YÜZDE İKİ


Ahmet Erdinç

Ahmet Erdinç

Okunma 12 Ocak 2018, 13:17

İzlediniz mi bilmiyorum. İnsan ile ilgili konuları çok fazla işleyen ulusal televizyon kanallarından birisinin 06.01.2018 akşamı, tartışma konusu

"zeka" idi ve bu konu ilk kez tartışılıyor değildi.

Hepimizce malum olan istatistik; insanların yüzde ikisinin zihinsel engelli, yüzde ikisinin üstün zekalı, kalan yüzde doksan altısının da bizim oluşturduğumuz bir çoğunluk olarak, normal
zekaya sahip olduğu şeklinde.

Burada problem olan, sözü edilen yüzde doksan altının, çan eğrisinin sağında ve solunda yer alan yüzde ikileri, tanımlama, anlama ve bilme problemi.

Bu hakim olma çabası hiç bitmedi ve hiç bitmeyecek görünüyor. Ortadaki ezici çoğunluk olarak biz, her iki taraf için, ahkam kesiyor, keyf bağışlıyor, hedef saptıyor, özellik sıralıyoruz.

Önce "çoklu zeka" diye bilinen teoremle işi iyice sulandırdık, şimdi olmasa da olur noktasına doğru hızla ilerliyoruz.

O akşam da öyle oldu ve normal zekaya sahip katılımcılar, normal zekaya sahip çalışanların bilimsel verilerinden giderek, üstün yetenekli

grubun adeta gereksizliğine vurgu yapacak şekilde, asıl olanın çalışma ve sebat olduğuna karar verdiler.

Oysa bunca yıllık geçmişi olan dünyamızın bugünkü gelişmişliğini, en fazla binlerle ifade edebileceğimiz bu gruba borçluyduk.

Oysa; gidişata köklü müdahaleler hep o gruba mensup insanlardan gelmişti. Hem de üstün zekanın, bir kısım tembelliğe işaret edebildiği

gibi, ilerleyen ve hiç umulmayan bir zamanda kendisini göstermesi gibi.

Yüzde doksan altının içinde olmanın, belki de öyle bir gücü vardı ki; demokratik! açıdan, bilimi, hayatı, hatta ötesini bile gördürebiliyor,
zeka olarak daha yükseğine ihtiyaç bile duyurmuyordu.

Bir deneyim yaşadık; 2003 yılında, "Beyazıt İlköğretim Okulu" nda , İstanbul Üniversitesi, Üstün Zekalılar Öğretmenliği Bölümü koordinatörlüğünde, üstün yetenekli çocuklar okulprogramı başlatıldı. Daha sonrasında adı, "Beyazıt Ford Otosan İlk Öğretim Okulu" olan bu okulda, yarısı üstün yeteneklilerden, yarısı normal tabir edilen öğrencilerden oluşan sınıflar oluşturuldu.

Yönlendirenleri, projeyi yürütenleri, denetleyenleri tamamen ortadaki büyük çoğunluğa ait olan okuldan, tanıdığım bir öğretmen vardı.

Cengiz ŞAHİN...çocukların özelliklerini bilmeye çalışan, gözlemlerini de bir eser halinde geleceğe bırakmak gayretinde bir öğretmen. Ama,

yaptıkları ve düşündükleriyle büyük gruptan çok, yüzde ikilik gruba aitmiş izlenimi bırakan bir öğretmen.

Bir seferinde; şunu söylediğini anımsıyorum; "bu çocukların en geç beş yaşına kadar yaşadıkları, sıradışı denilebilecek bir öyküleri var."

Bu önemli bir veriydi örneğin ve Cengiz Bey bunları toparlamaya çalışıyor, çok önemli buluyordu.

Ben, sözünü ettiğim, o programı izlerken elle tutulur bir veriye rastlamadım. Ayrıca, böyle bir okul programı vardı, buradan neler elde ettik? diyen de olmadı. Varsa yoksa, zekanın farkındalığının tembelliğe yol açtığı saptamasına yönelik bir kaygı. Evet; her aile, çocuğunun zeki olduğu bilgisi ile gurur duymak isterdi, bunu bilmek birtakım çalkantılara sebep olabilirdi ama bu riskin, bir büyük toplumsal varlığı görmezden gelmeye bizi
zorlaması ne kadar doğru idi?

Gidişatta Cengiz Bey, koşulların kendisini tatmin etmemesinden ötürü, sınavları kazanıp, bir süre sonra, öğretmen olarak Fransa'ya gitti ve

bir Türkiye tatili sırasında Hak'kın rahmetine kavuştu. Muhtemelen de, yapmak istediklerini hayata geçiremeden.

Alışılmadık bir öykü değildi bu bence; sistemin, çok da lazım değil diye düşündüğü çocukların özelliklerine dair, birebir yaşamışlığına dayanarak, bir takım bilgiler bırakabilecek öğretmenine gerekli kıymeti veremeyeceği önceden kestirilebilirdi. Ki; hariçten gazel okuyanların hakimiyeti bitmesin.

Bugünden bakınca bir tahminim daha var, yaşıyor olsa idi o yüce yürekli adam(nurlar içinde yatsın), o güzide! programa çağrılmazdı zaten.

Körler sağırlar, birbirlerini ağırlıyorlardı çünkü...

 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.