OKULLAR KAPANIRKEN

Değerli dostlar, bu hafta sonu itibariyle bir eğitim öğretim yılının sonuna gelmiş olacağız. Acısıyla tatlısıyla bir eğitim ve öğretim yılı daha sona erecek. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çocuklarımız için yaklaşık üç aylık serbest zaman oluşacak.

Son yıllarda bu yaz tatillerinde çocuklarımızın nasıl zaman geçireceği, neler yapacağı, neler yapması gerektiği konularında çok görüş ve öneri sunuldu. Sunulmaya da devam edilecek. Ancak çocuklarımız, gençlerimiz ve hatta tüm insanlarımız için en önemli sorun, boş zaman veya serbest zamanı değelendirme kaygısı ya da bilinçsizliği.

Şimdi sizlere ilginç ve güzel bir öykü aktaracağım. Bu öyküden yola çıkarak yapılabilecekler hakkında bir bilgimiz, görüşümüz, düşüncemiz oluşabilir.

Aktaracağımız öykümüzün ana düşüncesi “Sorumluluk”

***

Çok eski zamanlarda her türlü maddi olanakları olmasına rağmen can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı. Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o, odasına kapanır, sürekli düşünürdü. Kral, oğlunun bu durumuna çok üzülüyordu.

Bir gün kral, ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlatır ve buna bir çözüm bulmasını ister. Durumun çözümü için bilgeye bir hafta süre verir. Bir hafta içinde bir çare, çözüm yolu bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlatır.

Yaşlı bilge birkaç gün düşünüp taşınır. Aklına hiçbir çözüm gelmez. Bu nedenle canını kurtarmak için ülkeyi terketmeye karar verir. Üzgün, dalgın ve bitkin bir durumda ülkeyi terk etme yolculuğunda ülkenin köylerinden birinin yakınından geçerken koyunlarını, keçilerini otlatan küçük bir çobana rastlar. Biraz soluklanıp dinlenmek amacıyla küçük çobanın yanına gider ve onunla bir süre sohbet eder. Bu durumdan cesaret alan küçük çoban, yaşlı dostuna, “Amca, şu hayvanlarıma biraz göz kulak oluver de ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim. Bugün azık almayı unutmuşum.” der.

***

Yaşlı bilge de bu görevi zevkle kabul eder. Yaşlı bilgenin kafası, başına gelenlerden ve karşılaştığı olaylardan dolayı meşguldür. Bu durumda hayvanlara göz kulak olurken bir keçi yavrusu, kenarında oynadığı uçurumdan aşağı yuvarlanıverir. Aşağı inip yavru keçiyi kurtarmadıkça yavru keçinin kendi kendine kurtulması mümkün değildir. Yaşlı bilge, küçük çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için yavru keçiyi kendisi kurtarmaya karar verir. Uçurumun dibine iner. Önce yavru keçiyi sırtına bağlar. Sonra tırmanmaya başlar. Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlansa da yaşlı bilge yılmaz. Uğraşır, didinir, zorlanır ama sonunda yavru keçiyi yukarı çıkarmayı başarır. Küçük dostuna verdiği sözü tutmak ve bunun için de yavru keçiyi uçurumdan çıkarmak, yaşlı bilgenin kafasını bir süre öyle meşgul eder ki kendini bu işe o kadar vermiştir ki başına gelen  olayı, canını kurtarmak için ülkeyi terketmekte oluduğunu unutur. Fakat bu durum, onun kafasında bir şimşek çakmasına yol açar. Bunun üzerine  şöyle düşünür: “Bir kimse, ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunup onu başarı ile sonuçlandırmak isteği benliğini tam olarak kaplarsa o kimse için can sıkıntısı, eften püften olayları kafasına takmak diye birşey söz konusu olamaz.” Bu gerçek, herkes için dolayısıyla kralın oğlu için de geçerlidir.

***

Yaşlı bilge artık kaçma düşüncesinden vazgeçip hemen geri döner ve kralın huzuruna çıkarak çözümünü sunar:

“Kralım, eğer oğlunuzun can sıkıntısıdan kurtulmasını, hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin. Zamanını kaplayıcı bir uğraşı verin. Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana nedeni başıboşluktur. Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa kendini o ölçüde can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadele ve azmi o derece artacaktır.” der.

Evet, değerli dostlar, öykümüz böyle. Şu günlerde çocuklarımız için oldukça uzun süreli boş zaman oluşacak. Onlara yapabilecekleri oranda görev, sorumluluk ve iş verilerek görev bilinci, başarma azmi, sorumluluk ve işe yarama duygusu kazandırılmalıdır.

Sözün Özü

Sorumluluk almayı öğrenen bir çocuk, iş bitiren güçlü bir birey olur. Doğan cüceloğlu

YORUM EKLE

banner95

banner94