Mustafa ATALAY
Köşe Yazarı
Mustafa ATALAY
 

AĞAÇ SÜSLEME GELENEĞİ

Değerli dostlar, geçen haftaki yazımızda Türklerin en eski ulusal geleneği ve bayramı olan “Nardugan Bayramı”ndan söz etmiştim. Bu hafta da bu geleneğin ve bayramın bir parçası olan “Türklerde Çam Ağacı Süsleme” geleneğinden söz edeceğim. Tarihi kaynaklarla birlikte çok öncelerden günümüze ulaşan birtakım alışkanlıklar, bir gelenek, atalardan günümüze ulaşan görenek olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzün bazı alışkanlıkları ve töresel uygulamaları dikkatle incelendiğinde, karşımıza atalarımızdan günümüze ulaşan kültürel miras, gelenek, görenek ve töreler zinciri çıkıyor. Bunun izlerini, Türk halk bilimini, etnolojiyi, töre bilimini, tarihsel bilgileri ve kaynakları araştırdığınızda çok rahat görebiliyoruz. Yazımızın girişini çok uzatmadan asıl konumuza dönelim. ** Çam ağacı süslemenin öz be öz Türk geleneği olduğunu öğreniyoruz. Nasıl mı? Bağımsızlığını kazanan Yeni Türk devletleriyle gelişen bağımızdan ve onlarla yapılan görüşmelerden, ziyaretlerden, gezi ve gözlemlerden. Bunların sonucunda da bize ait olan; ama unutulan, unutturulan yepyeni şeyler öğreniyoruz. Atalarımız Türkler, önceki inançlarına göre yeryüzünün tam ortasında bir Akçam Ağacı bulunduğuna inanırlardı. Buna, “Hayat Ağacı” da derlerdi. Bu ağacın izlerini, tüm Türk dünyasında, halı, kilim ve diğer işlemelerimizde görebiliriz. Özellikle Altay bölgesinde yetişen o çamlar, şaşılacak kadar güzel, ok gibi düzgündür. Çam, çok eskiden beri Türklerde kutsal ağaç sayılırdı. O kutsal ağaç adına bayramlar düzenlenirdi. Bu Çam Bayramı, kışın en soğuk zamanında, karakışta, 25 Aralık’ta yapılırdı. O zamanda gün, geceye üstün gelir ve güneş, toprak üzerinde biraz daha uzun süre kalırdı. İnsanlar, bu olaydan sonra Tanrı Ülgen’e yakarırlar, güneşin dönüşü için teşekkürlerini sunarlardı. Yakarışlarının karşılık bulması için Tanrı Ülgen’in ağacı sayılan Akçam, süslenirdi. Hatta Akçamı eve getirirler, dallarına parlak pezler ve kurdelalar bağlarlar; yanına, altına da türlü türlü hediyeler koyarlardı. Güneşin geceye, karanlığa üstün gelişini gece boyunca kutlarlar ve eğlenirlerdi. ** Bu olaydan sonra gece kısalmaya, kızıl güneş ise gökyüzünde daha uzun süre kalmaya başlar. Gerçekten de Tanrı Ülgen, onların yakarışlarını kabul eder. Ve böylece bunu her yıl aynı dönemde yinelerler, bayrama dönüştürürler. İnsanlar, el ele tutuşarak Akçamın çevresinde dizilirler. Gün doğana kadar halka oyunu oynarlar. Aslında bu oyunun da bir anlamı, iletisi vardır: İnsanlar, güneşi temsil eden o halkaya katılırlar, gökten ışık vereni (güneşi) geri dönmeye çağırırlar. Bu oyuna katılanlar; dileklerini, isteklerini ve yakarışlarını ulu Tanrıya ulaştırdıklarına inanırlar. Bu bayram için yurtlar, evler temizlenir, güzel giysiler giyilir, Akçam ağacının çevresinde ezgiler söylenir, oyunlar oynanır. Yaşlılar, büyük babalar, nineler görmeye gidilir; bir araya gelinerek birlikte yiyip içilir. Bayramı, yakınlarla bir araya gelerek birlikte kutlarlarsa yaşamın uzacayağına, ürünün artacağına, bolluk bereket olacağına ve uğur getireceğine inanırlar. Bu Akçam ağacı, yalnız Orta Asya'da yetişirmiş. Ortadoğu ve Mezopotamya halkları, bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden bu geleneğin, Türklerden Hristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söylenir. ** Türklerin Nardugan (Yeniden Doğuş) Bayramı, yüzyıllar sonra Hristiyanlar tarafından aparılarak 24 Aralık Hz. İsa'nın doğumu (Noel) olarak uyarlandı. Oysa bu gelenek, Hz İsa'dan yüzyıllar öncesinden Türklerin Orta Asya'da kutladıkları bir “Türk Yeni Yılı Kutlama Bayramı”ydı. Hristiyanların simgesi olarak bilinen “Noel Baba” da yine bir Türk geleneğinden aparıldı. Çünkü Noel Baba denilen kişinin yaşadığı söylenen yıllardan yüzyıllar öncesinde Orta Asya'da “Ayaz Ata” vardı; onunla birlikte “Kar Kız” vardı. Ayaz Ata, Türk Mitolojilerinde kışın soğukta ortaya çıkan, kimsesizlere ve açlara yardım eden, garipleri sevindiren sembolik bir ögeydi. Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok. Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor. Sözün Özü Tarihini ve düşmanını bilmeyen uluslar, kolayca düşer, yok olur. Çin Atasözü
Ekleme Tarihi: 29 Aralık 2021 - Çarşamba
Mustafa ATALAY

AĞAÇ SÜSLEME GELENEĞİ

Değerli dostlar, geçen haftaki yazımızda Türklerin en eski ulusal geleneği ve bayramı olan “Nardugan Bayramı”ndan söz etmiştim. Bu hafta da bu geleneğin ve bayramın bir parçası olan “Türklerde Çam Ağacı Süsleme” geleneğinden söz edeceğim.

Tarihi kaynaklarla birlikte çok öncelerden günümüze ulaşan birtakım alışkanlıklar, bir gelenek, atalardan günümüze ulaşan görenek olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzün bazı alışkanlıkları ve töresel uygulamaları dikkatle incelendiğinde, karşımıza atalarımızdan günümüze ulaşan kültürel miras, gelenek, görenek ve töreler zinciri çıkıyor. Bunun izlerini, Türk halk bilimini, etnolojiyi, töre bilimini, tarihsel bilgileri ve kaynakları araştırdığınızda çok rahat görebiliyoruz.

Yazımızın girişini çok uzatmadan asıl konumuza dönelim.

**

Çam ağacı süslemenin öz be öz Türk geleneği olduğunu öğreniyoruz.

Nasıl mı? Bağımsızlığını kazanan Yeni Türk devletleriyle gelişen bağımızdan ve onlarla yapılan görüşmelerden, ziyaretlerden, gezi ve gözlemlerden.

Bunların sonucunda da bize ait olan; ama unutulan, unutturulan yepyeni şeyler öğreniyoruz.

Atalarımız Türkler, önceki inançlarına göre yeryüzünün tam ortasında bir Akçam Ağacı bulunduğuna inanırlardı. Buna, “Hayat Ağacı” da derlerdi. Bu ağacın izlerini, tüm Türk dünyasında, halı, kilim ve diğer işlemelerimizde görebiliriz.

Özellikle Altay bölgesinde yetişen o çamlar, şaşılacak kadar güzel, ok gibi düzgündür. Çam, çok eskiden beri Türklerde kutsal ağaç sayılırdı. O kutsal ağaç adına bayramlar düzenlenirdi.

Bu Çam Bayramı, kışın en soğuk zamanında, karakışta, 25 Aralık’ta yapılırdı. O zamanda gün, geceye üstün gelir ve güneş, toprak üzerinde biraz daha uzun süre kalırdı. İnsanlar, bu olaydan sonra Tanrı Ülgen’e yakarırlar, güneşin dönüşü için teşekkürlerini sunarlardı. Yakarışlarının karşılık bulması için Tanrı Ülgen’in ağacı sayılan Akçam, süslenirdi. Hatta Akçamı eve getirirler, dallarına parlak pezler ve kurdelalar bağlarlar; yanına, altına da türlü türlü hediyeler koyarlardı. Güneşin geceye, karanlığa üstün gelişini gece boyunca kutlarlar ve eğlenirlerdi.

**

Bu olaydan sonra gece kısalmaya, kızıl güneş ise gökyüzünde daha uzun süre kalmaya başlar. Gerçekten de Tanrı Ülgen, onların yakarışlarını kabul eder. Ve böylece bunu her yıl aynı dönemde yinelerler, bayrama dönüştürürler. İnsanlar, el ele tutuşarak Akçamın çevresinde dizilirler. Gün doğana kadar halka oyunu oynarlar. Aslında bu oyunun da bir anlamı, iletisi vardır: İnsanlar, güneşi temsil eden o halkaya katılırlar, gökten ışık vereni (güneşi) geri dönmeye çağırırlar. Bu oyuna katılanlar; dileklerini, isteklerini ve yakarışlarını ulu Tanrıya ulaştırdıklarına inanırlar.

Bu bayram için yurtlar, evler temizlenir, güzel giysiler giyilir, Akçam ağacının çevresinde ezgiler söylenir, oyunlar oynanır.

Yaşlılar, büyük babalar, nineler görmeye gidilir; bir araya gelinerek birlikte yiyip içilir.

Bayramı, yakınlarla bir araya gelerek birlikte kutlarlarsa yaşamın uzacayağına, ürünün artacağına, bolluk bereket olacağına ve uğur getireceğine inanırlar.

Bu Akçam ağacı, yalnız Orta Asya'da yetişirmiş. Ortadoğu ve Mezopotamya halkları, bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden bu geleneğin, Türklerden Hristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söylenir.

**

Türklerin Nardugan (Yeniden Doğuş) Bayramı, yüzyıllar sonra Hristiyanlar tarafından aparılarak 24 Aralık Hz. İsa'nın doğumu (Noel) olarak uyarlandı.

Oysa bu gelenek, Hz İsa'dan yüzyıllar öncesinden Türklerin Orta Asya'da kutladıkları bir “Türk Yeni Yılı Kutlama Bayramı”ydı.

Hristiyanların simgesi olarak bilinen “Noel Baba” da yine bir Türk geleneğinden aparıldı. Çünkü Noel Baba denilen kişinin yaşadığı söylenen yıllardan yüzyıllar öncesinde Orta Asya'da “Ayaz Ata” vardı; onunla birlikte “Kar Kız” vardı.

Ayaz Ata, Türk Mitolojilerinde kışın soğukta ortaya çıkan, kimsesizlere ve açlara yardım eden, garipleri sevindiren sembolik bir ögeydi.

Tarihimiz ve kültürümüz için bilinmesi gereken çok şey var. Bir şeye körü körüne karşı çıkmanın veya onu kabullenmenin anlamı yok.

Çok okumak, çok araştırmak, çok öğrenmek gerekiyor.

Sözün Özü

Tarihini ve düşmanını bilmeyen uluslar, kolayca düşer, yok olur. Çin Atasözü

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.