ÇEVRE TAHRİBATI VE KİRLİLİK EKOLOJİK DENGEYİ BOZUYOR

Dünya Çevre Günü’nü her yıl daha fazla etkinlilerle kutluyoruz ama her geçen gün doğayı daha fazla kirletiyoruz. Çevrenin korunmasına yönelik farkındalık oluşturma adına yöneticilerimiz doğa yürüyüşleri yapıyor. Ormandaki çöpler toplanıyor. Plajlardaki ve denizdeki plastikler temizleniyor.Bu etkinlikler çevremizi, doğamızı giderek daha fazla kirlettiğimiz ve ekosistemi daha fazla tahrip etiğimiz gerçeğini yok etmiyor.

Çevre sorunlarına tüm dünyada ortak bir çözüm arayışı için 5 Haziran 1972 yılında Stockholm’de İnsan Çevresi Konferansı düzenlendi. Bu konferansta, BM’de çevre sorunlarını küresel boyutta ele alacak uluslararası bir örgütün kurulmasına karar verildi. BM Genel Kurulu’nun 15 Aralık 1972 oturumunda, UNEP “Birleşmiş Milletler Çevre Programı” olarak oluşturuldu. Merkezi Kenya'nın Nairobi kentindedir. UNEP'in altı bölge ofisi ve çok sayıda ülke ofisi bulunuyor.

Dünya Çevre Günü resmi kutlamaları için her yıl bir ülke ev sahipliği yapıyor. Bu yılki ev sahibi İsveç. Çevre Konferansının yapılışının ve UNEP “Birleşmiş Milletler Çevre Programı” kuruluşunun 50. yılında aynı yerde resmi ev sahipliği yapılması anlamlı. Bir bakıma geçmiş 50 yılın muhasebesi yapılıyor. Her yıl bir tema ile çevre konusuna dikkat çekiliyor. Bu yılın teması  “Tek Bir Dünya” olarak belirlendi. Dünyada artan çevre problemlerinin küresel işbirliği ile çözülebileceğini ve birlikte çözüm arayışının önemini vurgulamak için “Tek Bir Dünya” vurgusu ön plana çıkarılmıştır.

İlk çevre konferansının üzerinde 50 yıl geçti. Bugün çevre sorunları hem çeşitlilik olarak hem de sayı olarak arttı. 1972 de dünya gündeminde olmayan “küresel ısınma”, “iklim değişikliği”, “biyoçeşitliliğin azalması” ve “ekolojik tahribat” bugün çevre ve ekolojik problemlerin ilk sırasında yer almaktadır. Bugün itibari ile bölgemizde bir çok çevre problemleri var. Bunların başlıcaları:

1-Gediz Nehri’nin kirliliği

Manisa’daki akarsuların kirlilik oranları sınır değerlerin çok üzerinde. Gediz Nehri, Ergene Nehrinden sonra Türkiye’nin en kirli 2. Akarsuyu. Nif Çayı, Alaşehir Çayı ve Akhisar’daki Başlamış Çayı ve Gürdük Deresi de Gediz Nehrinin en kirli kolları. Kirliliğin ana nedeni OSB’lerin arıtmalarını çalıştırmaması ve ovadaki işletmelerin atıklarını suya bırakmasıdır. En vahim olanı da yetiştirilen tarımsal ürünlerinin bu akarsularla sulanmasıdır

2-Marmara Gölü’nün kuruması, ekosistemin bozulması ve habitatların yok olması

Marmara Gölü, kapladığı alan, derinlik, içinde barındırdığı canlı türleri ile göçmen kuşlarının çeşitliliği ve sayısı bakımından Ege Bölgesi'nin en önemli Sulak Alanlarının başında geliyor. Yaklaşık 6 bin hektar büyüklüğünde olan, "Ulusal Öneme Sahip Sulak Alan" özelliğine sahip, 20 bin civarında göçmen kuşun kışı geçirdiği ve aralarında "tepeli pelikan" ile "küçük karabatak" gibi nesli azalan türleri barındıran göl, 2021 yılı yaz mevsiminde kurudu. Marmara Gölü’nde endemik balık türleri ve nesli tükenmek üzere olan göçme kuşların yaşam alanı olan habitatlar günümüzde kaybolmuş durumdadır.

3-Maden işletmelerinin çevreye, ormana ve su havzalarına verdiği zararlar

Gediz Havzasındaki maden işletmeleri taş ve kum ocağı işletmelerinde artış var. Maden işletmelerindeki kazalar, kum ocaklarının su yataklarını tahrip etmesi ve taş ocaklarının oluşturduğu kirlilik çevreye zarar veriyor.

4-Tarımda kullanılan kimyasalların oluşturduğu toprak kirliliği

Günümüz endüstriyel tarımında çok fazla pestisit, kimyasal gübre ve ilaç kullanılıyor. Kimyasallar bitki zararlılarını yok etmekle kalmıyor yararlı mikroorganizmaları da ortadan kaldırıyor.  Bitkinin zararlılara karşı savunmasını artıran bu organizmaların etkisiz hâle getirilmesi savunma sistemini zayıflatıyor ve ilaca daha fazla bağımlı hale getiriyor. Artan ilaç kullanımı daha fazla kalıntıya neden oluyor, toprak ve suyu kirletiyor. Biyolojik çeşitliliği azaltıyor. İnsan sağlığını olumsuz etkiliyor.

5-Küresel ısınma, sıcak hava dalgaları ve kuraklık

Küresel ısınmanın etkilerinin artışı ile beraber meteorolojik afetlerdeki artış dikkat çekiyor. Yeni afet terimlerini duymaya başladık. “Sıcak hava dalgaları” bunların başında geliyor. Yaz aylarında sıcak havaların etkili olduğunu biliyoruz ama  “sıcak hava dalgası” olarak etkili olduğunu son yıllarda yeni duymaya başladık.

Küresel ısınmanın bölgemizde oluşturduğu en büyük tehdit kuraklığın artmasıdır. Son yıllarda küresel ısınma ile beraber kuraklığın hem süresi hem şiddeti artıyor. Önceleri mevsimsel olarak görülen kuraklıklar günümüzde yıllık periyotlarda etkili olmaya başladı.

YORUM EKLE

banner95

banner94