TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in imzasıyla Meclis’e sunulan kanun teklifiyle, en düşük emekli maaşı 2026 yılı için yüzde 18,48 oranında artırılarak 20 bin liraya yükseltildi. Kağıt üzerinde bakıldığında bu artış, “emekliye güçlü destek” başlığıyla sunulabilecek bir gelişme. Ancak mesele, sadece rakamların büyüklüğü değil; o rakamların emeklinin hayatında ne kadar karşılık bulduğu.
KİRA, ELEKTRİK, SU, DOĞALGAZ...
Bugün emekli, ayın daha ilk günlerinde maaşını nasıl böleceğini hesaplıyor. Kira, elektrik, su, doğalgaz, gıda ve ilaç… Daha maaş cebe girmeden gider kalemleri sıraya diziliyor. 20 bin lira, birkaç yıl önce “rahat nefes” anlamına gelebilecek bir tutarken, bugün büyük şehirlerde tek başına yaşamaya yetmeyen bir rakam haline geldi. Anadolu’da ise biraz daha nefes aldırsa da, hayat pahalılığı orada da kapıyı sertçe çalıyor.
ALIM GÜCÜ ARTIYOR MU?
Yüzde 18,48’lik artış, teknik olarak enflasyon oranlarıyla uyumlu bir düzenleme olarak sunuluyor. Ancak emeklinin hissettiği enflasyon, TÜİK tablolarındaki rakamlardan çok daha yüksek. Pazara çıkan, markette fişine bakan, eczanede ilacını alan her emekli bunun farkında. Bu nedenle zam oranı ne olursa olsun, asıl soru şu: Alım gücü artıyor mu, yoksa sadece kayıp mı telafi ediliyor?
MAAŞ ADALETSİZLİĞİ
Bir diğer önemli nokta da emekliler arasındaki maaş adaletsizliği. En düşük maaşın 20 bin liraya çıkarılması, kök maaşı düşük olan milyonlarca emekliyi ilgilendiriyor. Ancak yıllarca prim ödemiş, daha yüksek maaş bekleyen emekliler açısından bu tablo, “herkes en dibe yaklaşıyor” algısını güçlendiriyor. Sosyal devlet anlayışı, sadece tabanı yükseltmekle değil, sistemi bütüncül ve adil kılmakla anlam kazanır.
***
Elbette devletin bütçe dengeleri, ekonomik gerçekler ve küresel şartlar göz ardı edilemez. Ancak emekli, bu ülkenin dününe alın teriyle katkı sunmuş bir kesim. Bugün onlardan beklenen, sadece sabretmek değil; insanca yaşamaktır. 20 bin lira bu açıdan bir eşik olabilir ama tek başına yeterli bir çözüm değildir.
***
Meclis’e sunulan bu teklif emekli için “hiç yoktan iyidir” duygusunu yaratıyor. Fakat gerçek refah, zam oranlarıyla değil; emeklinin ay sonunu borçsuz, mahcupsuz getirebilmesiyle ölçülür. 2026’ya girerken asıl tartışmamız gereken konu da budur: Emekli, rakamlarda mı büyüyor, yoksa gerçekten yaşamında mı?