‘Benim çocuğum yapmaz’ yaklaşımı toplumsal vahşete yol açabiliyor

GENEL (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 26.09.2026 - 11:46, Güncelleme: 26.09.2026 - 11:22
 

‘Benim çocuğum yapmaz’ yaklaşımı toplumsal vahşete yol açabiliyor

‘Benim çocuğum yapmaz’ yaklaşımı toplumsal vahşete yol açabiliyor
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, son zamanlarda yaşanan çocuklarda şiddet eğilimi olayları ve dijital ortamın olumsuz etkilerine dikkat çekerek ailelere kritik uyarılarda bulundu. Akın, "Benim çocuğum yapmaz diyerek uyarıları dikkate almadığımızda sonuçlar ağır oluyor. Gözlemlenmeyen, kontrol edilemeyen ve davranışlarındaki olumsuz değişimlerin üstü örtülen bu çocuklar; hem geçtiğimiz günlerde hem de önceki yıllarda acı örneklerini yaşadığımız toplumsal vahşetlere neden olabiliyorlar" dedi.Yaşanan olayların merkezinde, eylemi gerçekleştiren ve bundan doğrudan etkilenen taraf olarak çocukların yer aldığına vurgu yapan Prof. Dr. Akın, "Özellikle 12-15 yaş aralığındaki çocuklarda bu tür şiddet eğilimleri belirginleşmiş durumda. Ülkemizde bu konuda çoktan alarm durumuna geçildi. 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya kısıtlamalarının gündeme gelmesi ve Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının adli sürece uyarlanması gibi caydırıcı ve önleyici adımlar atılmaya başlandı. Z ve alfa kuşağı olarak tanımladığımız çocuklarımız, büyüme evrelerini doğrudan dijital dünyanın içinde geçiriyorlar. Henüz okul çağında dahi olmayan, oyun çocuğu dediğimiz 0-3 yaş aralığındaki bebeklerin bile ellerinde telefon görür hale geldik. Çocuklar yaş alıp okul hayatına başladıklarında ve sosyal etkileşimleri arttığında, küçük yaşlarına rağmen sosyal medya platformlarında varlık gösteriyorlar. İnternet ortamında gelişimlerine ciddi zararlar verebilecek oyunların içinde de yer alıyorlar. Evlatlarımız, dijital dünyanın barındırdığı devasa olumsuzlukların tam ortasında kalıyor" diye konuştu."Dijital okuryazarlığın müfredata dahil edilmesi zorunluluktur"Sosyal medya kullanımına kısıtlamalar getirilse bile çocuklar için tehdit oluşturan veya denetimsiz internet portallarında gezinirken karşılaşabilecekleri devasa bir dijital evrenin bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Akın, "Teknoloji ve yapay zeka hızla dönüşürken bunlardan tamamen kaçmak gerçekçi değil. Ancak dijital okuryazarlığı gündeme getirmek ve yaygınlaştırmak en akılcı çözüm olacaktır. İlkokuldan liseye uzanan eğitim sürecinde, dijital okuryazarlığın müfredata dahil edilmesi artık bir zorunluluktur. Ailelerin ve öğretmenlerin de bu konuda yüksek bir farkındalığa sahip olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.Çocuklara ve gençlere dijital okuryazarlık öğretildiğinde, bu teknolojilerden nasıl doğru yararlanabileceklerinin de gösterilmiş olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akın, sözlerini şöyle tamamladı:"Hangi sitelerin ziyaret edilmesi gerektiği, yaşa uygun sosyal medyanın nasıl kullanılacağı ve dijital imkanlarla kişisel gelişimin nasıl destekleneceği gibi soruların yanıtlarını buluyorlar. Aynı zamanda, teknolojinin zararlarından kendilerini nasıl koruyacaklarını ve dijital dünyanın olumsuzluklarından nasıl uzak kalacaklarını da öğreniyorlar. Dijital ortamları yalnızca bireysel ve akademik gelişim için kullanılacak güvenli alanlar haline getirmeliyiz. Bu noktada en büyük görev şüphesiz ebeveynlere düşüyor.""Çocuklara sevgi ve şefkati hissettirmeliyiz"Çocukların karakterinin evde şekillendiğini, anne ve babayı rol model alarak büyüdüklerini ve onların bir yansıması olduklarını aktaran Prof. Dr. Akın, "İlk yapılması gereken; çocuklara sevgiyi ve şefkati hissettirmek, onlara sanal dünyayı değil gerçek dünyayı, bir arada ve aile olmanın, insan olabilmenin değerini aktarmaktır. Büyüme sürecindeki zorluklardan bahsederken, her şeye rağmen iyiyi ve doğruyu seçmenin önemini vurgulamalıyız. Olumsuzluklar karşısında dik bir duruş sergilemeleri gerektiği, ancak bu duruşun asla şiddet içermemesi gerektiği öğretilmelidir. Yetişkinler olarak kendi yaşamlarımızı da bu doğrultuda şekillendirmeliyiz" cümlelerine yer verdi.Ailedeki şiddet ortamı çocukları etkiliyor"Evde çocuğuna şiddet uygulayan, sosyal veya mesleki yaşamında çevresindekilere zorbalık yapan, kendi evladına dahi merhamet ve vicdanla yaklaşamayan bir ebeveynin olumlu bir rol model olması beklenemez" diyen Prof. Dr. Akın, "Böyle bir ortamda büyüyen çocuk da şiddeti, zorbalığı, merhametsizliği ve vicdansızlığı normalleştirerek benimseyecektir. Evlerde toplumsal, kültürel, ahlaki ve etik değerler içe aitleştirilmemeli; insana yakışanın erdemli olmak olduğu bizzat yaşanarak gösterilmelidir. Ardından, okul ve öğretmenlerle sıkı bir iş birliği içinde olunarak çocuğun gelişimi yakından takip edilmelidir" diye belirtti.Öğretmenlerin ya da çocuğun çevresi tarafından çocukta bir olumsuzluk fark edilip konunun ebeveynlere iletilmesi durumunda bunun inkar edildiğini ifade eden Prof. Dr. Akın, "Benim çocuğum yapmaz diyerek bu uyarıları dikkate almadığımızda ise sonuçlar ağır oluyor. Gözlemlenmeyen, kontrol edilemeyen ve davranışlarındaki olumsuz değişimlerin üstü örtülen bu çocuklar; hem geçtiğimiz günlerde hem de önceki yıllarda acı örneklerini yaşadığımız toplumsal vahşetlere neden olabiliyorlar" dedi.‘Kimsenin sana müdahale etmesine izin verme’ söylemleri yanlış dünya inşa ediyorEbeveynler çocuklarını yetiştirirken, ‘sen çok önemlisin, kimsenin sana müdahale etmesine izin verme, kararlar sadece sana ait’ diyerek onların zihinlerinde yanlış bir dünya inşa ettiklerini aktaran Prof. Dr. Akın, "Bugün küçücük çocukların ailelerini dinlememesi, toplumsal ve kültürel değerleri saçma bulup bunlara hiçbir anlam yüklememesi tam da bu yüzdendir. Ailelerine karşı "Bana böyle öğretmediniz mi? Bu benim bireysel hakkım, özgürüm" söylemlerini bir kalkan olarak kullanmaya başladılar. Okul ortamlarında bir araya geldikçe de bu çarpık anlayışla birbirlerini etkilediler" şeklinde konuştu.
‘Benim çocuğum yapmaz’ yaklaşımı toplumsal vahşete yol açabiliyor
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, son zamanlarda yaşanan çocuklarda şiddet eğilimi olayları ve dijital ortamın olumsuz etkilerine dikkat çekerek ailelere kritik uyarılarda bulundu. Akın, "Benim çocuğum yapmaz diyerek uyarıları dikkate almadığımızda sonuçlar ağır oluyor. Gözlemlenmeyen, kontrol edilemeyen ve davranışlarındaki olumsuz değişimlerin üstü örtülen bu çocuklar; hem geçtiğimiz günlerde hem de önceki yıllarda acı örneklerini yaşadığımız toplumsal vahşetlere neden olabiliyorlar" dedi.
Yaşanan olayların merkezinde, eylemi gerçekleştiren ve bundan doğrudan etkilenen taraf olarak çocukların yer aldığına vurgu yapan Prof. Dr. Akın, "Özellikle 12-15 yaş aralığındaki çocuklarda bu tür şiddet eğilimleri belirginleşmiş durumda. Ülkemizde bu konuda çoktan alarm durumuna geçildi. 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya kısıtlamalarının gündeme gelmesi ve Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının adli sürece uyarlanması gibi caydırıcı ve önleyici adımlar atılmaya başlandı. Z ve alfa kuşağı olarak tanımladığımız çocuklarımız, büyüme evrelerini doğrudan dijital dünyanın içinde geçiriyorlar. Henüz okul çağında dahi olmayan, oyun çocuğu dediğimiz 0-3 yaş aralığındaki bebeklerin bile ellerinde telefon görür hale geldik. Çocuklar yaş alıp okul hayatına başladıklarında ve sosyal etkileşimleri arttığında, küçük yaşlarına rağmen sosyal medya platformlarında varlık gösteriyorlar. İnternet ortamında gelişimlerine ciddi zararlar verebilecek oyunların içinde de yer alıyorlar. Evlatlarımız, dijital dünyanın barındırdığı devasa olumsuzlukların tam ortasında kalıyor" diye konuştu.

"Dijital okuryazarlığın müfredata dahil edilmesi zorunluluktur"
Sosyal medya kullanımına kısıtlamalar getirilse bile çocuklar için tehdit oluşturan veya denetimsiz internet portallarında gezinirken karşılaşabilecekleri devasa bir dijital evrenin bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Akın, "Teknoloji ve yapay zeka hızla dönüşürken bunlardan tamamen kaçmak gerçekçi değil. Ancak dijital okuryazarlığı gündeme getirmek ve yaygınlaştırmak en akılcı çözüm olacaktır. İlkokuldan liseye uzanan eğitim sürecinde, dijital okuryazarlığın müfredata dahil edilmesi artık bir zorunluluktur. Ailelerin ve öğretmenlerin de bu konuda yüksek bir farkındalığa sahip olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Çocuklara ve gençlere dijital okuryazarlık öğretildiğinde, bu teknolojilerden nasıl doğru yararlanabileceklerinin de gösterilmiş olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akın, sözlerini şöyle tamamladı:
"Hangi sitelerin ziyaret edilmesi gerektiği, yaşa uygun sosyal medyanın nasıl kullanılacağı ve dijital imkanlarla kişisel gelişimin nasıl destekleneceği gibi soruların yanıtlarını buluyorlar. Aynı zamanda, teknolojinin zararlarından kendilerini nasıl koruyacaklarını ve dijital dünyanın olumsuzluklarından nasıl uzak kalacaklarını da öğreniyorlar. Dijital ortamları yalnızca bireysel ve akademik gelişim için kullanılacak güvenli alanlar haline getirmeliyiz. Bu noktada en büyük görev şüphesiz ebeveynlere düşüyor."

"Çocuklara sevgi ve şefkati hissettirmeliyiz"
Çocukların karakterinin evde şekillendiğini, anne ve babayı rol model alarak büyüdüklerini ve onların bir yansıması olduklarını aktaran Prof. Dr. Akın, "İlk yapılması gereken; çocuklara sevgiyi ve şefkati hissettirmek, onlara sanal dünyayı değil gerçek dünyayı, bir arada ve aile olmanın, insan olabilmenin değerini aktarmaktır. Büyüme sürecindeki zorluklardan bahsederken, her şeye rağmen iyiyi ve doğruyu seçmenin önemini vurgulamalıyız. Olumsuzluklar karşısında dik bir duruş sergilemeleri gerektiği, ancak bu duruşun asla şiddet içermemesi gerektiği öğretilmelidir. Yetişkinler olarak kendi yaşamlarımızı da bu doğrultuda şekillendirmeliyiz" cümlelerine yer verdi.

Ailedeki şiddet ortamı çocukları etkiliyor
"Evde çocuğuna şiddet uygulayan, sosyal veya mesleki yaşamında çevresindekilere zorbalık yapan, kendi evladına dahi merhamet ve vicdanla yaklaşamayan bir ebeveynin olumlu bir rol model olması beklenemez" diyen Prof. Dr. Akın, "Böyle bir ortamda büyüyen çocuk da şiddeti, zorbalığı, merhametsizliği ve vicdansızlığı normalleştirerek benimseyecektir. Evlerde toplumsal, kültürel, ahlaki ve etik değerler içe aitleştirilmemeli; insana yakışanın erdemli olmak olduğu bizzat yaşanarak gösterilmelidir. Ardından, okul ve öğretmenlerle sıkı bir iş birliği içinde olunarak çocuğun gelişimi yakından takip edilmelidir" diye belirtti.
Öğretmenlerin ya da çocuğun çevresi tarafından çocukta bir olumsuzluk fark edilip konunun ebeveynlere iletilmesi durumunda bunun inkar edildiğini ifade eden Prof. Dr. Akın, "Benim çocuğum yapmaz diyerek bu uyarıları dikkate almadığımızda ise sonuçlar ağır oluyor. Gözlemlenmeyen, kontrol edilemeyen ve davranışlarındaki olumsuz değişimlerin üstü örtülen bu çocuklar; hem geçtiğimiz günlerde hem de önceki yıllarda acı örneklerini yaşadığımız toplumsal vahşetlere neden olabiliyorlar" dedi.

‘Kimsenin sana müdahale etmesine izin verme’ söylemleri yanlış dünya inşa ediyor
Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken, ‘sen çok önemlisin, kimsenin sana müdahale etmesine izin verme, kararlar sadece sana ait’ diyerek onların zihinlerinde yanlış bir dünya inşa ettiklerini aktaran Prof. Dr. Akın, "Bugün küçücük çocukların ailelerini dinlememesi, toplumsal ve kültürel değerleri saçma bulup bunlara hiçbir anlam yüklememesi tam da bu yüzdendir. Ailelerine karşı "Bana böyle öğretmediniz mi? Bu benim bireysel hakkım, özgürüm" söylemlerini bir kalkan olarak kullanmaya başladılar. Okul ortamlarında bir araya geldikçe de bu çarpık anlayışla birbirlerini etkilediler" şeklinde konuştu.

İzmir HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.