Toplumda giderek daha sık karşılaştığımız psikolojik sorunlardan biri öfkedir. Trafikte, sosyal medyada, aile içinde ya da gündelik ilişkilerde küçük bir kıvılcımın büyük tartışmalara dönüşmesi artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Çoğu zaman öfke, “kötü” ya da “kontrol edilmesi gereken” bir duygu olarak görülür. Oysa psikolojiye göre öfke, başlı başına bir sorun değil; altında yatan ihtiyaçların ve karşılanmamış duyguların güçlü bir işaretidir.
***
Öfkenin temelinde çoğunlukla değersizlik, haksızlığa uğrama, anlaşılmama ve çaresizlik duyguları yer alır. Birey kendini ifade edemediğinde, sınırları ihlal edildiğinde ya da sürekli görmezden gelindiğinde öfke devreye girer. Toplumsal yapıda duyguların açıkça konuşulamadığı, özellikle de kırılganlıkların zayıflık olarak algılandığı ortamlarda öfke, kabul gören tek ifade biçimi haline gelir.
***
Sorun, öfkenin bastırılmasıyla başlar. “Sinirlenme”, “büyütme”, “takma kafana” gibi söylemler bireyin duygusunu anlamasına değil, bastırmasına yol açar. Bastırılan öfke ise zamanla patlayıcı bir hale gelir. Bu patlamalar yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumsal barışı da zedeler. Şiddet olayları, linç kültürü ve tahammülsüzlük bu birikimin dışavurumlarıdır.
***
Öfkeyi sağlıklı bir şekilde ele almak, onu yok saymak değil, anlamaya çalışmakla mümkündür. Psikolojik açıdan önemli olan soru şudur: “Ben şu an neye ihtiyaç duyuyorum?” Bu soru sorulabildiğinde öfke yıkıcı olmaktan çıkar, yön gösterici bir duyguya dönüşür. Çünkü öfke çoğu zaman sınır ihlalini haber verir ve bireye kendini koruma çağrısı yapar.
***
Toplumsal düzeyde ise öfkeyle baş etmenin yolu empati ve iletişim becerilerinin güçlendirilmesinden geçer. Duygularını ifade edebilen, hayal kırıklıklarını dile getirebilen bireylerin olduğu toplumlarda öfke şiddete dönüşmez. Eğitim sisteminde duygusal farkındalığa yer verilmesi, aile içinde sağlıklı iletişimin desteklenmesi bu açıdan hayati önemdedir.
***
Unutmamak gerekir ki öfke yok edilmesi gereken bir düşman değil, doğru okunması gereken bir mesajdır. Bu mesajı dinlemeyi öğrenen bireyler hem kendileriyle hem de çevreleriyle daha sağlıklı ilişkiler kurar. Öfkesini anlayabilen bir toplum, sorunlarını konuşarak çözebilen bir toplumdur.