ERTELENMİŞ BİR YAŞAM

Yapmak için uygun zamanı kolladığımız planlarımız mı ertelediklerimiz? Yoksa korkuyla yüzleşmekten bir kaçışın göstergesi mi önce buna tüm içtenliğimizle cevap verebilmemiz gerekiyor. Sahip olduğumuz en değerli şeydir zaman. Çocukluktan itibaren hedeflerimiz, ideallerimiz, hayallerimiz ve kişiliğimiz biçimlenmeye başlıyor. Hayallerimizin peşinden koşmaya başlıyoruz özellikle ergenlik dönemi ve sonrasında isteklerimizi umut ve inançla gerçekleştirmek için çaba gösteriyoruz.

Sonra ne yazık ki bir çoğumuz bu motivasyonu yitiriyor ve kendimize belirlediğimiz değil de başkalarının bizim için belirlemiş olduğu yaşam yollarında yürümeyi tercih ediyoruz belki bu daha güvenli geliyor bize. Bir çok istek ve hayalimizden vazgeçiyor hatta daha da kötüsü bunları ertelemek gibi bir alışkanlık ediniyoruz. İçinizde bulunduğumuzun an geçici ve önemsiz gibi algılanıyor ve yine bilinmeyen bir gelecek zamanda bu istek ve hayaller gerçekleşecek gibi yaşanıyor. Belki de isteklerimizi gerçekleştirememiş olmanın getirdiği hayal kırıklığının acısından kaçan egonun bir savunma mekanizması bu erteleme davranışlarımız, yapamayacak olmanın acısını çekmektense daha sonra yapacağına inanmak.

Gelelim bu erteleme nerede başlıyor serüveni nedir ve neden otomatikleşir bunları konuşalım. Erteleme bireyin karşısındaki işi yeterli düzeyde beceremeyeceği veya yeterli şekilde yerine getiremeyeceği düşüncelerinden kaynaklı olarak bireyin bir nevi kaçışıdır. Fakat şu var ki birey kendiyle ilgili tamamen korkak veyahut beceriksizim, hiçbir şeyi doğru düzgün yapamam gibi cümleler kurmaz bunun yerine daha sonra yapabilecekmiş şuan kendisi istemiyormuş gibi kendisiyle ilgili olumsuz algılamalar yapmadan sorumluluğundan kurtulur. Fakat şu var ki sürekli erteleyen bir bireyin yaşamını incelersek kendisi ile ilgili temelde bir yetersizlik, başarısızlık algısı vardır ki birey farkında olmadan bu temel inanç bireyi sorumluluklardan kurtarır ve şu da vardır ki bazen sorumluluğu gerçekleştirmeye mecbur kaldığımızda da kaygılanmalar başlar. Temelde oluşmuş olan yetersizlik, başarısızlık algısı sorumluluklarını, görevlerini, yaşam içerisinde kendi ile ilgili yapılacak şeyleri dahi düzgün yapamayacakmış gibi bir algıyla ertelemesine veya kaygılanmasına sebep olur. Bu inançların oluşum yerlerine baktığımızda belki çocukluk çağına gittiğimizde çoğunlukla ebeveynleri tarafından sürekli eksiklikleri görülen, sürekli eleştirilen fakat bunun tam zıttı şeklinde takdir edilesi başarıları ve yeterlilikleri hiç onay ve takdir almamış çocukların ileride kendilerini yetersiz, eksik ve başarısız gören bireyler haline geldiklerini ve bu şekilde büyümüş çocukların da yaşam içinde basit şeyleri dahi yapamayacakmış gibi bir hisle hareket ettiklerini görüyoruz. Evet sorumluluğunu fark ettiğinde aktif olarak zihninden yapamam düşüncesi geçmez fakat derinlerde yer almış olan yetersizlik birey fark edemeden yaşamına etki eder. Bu tarz inançlarla yaşayan bireyler destek alıp bunları fark ederek oluşmuş olan algılarını değiştirebilir.

YORUM EKLE

banner95

banner94