Sevgili okur, Türkiye 2026’da iç siyaset olarak tam bir çıkmaz sokak. Sokaklar gerilim, yargı kararları siyasi infaz aracı, ekonomi vatandaşın belini kırıyor ve dış politika da bu yangına körükle gidiyor. Eleştiri yapmak “taraf olmak” sayılıyor ama susmak, bu sistemin en büyük ortağı olmak demek. Dürüst olalım: Mevcut yönetim tarzı, kronik sorunları çözmek yerine derinleştiriyor; muhalefet ise acizlik ve vizyonsuzlukla bunu tamamlıyor.
***
Hukuk devleti diye bir şey kalmadı. Seçilmiş belediye başkanlarına, muhalif figürlere yönelik tutuklamalar, kayyum atamaları ve “siyasi dava” algısı o kadar yerleşti ki, kamuoyu artık her kararda “intikam mı, yoksa adalet mi?” diye soruyor. Yargı, iktidarın sopası haline gelmiş durumda. Bu, sadece muhalefeti ezmiyor; tüm sistemi çürütüyor. Bağımsız yargı olmadan ne demokrasi ne de güvenilir ekonomi olur. Muhalefet de bu tablo karşısında dağınık, tepkisel ve alternatif üretmekten aciz. İki taraf da “ben kazanırsam her şey benim” mantığıyla ülkeyi sıfır toplamlı bir kavgaya mahkûm ediyor.
***
Ekonomi ise tam bir facia. Enflasyon vatandaşı eziyor, alım gücü eriyor, gençler umutsuz. Yapısal reformlar yerine popülist harcamalar, atılan adımlar ve “her şey kontrol altında” yalanları devam ediyor. Bağımsız kurumlar zayıflatıldıkça yabancı sermaye kaçıyor, TL değer kaybediyor, hayat pahalılığı rekor kırıyor. Bu tablo tesadüf değil; sistematik bir yönetim zafiyetinin sonucu.
En vahimi, dış politikanın iç siyasete zehir gibi yayılması.
Suriye’de yıllardır süren “fırat kalkanı” tarzı operasyonlar, mülteci yükü ve PKK/YPG ile bitmeyen çatışma hali, hem devasa güvenlik harcamalarına hem de iç siyasette ucuz milliyetçiliğe malzeme oluyor. Milyonlarca sığınmacı meselesi hâlâ çözülmedi; iktidar “kontrol ediyoruz” derken muhalefet “hepsini gönderelim” diye oy peşinde. Gerçek çözüm yok, sadece istismar var. Rusya ile kurulan pragmatik (hatta bağımlı) ilişkiler enerji faturasını ve savunma sanayiindeki kırılganlığı artırıyor. S-400 macerası hâlâ F-35’leri, Batı teknolojisini ve dolayısıyla uzun vadeli güvenliği zehirliyor.
***
NATO’da “denge” politikası adı altında yürütülen oyun, Türkiye’yi Batı’da yalnızlaştırıyor. AB ile ilişkiler donmuş vaziyette; Gümrük Birliği güncellemesi, yeşil dönüşüm fonları, vize kolaylığı hep askıda. Bu da ekonomiyi daha da daraltıyor. Orta Doğu’daki gerilimlerde (İsrail-Hamas, bölgesel çatışmalar) alınan pozisyonlar kısa vadede “milli duruş” diye pazarlanıyor ama uzun vadede turizm, ticaret ve yatırım kaybettiriyor. Dış politika artık iç siyasetin uzantısı haline geldi: Gerilim yarat, milliyetçi refleksleri kabart, oy topla. Sonuç? Daha fazla yalnızlaşma, daha yüksek enflasyon ve daha derin yoksulluk.
***
Savunma sanayiindeki yerli hamleler övülüyor ama Batı ile kopukluk teknolojik izolasyonu getiriyor. “Stratejik özerklik” söylemi güzel ama pratikte “eksen kayması” ve yalnızlaşma anlamına geliyor. Bu politikalar, ülkeyi daha öngörülemez, daha riskli bir yere dönüştürüyor. Yabancı yatırımcı “Bu ülkede ne olacağı belli değil” deyip kaçıyor.
***
Kısacası, iç siyasetimizdeki kutuplaşma ile dış politikadaki maceracılık birbirini besliyor. İktidar bu sarmaldan besleniyor, muhalefet ise alternatifsiz kaldıkça sadece tepki veriyor. Kronik sorunlar (Kürt meselesi, göç, yargı bağımsızlığı, ekonomik rasyonalite) derinleştiriliyor; çözüm üretilmiyor.
***
Gerçek çözüm radikal değişimde: Yargıyı siyasallaşmadan kurtarmak. Dış politikayı ideolojik ego ve oy hesaplarından değil, milli çıkar ve ekonomik gerçeklerden yola çıkarak belirlemek. Göç ve terör meselelerinde samimi, sonuç odaklı politikalar… Kurumları güçlendirmek, öngörülebilirlik sağlamak…
***
Türkiye’nin potansiyeli hâlâ büyük. Ama bu potansiyel, sürekli gerilim, hukuksuzluk ve dış politika hatalarıyla heba ediliyor. Seçmen artık yoruldu. 2028’e giden yolda “daha sert” mi yoksa “akıllı toparlanma” mı? Şu gidişle sertleşme ağır basıyor. Eleştiri yapmak kolay değil, hele bu iklimde. Ama susmak ihanettir.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bu sarmaldan çıkış mümkün mü, yoksa daha kötüsü mü gelecek?
— Acımasız bir gözlemci olarak.
Kalın sağlıcakla