Son zamanlarda gerek trafikte, gerek sosyal medyada, gerekse gün içindeki en basit insani temaslarımızda yükselen ortak bir duygu var: Tahammülsüzlük ve öfke. En küçük bir fikir ayrılığı anında çatışmaya dönüşüyor, dinlemek yerini sesini yükseltmeye bırakıyor ve toplumsal olarak giderek daha sert bir iletişim diline çekiliyoruz.
***
Psikolojide öfke, genellikle "ikincil bir duygu" olarak tanımlanır. Yani suyun üzerindeki görünen kısımdır. Öfke maskesinin altına baktığımızda çoğunlukla çaresizlik, korku, anlaşılmama hissi, yorgunluk ve engellenmişlik duygularını görürüz.
***
Gündelik hayatın getirdiği ekonomik, sosyal ve bireysel yükler biriktikçe, sinir sistemimiz sürekli bir "tehdit" algısıyla çalışmaya başlar. Tehdit altında hisseden insan zihni ise ilkel bir koruma mekanizmasını devreye sokar: Saldır ya da kaç. Tükettiğimiz sert dil ve sergilediğimiz öfke, aslında iç dünyamızda biriken bu birikmiş kaygının dışarıya sızma şeklidir.
***
Bugün iletişimin önündeki en büyük engellerden biri, karşı tarafı anlamak için değil, cevap vermek (veya haklı çıkmak) için dinlememizdir. Sosyal medyanın sunduğu "biz ve onlar" kutuplaşması, gerçek hayattaki diyaloglarımızı da zehirliyor. Empati kurmak, karşı tarafın fikrini onaylamak demek değildir; onun nereden baktığını görebilme esnekliğidir.
***
Empatitinin bittiği yerde ötekileştirme başlar. Karşımızdakini bir "insan" olarak değil, bir "tehdit" veya "rakip" olarak gördüğümüzde ise nezaket ilk feda edilen şey olur.
***
Öfke yükseldiği an, zihnin duygusal bölgesi (amigdala) mantık bölgesini (prefrontal korteks) devre dışı bırakır. İçinizden yükselen ilk tepkiyi vermeden önce sadece 3 saniye durun ve derin bir nefes alın. Bu kısa ara, mantığın devreye girmesine izin verir. Tartışmalarda karşı tarafı suçlayan "Sen her zaman böylesin!" ifadeleri yerine, kendi duygunuzu merkeze alan "Bu durum gerçekleştiğinde ben kendimi anlaşılmamış hissediyorum" yaklaşımını benimseyin. Suçlama savunmayı, duygu paylaşımı ise teması getirir. Günlük hayatta bir "teşekkür ederim", "özür dilerim" veya "günaydın" demek, sanıldığı gibi bir alttan alma değil; toplumsal gerilimi düşüren en güçlü ruhsal düzenleyicidir. Sürekli öfke üreten, sizi çekişmenin içine çekmeye çalışan ortamlardan ve kişilerden kendinizi korumak için sağlıklı mesafeler koymayı ihmal etmeyin.
***
Unutmayın; öfke bulaşıcı olduğu gibi, sakinlik ve empati de bulaşıcıdır. Çatışmanın değil, temasın peşinden gitmek hem bireysel iç huzurumuzun hem de toplumsal şifanın ilk adımıdır.