Tarihe Sığmayacak

22 Ekim 2011, 13:23
Nagehan YILDIZ
 Gülüşlerimiz kursağımızda…
Sevinçlerimiz paramparça…
Gençlerimiz toprak altında iken, kimler ellerini ovuşturuyor?
Allah'ım, mademki erkler bu işi çözemeyecek (8 nokta aynı anda vuruluyorsa!)
Ellerini ovuşturan "kimleri" tanıyabilmek için bize, halklara insiyak ver, irfan ver.
Oluk gibi kan akıyor, şehit vermediğimiz gün geçmiyor. Tüm bunların yanında, tartıştıklarımız konuştuklarımız başka, olaylar başka. Nasıl huzur bulacağız?  Yoksa unutmak mı gerek bu kavramı. Bir zamanlar terör dediğimiz zulmün bitme noktasına geldiğine de şahit olduk, ancak ne oldu da yeniden ve daha güçlü çıktı karşımıza? Aslında soruların cevaplarını biraz düşününce bulmak mümkün.
Büyük Türk Cumhuriyeti bu kadar mı aciz şimdi, çözümden bu kadar mı uzak. Ne acı. Bazı güçler kolay kolay yok olmayan Büyük Ulusumuzu Bölüp parçalayarak yok etme yolunda hızla ilerlerken biz ne yapıyoruz? Sokakta yürüyemeyecek hale gelmeyi mi bekliyoruz? Oysa bundan birkaç ay önce terör bıçak gibi kesilmişti ne oldu da şimdi birden bu duruma geldik? İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk konuşulmaz oldu çünkü tüm bu sorunların önüne geçen başka bir gündem, tokat gibi çarptı suratımıza. Bu neyin işaretidir düşündünüz mü sevgili Denge okurları? 
 Gereksiz dizilerle uyuştuk mu? O şunu giymiş yakışmış yakışmamış programlarıyla dedikodu yapılan yemek tarifleriyle, falanca programda yemek daveti sırasında ki masa örtüsü lekeli, evlenme programında o bunu beğendi ya da beğenmedi… Aman Allah’ım çığlık atası geliyor insanın. Evet, biz uyuştuk ya da uyuşturulduk.”Özgürlük” kelimesi pantolon sloganı olursa, “eğitim şart” sözü komedi dünyasına girdiyse, gideceğimiz noktadan daha ne bekleyebiliriz ki;  tabi  bu örnekleri çoğaltmak mümkün. .. İşte o zaman sahip olduğumuz değeleri kaybetme noktasına geldiğimizin resmidir. 
Bir şeylerin gümbürtüsü geliyor kulaklarıma ama duymak istemiyorum, duymak istemiyoruz. Peki ya nereye kadar tıkayabileceğiz kulaklarımızı. Taa ki gözlerimiz kör, dilimiz lal olana kadar mı? Ülke gerçeğinde olan detaylar gitti canlarımızın gittiğine yanıyor yüreğimiz. Canlarımızı evlatlarımızı kurtarma derdine düştük milletçe istenen de bumuydu yoksa!
Şimdi,  kalıcı çözümler bekliyoruz milletçe, bunu da hak ediyoruz. Dedelerimiz-ninelerimiz bu ülke toprakları için kan dökerken, nice evlatlarımızı hala kurban ederken, dur diyecek birileri gerek bu vatana. Kesin çözüm getirecek önerilerin bir araya toplanması gerektiği gündeyiz. Zaman yok. Gidenleri bir daha geri getirmeye kimsenin gücü yetmeyecek. Ancak bu öfke içinde gözlerimiz gerçeği görüyor mu?  
Bir şeyler yapmak gerek ve hatırlamak gerek bir kez daha geçmişi. Yıllardır, hep aynı kelimeleri  tekrarlayıp duran  yöneticiler, hükümetler ve diğer yanda   içine ateş düşmüş yürekler var. Bu yangını kim söndürecek? Bu güne dek olanlar tarihe sığmayacak. 
Ulu önder Atatürk tarafından Cumhuriyetin 10. yılı kutlamalarında 1933 tarihinde ulusal mücadelenin kimlere karşı, niçin ve nasıl verildiğini anlatan, günümüzde bile güncelliğini koruyan nutkundaki son satırları ile  Yine Atatürk’ün gençliğe hitabesinin giriş yazısından  birkaç satır paylaşarak yazımı noktalıyorum.
"Sizi, günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.
Bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uygarlığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.
Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum." Mustafa Kemal Atatürk

Bu makale 700 kez okundu
Yükleniyor...