SUSKUN, YORGUN, RUHUM ÖYLECE DURUR


Azmi AÇIKDİL

Azmi AÇIKDİL

Okunma 16 Temmuz 2017, 12:47

Artık yazın geldiği başa vuran sıcaktan, alından çıkıp kaşların üstünden düşen bazısı yanaklardan boyuna kadar inen bazıları da gögüs boşluğunda yuvalanan ter damlalarından, hiç esmiyor aman haydar teranelerinin yanında tef çalar gibi yelpaze pozisyonunda ki ellerden, ince mukavvanın sallanan esintisinde rahatlamanın avutmacasında mola veren ter damlalarından çıkan huysuzluk ile bedbahtlık ve mutsuzlukta gösterilemeyen sabırda pes etmedir yaz.
Öf pöflerin nakaratlarında yaşlılarda ters bakışları attıran söylenceler, sıcak ama zamanı pamuk, üzüm nasıl olacakların korunmasında ki sıcağı hoş göstermeler. 
Deniz kıyıları dolup da taşmaya başladı artık, gölgelik şemsiyelerin altına sokuşturulmuş şezlonglar tüm zamanların raslantısal buluşmalarında en rağbet gören kumsalların gözdeleridir. 
Yer arayanlar etrafa göz gezdirirken bazen takılıveren nazarlar, dolanırken sere serpelerin fütursuzca uzanışlarında, güneş kremlerinin cezbeden kokularıyla ahenkli bir hissedişle duyguların raksıdır.
Kıyıda ki çırpınışlar, yürüyüş stili yüzücüler, komşu gezmesine gider gibi çalkalaya çalkalaya gidişler ile denizi bulandıran onca insan; yüzer gibilerin yanında kulaçlara beach clubların yeni albümleri ritim verirken bir dalıp bir çıkan kavruk vücutluların yüzme telaşları.
Yeşilin gölgelendirdiği havuzbaşlarında güneşlenen bronz vücutlar ile ince bellilerin mesken tuttuğu seramik mavisi havuzun kenarlarında, yüzenden çok süzeni vardır. Kalburun üstünde kalan irilerin kinayelerinde havuzun ayrıştığı müdavimlerinin podyum edaları, saat başı değişen sözde üstlerinde ki bi damlacık renkleri. 
Bulanık denizin elek altında kalan ince tanelerinin sahil köyü bakkalından alınan haşemoların tüm ıslaklığında sergilenen kireç beyazı bedenlere uyumlu göbekleri.
Kremlerin yerini parfümlerin baş döndürdüğü şöyle bir duyulu verilen kuğu edasında ki tenlerden barların geç saatlerde ki rakslarında sabahlar olmasının beklentisidir akşamın ay ışığında ki deniz üzerinde ki pırıltılı izleri.
Parlament mavisi akşamın koyu laciliğinde ki gecede ay ışığı ile beyaz pantalon giymiş deniz, disconun göğsü açıkların altın zincirlerinin estek köstek dolu bileklerinin beyaz üniformalılara nispet yapar gibidir.
Oysa öf pöfler; köşe bucaklarda, duvarlar arasında nefes almanın güçlüğünde ki sözde kentlerimizde, avuç içi yeşil gibilerde, parklarda, eşantiyon şemsiyelerin altına sığınmış sıcak havanın, onunla beraber başını sokmuş insanlarda ki tezahürüdür her günün kırk dereceleri.
Ağustos onbeşten sonra Eylül hissedilmeye başlamıştır. Bunca sıcağa rağmen yaz geçmek üzereyken sıcaktan dem vuranlar “Ay bir şey anlamadık,” “Tatilde yapamadık,” “Ne çabuk geçti” derken, Eylül’ün ikindi esintileri romantik sevdaların gongunu vurmaya başlamıştır. 
Akşamları bir kolda ince bir ceket diğer kolda sıcak bir el ile denizin dalgalanırken kıyıya vurmasından çıkan ince damlacıklar kıyı restoranları masalarını bir adım geriye yerleştirseler de tercih bir kaç masa içeridekileredir. 
Koyu sohbetlerde yaz sevdaları anımsanırken ayrılıkların hüznü Eylül’e bağlanmaya başlamıştır. 
“Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir
Gönlümün kıyısına vurur
Aşınan kayalar gibi ruhum
Suskun, yorgun, öylece durur.”
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.