TATİL SONU HATIRALARI


Kamil KARAGÖZ

Kamil KARAGÖZ

02 Kasım 2018, 12:06

 Bu gün yazayım, yarın yazayım derken neredeyse yazmayı unutacaktım. Artık yazmayı geciktirmenin anlamı yok. Unutmadan yazmanın tam zamanı.
Sanırım ilk okul 5.sınıf Türkçe ders kitabımızda bir okuma parçası vardı. “ Tatil sonu hatıraları “ başlıklı. Çok severdim ve yeniden yeniden okurdum. “ Öğretmenimiz de bize ödev vermişti “Yaz tatilinde neler yaptınız ?“.  Biz de yazardık işte tatilde keçi güttük, oğlak güttük, tarlada çalıştık, çapa yaptık, orak biçtik,…….v.b….Sanki köy çocuğu köyde başka ne yapar?. Tüm öğrenciler benzer şeyleri yazardı.
Yıllar sonra nerden usuma düştü bilmiyorum o öğretmenim bu gün yaşasaydı ve “Yaz tatili anılarını yazın “ diye güzel yazım (kompozisyon) ödevi verseydi ne yazardım diye düşündüm. Sanırım “ Denizde yüzdüm, kumda yattım, gezdim, dolaştım, komşularla çay-kahve içip söyleştik, çok uzaktan yatılı gelen tanıdıklarla özlem giderdik, torunumla mutlu  anlar yaşadım ”…v.b..şeylerle geçiştiremezdim. Bunların daha ötesinde daha derinliği olan bir yazım olmalıydı diye düşünerek yazmayı sürdürüyorum.

Bir gün bayanlar site bitişiğindeki çamlıkta çay, kahve v.b içip kendilerine göre söyleşip hoş zaman geçirmek için toplandılar. Erkekler evlerde yalnız başlarına  gazete-kitap okuyarak, bulmaca çözerek, bilgisayarda facebookta dolanarak oyalanıyordu. Evde kendi kendime oyalanırken: dört km uzakta bir sitede yalnız başına kalan çokkk…önceki yıllardan ailecek çok yakından tanıdığım köy enstitüsü çıkışlı öğretmen abiye gitmeyi düşündüm. Emekli öğretmen olan karşı komşuma seslendim. Haydi seni bir öğretmen abiyle tanıştıracağım dedim. Hemen geldi ve arabama binip dosdoğru Karaelmas Sitesi’ne gittik. Denize 20 metre uzakta yazlığı vardı. Öğleden sonra saat 15.00 sıraları. Deniz Midilli’ye doğru masmavi uzanıyor. Çok güzel bir hava, iyot ve yemyeşil ağaçların, çiçeklerin, bahçelerin kokusu, kuş sesleri ortalığı doldurmuş. Bir süre ortamın büyüsüne kapılmışız. Neden sonra ayıkıp kendimize gelince öğretmen abimizin evine vardık ve kapı ziline bastık. Kapı bir süre açılmayınca cep tel ile aradım. Kapı açıldı ve öğretmen abimiz asık bir yüzle “Hoş geldiniz” diye bizi karşıladı kucaklaştık komşumu tanıştırdım. Bahçedeki yuvarlak masa çevresinde koltuklara oturduk. Bir süre sonra “ “Televizyonda pantolonu yok diye okuldan kovulan öğrencinin babasının canına kıydığı haberi vardı. O haberi izlerken kahroldum, çok üzüldüm. Zil sesini bile duymamışım. Bunlar nasıl okul yöneticisi, ne biçim öğretmenler böyle. Pantolonu yok diye okuldan öğrenci kovulur mu?. Yurt dışından mama getirterek kedi-köpek besleyip hava olsun diye sokaklarda gezdirirler ama bir çocuğa pantolon almayı düşünmezler”. Öğretmen abimizin öfkesi kolay kolay geçecek gibi değildi. Ocağı yaktı ve çaydanlığı ve demliği ocağa koydu. Bir süre sonra demlediği çayı içerken dereden tepeden konuştuk. Daha çok o konuşuyordu. Konuşmalarının içeriği de çok doluydu. Söyleşi uzarken güneş de ufka doğru yaklaşıyor denizin güzelliği tüm görkemiyle yansıyordu. Öğretmen abimiz böyle daldan dala konuşurken daha pantolonu yok diye okuldan kovulan öğrenciyi düşündüğü belliydi. “ Bir gün çarşıda giderken uzaktan şık giyimli, gözlüklü bir bayan bana doğru geliyordu. Bana yaklaştıkça tam karşımdan, ben yönümü biraz değiştirince o da yönünü değiştirip geliyordu. Bir süre sonra kafa kafaya çarpışacağız diye ödüm kopuyordu. O inat ettikçe ben de inat ettim. Tam karşı karşıya gelip çarpışacakken birden öğretmenim nasılsın deyip sarılıp kucakladı beni. “ Ben senin kara kuru sümüklü kızın beni tanıdın mı?” dedi. Ben de “Tanımaz olur muyum sümüklü kızımı” dedim sarıldım kucakladım ve ayaküstü bir süre konuştuk.

“Yıllar önce bir dağ köyünde öğretmenlik yaparken ablasıyla birlikte otururdu sırada. Nedense burnu çok akıyordu. Sümüklerini utana sıla kollarına silerdi. O yıllarda böyle kağıt mendiller yoktu. Burnu akarken hemen mendilimle silip saçlarından okşayınca çok mutlu oluyordu. Sınıfta arkadaşları da dışlamış.. Ben hep sümüklerini silip sevgi gösterdim. Bu sümüklü kızım şimdi hemşire olmuş. Nerde kaldı köy enstitüsü öğretmenler, nerde kaldı öğrenci sevgisi, nerelerden nereye gelmişiz. Pantolonu yok diye öğrenciyi okuldan kovmak eğitimde geldiğimiz yer yürekler acısı”
Demlikte çay bitmiş güneş de Midilli’ye yaslanmıştı. Yıllarını eğitime harcamış, o köyden bu köye, o ilden bu ilçeye sürülmüş bu saygın öğretmen abimizle yeniden buluşmak üzere kucaklaşıp ayrıldık.
Şimdi yeniden başa dönüp soruyorum kendime. Acaba Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı  ilk okul öğretmenim Muharrem Uludağ sağ olsaydı ve bana “Tatilde neler yaptınız”  diye yazım (kompozisyon) ödevi verseydi bu yazımı beğenir miydi?
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.