemiş, Anadolu’ya yüzünü çevirmiş ve Türk siyasi birliğini sağlamak için çaba göstermiştir.

Yıl 1473...

Otlukbeli Muharebesi’nde iki Türk hükümdarı karşı karşıya olacaktır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile savaşmış ve bu savaştan zaferle ayrılmıştır.

Eflak, Boğdan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Mora ve niceleri…

Bütün bu seferler okunduğunda büyük bir hedefin açığa çıktığı görülecektir. Kendi şanı, namı için değil kendi milleti ve devletini ön planda tutan bir anlayış söz konusudur.

Bu durum onun şanına şan, namına da nam katmıştır elbette.

Ama o, bir tek kendisi için bu seferleri tertip etmedi.

Her zaman mı kazandı?

Hayır.

Belgrad ve Rodos gibi iki mühim kilidin anahtarlarını alamadı.

Fakat pes etmedi.

Yaşlanmasına karşın bugünkü İtalya sınırları içerisinde bulunan Otranto seferi için emir verdi.

Hedefi çok bariz ve nettir ki, ‘’Roma’’ şehriydi.

Hristiyanlığın merkezine doğru yürüyordu.

Ömrü yetmedi.

Siyasi, askeri, ekonomik nedenleri var elbette.

En önemlisi aslında rüyasını gerçekleştirmek için yola koyulmuştu.

Otranto, kilit konumunda bir yerdi. Roma’ya giden yolda ilk adımdı.

Ömrü yetmedi.

Roma alınamadı.

Gedik Ahmet Paşa, Otranto kalesini aldı. Bir yılı biraz aşkın bir süre Türkler bölgeye hükmetti.

O, bütün cihana adını ‘’Fatih’’ olarak duyurdu.

Batılı devletlerin bile saygı duyduğu ‘’İki Kıta Sultanı’’ dünyaya gözlerini yummuştu.

Rönesans entelektüeli, gerçek bir sultan torunlarına büyük bir imparatorluk mirasını sahiplenerek yine bir imparatorluk mirası bırakarak 1481 yılında vefat etmişti.

Tarihten ders çıkarmak istiyorsak, Fatih’in yaşantısı her insana örnek olmalıdır. Bağnazlıktan uzak Müslümanlık anlayışıyla yaşayan Fatih, Bellini adlı ressama portresini çizdirmiş ve 7 dil öğrenmiştir. Gerçek bir entelektüellik örneğini ortaya koymuştur.

Önemli olan onun mirasını ve ruhunu ne kadar sahiplendiğimizdir.

Tarih, kuru bir geçmiş değil geleceği gösteren bir aynadır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serhat köse - 2 ay önce
Romayıda alacaz inşAllah tabii sünetullahı unutmazsak