İslamiyet hiçbir zaman gerici bir din olmadı. Bilakis, indiği çağın karanlığını yırtıp insanlığa ilmi, adaleti, haysiyeti öğreten bir medeniyetin adı oldu. Bağdat’ta rasathaneler kurulurken, Endülüs’te kütüphaneler cilt cilt kitapla dolarken, İbn Sina tıbbı yazarken, Cezeri makineyi çizerken bu dinin mensupları “izzet ve irfan” sahibiydi. Gericilik, cehalete sarılmaktır. İslam ise “oku” emriyle başlar.
***
Fakat biz ne yaptık? Tarihin bir döneminde pusulayı şaşırdık. Batı’ya bakarken gözümüz makinesine değil, heveslerine takıldı. Fabrikasını, ağır sanayisini, teknik terakisini, disiplinini, vatanseverliğini almak yerine; salon adabını, moda dergisini, başka hayatlara özenmeyi ithal ettik. Özü bırakıp kabuğu aldık. Sonra da dönüp “neden geri kaldık” diye dövündük.
***
Oysa Japonya aynı Batı’ya baktı. 1868’de Meiji Restorasyonu’nda Avrupalı’nın gemisini, topunu, mühendisliğini aldı ama kimonosunu giymeye, çay seremonisini yaşatmaya devam etti. Teknikte Batı’ydı, ruhta Japon’du. Biz ise teknikte Doğu’da kaldık, ruhta Batı’ya öykündük. Denklem tersine döndü.
***
İslam’ın gerici olmadığını anlamak için 7. yüzyıla gitmeye gerek yok. Bugün bile “kul hakkı” diyen, “emaneti ehline verin” emreden, “ilim Çin’de de olsa alın” buyuran bir dinin mensupları nasıl gerici olabilir? Gericilik, bu emirleri unutup tembelliğe, taklide, ezberciliğe saplanmaktır. İçimizdeki “beyinsizler” dediğimiz zümre, işte tam da bunu yaptı: Batı’nın ilmini değil, israfını aldı. Üretmeyi değil, tüketmeyi marifet saydı.
***
Çare belli. Yönümüzü yeniden ayarlamalıyız. Batı’nın nesi alınır, nesi alınmaz diye sormaktan korkmayacağız. Üniversiteyi, laboratuvarı, sanayiyi, iş ahlakını, planlı çalışmayı alacağız. Ama aileyi dağıtan ferdiyetçiliği, değerleri çürüten boş hevesleri, “başka hayat” hayranlığını kapının dışında bırakacağız.
***
İzzet, kendi değerinle başın dik durmaktır. İrfan, neyi alıp neyi reddedeceğini bilmektir. İslamiyet bize ikisini de emrediyor. Gerici olan din değil, dinin özünü unutup kabuğunda oyalanan biziz.
***
Makineyi alalım, makineleşmeyelim. Terakkiyi alalım, taklitçi olmayalım. Avrupa’yı örnek alacaksak, Rönesans’ı yapan aklını, sanayi devrimini yapan azmini örnek alalım. Yoksa vitrindeki hayatları değil. Çünkü bir millet, başkasının elbisesiyle değil, kendi kumaşıyla asil durur.