Geçtiğimiz günlerde Yunusemre ilçesindeki Karaçay Yürüyüş Alanı’ndan gelen o can sıkıcı manzaralara muhtemelen siz de sosyal medyada veya haberlerde denk gelmişsinizdir. Ya da Çevre Günü etkinlikleri kapsamında Spil Dağ eteklerindeki yeşillik alanlarından tonlarca kilogram çöp toplayan fedakar vatandaşlarımızı görmüşsünüzdür. Belki de Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban’ın sosyal medya hesabından, elindeki çöpü çöp kutusuna değil de yere atan vatandaşlara gösterdiği haklı tepkiyi izlemişsinizdir.
***
Bu haberleri her izlediğimizde, o videoların altına her yorum yazdığımızda insan ister istemez aynı soruyu soruyor: Neden çöpünü yere atarsın ki? Üstelik çöp kutusu sadece birkaç adım mesafedeyken…
***
Manisa, belki de Türkiye’deki il merkezleri arasında en çok yeşile, parka ve doğayla iç içe yaşam alanına sahip olan şanslı şehirlerden biri. Ancak hızla büyüyen nüfus, değişen demografik yapı ve sanayileşmeyle birlikte gelen göç, bu güzel avantajın yanına devasa bir dezavantajı da ekliyor. Maalesef şehirde bilinçsizce yediğini, içtiğini olduğu yere bırakan; çevre duyarlılığından ve en önemlisi insana olan saygıdan bihaber insan sayısı azımsanamayacak kadar fazla.
***
Şehrin tam kalbi, çoğumuzun çocukluğunun, gençliğinin geçtiği Ulupark’ta bile her sabah aynı kahredici manzara bizi karşılıyor: Gece boyu yere atılmış pet şişeler, ambalajlar ve adeta bir halı gibi zemini kaplayan çekirdek kabukları…
***
Belediye çalışanları bu pisliği temizlemek için her gün sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uzunca mesailer harcıyor, ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Ancak sorun şu ki; bir tarafın temizleme hızı, diğer tarafın kirletme arsızlığına yetişemiyor. Duyarlılığın sıfır olduğu, empati yeteneğinden yoksun bu kitle, Manisa’nın o güzelim yeşilini el birliğiyle karartıyor.
***
Peki, bu noktaya nasıl geldik? Elbette bu tür toplumsal duyarlılıklar daha çocuk yaşta, ailede ve okul sıralarında gelişmeye başlar. Eskiden okullarda yere çöp atmamanın ötesinde, "başkalarının hakkına saygı duymak" ve "yaşadığın şehre aidiyet hissetmek" öğretilirdi. Bugün ise eğitimdeki genel kalitenin düşmesi, sadece akademik başarıyı değil, toplumsal ahlakı ve çevre bilincini de doğrudan baltalıyor. Nezaketten, empatiden ve ortak yaşam kültüründen uzak nesiller yetiştikçe; parklar çöplüğe, yürüyüş yolları ise sorumsuzluğun anıtlarına dönüşüyor.
***
Mesele aslında teknik bir yetersizlik değil; tamamen bir zihniyet meselesi. Parklarımızda, meydanlarımızda çöp kutusu eksik değil. Sadece o çöpü elinde birkaç saniye tutup, iki adım ötedeki kutuya bırakacak "insanlık bilinci" eksik.
***
Eğer bu şehirde nefes almaya, çocuklarımızı yeşil parklarda büyütmeye devam etmek istiyorsak; sadece belediyenin temizlemesini bekleyemeyiz. Kirletenlere karşı toplumsal baskıyı artırmak, eğitimde çevre bilincini yeniden en ön sıraya koymak ve en önemlisi, o birkaç adımlık mesafeyi yürümeyi bir yük değil, medeni olmanın ilk şartı olarak kabul etmek zorundayız.