Harun Ülger
Köşe Yazarı
Harun Ülger
 

AFFETMEK KİMİ ÖZGÜR BIRAKIR?

Hayat, bazen hiç beklemediğimiz insanlar tarafından yaralanmakla öğretir. Bir dostun ihaneti, bir ebeveynin eksik bıraktığı sevgisi, bir eşin kırdığı güven ya da yıllarca unutamadığımız birkaç cümle... Aradan yıllar geçse bile bazı anılar zihnimizde ilk günkü canlılığını korur. O olayları düşündüğümüzde kalbimiz hızlanır, öfkemiz yeniden canlanır ve içimizde sessiz bir hesaplaşma başlar. Pek çok insan, affetmeyi yapılan yanlışı kabul etmek olarak görür. Bu yüzden de affederse haksızlığa boyun eğeceğini, yaşadığı acıyı küçümsemiş olacağını düşünür. Oysa psikolojik açıdan affetmek, yaşananları onaylamak değildir. Affetmek, geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemektir. Öfke, ilk ortaya çıktığında doğal ve sağlıklı bir duygudur. Bize sınırlarımızın ihlal edildiğini haber verir. Ancak bu duygu yıllarca taşındığında artık bizi korumaz; aksine bizi yormaya başlar. Sürekli aynı olayı zihinde tekrar etmek, "Neden bana bunu yaptı?" sorusuna cevap aramak ya da geçmişte yaşanan bir anıyı defalarca yeniden yaşamak, fark edilmeden ruhsal enerjimizi tüketir. İnsan zihni, çözülmemiş meseleleri tamamlamaya eğilimlidir. Bu yüzden kapanmamış yaralar sık sık hatırlanır. Fakat her hatırlayış, bazen yaranın iyileşmesini değil, yeniden kanamasını sağlar. Kişi aslında karşısındaki insana değil, kendi zihninde taşıdığı yükün ağırlığına mahkûm olur. Affetmenin en zor yanı, adalet duygusuyla çatışmasıdır. "O yaptığının bedelini ödemedi.", "Özür bile dilemedi." ya da "Ben neden affedeyim?" düşünceleri oldukça anlaşılırdır. Ancak affetme süreci, karşımızdaki kişinin değişmesine bağlı değildir. Çünkü bazı insanlar yaptıklarının farkına hiç varmayabilir. Bazıları ise pişmanlık duymadan hayatına devam edebilir. Eğer iyileşmemizi onların değişmesine bağlarsak, yaşamımızın kontrolünü de onlara bırakmış oluruz. Psikolojide affetmek, duygusal yükü sırtımızdan yavaş yavaş indirmeye benzer. Bu, bir anda gerçekleşen bir karar değil; zaman isteyen bir süreçtir. Bazen önce yaşanan acıyı kabul etmek gerekir. Sonra o acının hayatımızı nasıl etkilediğini görmek… En sonunda ise geçmişi değiştiremeyeceğimizi ama onun geleceğimizi belirlemesine izin vermeyebileceğimizi fark etmek. Bu noktada önemli bir ayrımı da yapmak gerekir. Affetmek, aynı ilişkiye devam etmek anlamına gelmez. Birini affedebilir ama onunla aranıza sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz. Güvenini kaybettiğiniz biriyle yeniden aynı yakınlığı kurmak zorunda değilsiniz. Psikolojik olgunluk, hem affedebilmeyi hem de gerektiğinde sınır çizebilmeyi içerir. Bazen insanlar en çok kendilerini affetmekte zorlanırlar. "Keşke o gün öyle davranmasaydım.", "Keşke o kararı vermeseydim." gibi cümlelerle yıllarca kendilerini cezalandırırlar. Oysa geçmişteki kararlarımızı, bugünkü bilgi ve deneyimimizle yargılamak adil değildir. O gün elimizden geleni yaptık. Belki eksikti, belki yanlıştı ama o günkü koşullar içinde verebildiğimiz karardı. Hayatın en ağır yüklerinden biri, omuzlarımızda taşıdığımız kırgınlıklardır. Bu yükü bırakmak, yaşananları unutmak değildir; artık onları taşımamayı seçmektir. Belki de affetmek, karşımızdaki insan için değil, kendi iç huzurumuz için verdiğimiz en önemli karardır. Çünkü geçmiş değişmez; ama geçmişe bakışımız değişebilir. İşte gerçek özgürlük de tam burada başlar. Affetmek, hafızayı silmek değildir. Affetmek, acının bizi yönetmesine izin vermemektir. Ve bazen insan, başkasını değil; aslında kendi ruhunu özgür bırakır.
Ekleme Tarihi: 17 Temmuz 2026 -Cuma

AFFETMEK KİMİ ÖZGÜR BIRAKIR?

Hayat, bazen hiç beklemediğimiz insanlar tarafından yaralanmakla öğretir. Bir dostun ihaneti, bir ebeveynin eksik bıraktığı sevgisi, bir eşin kırdığı güven ya da yıllarca unutamadığımız birkaç cümle... Aradan yıllar geçse bile bazı anılar zihnimizde ilk günkü canlılığını korur. O olayları düşündüğümüzde kalbimiz hızlanır, öfkemiz yeniden canlanır ve içimizde sessiz bir hesaplaşma başlar.

Pek çok insan, affetmeyi yapılan yanlışı kabul etmek olarak görür. Bu yüzden de affederse haksızlığa boyun eğeceğini, yaşadığı acıyı küçümsemiş olacağını düşünür. Oysa psikolojik açıdan affetmek, yaşananları onaylamak değildir. Affetmek, geçmişin bugünü yönetmesine izin vermemektir.

Öfke, ilk ortaya çıktığında doğal ve sağlıklı bir duygudur. Bize sınırlarımızın ihlal edildiğini haber verir. Ancak bu duygu yıllarca taşındığında artık bizi korumaz; aksine bizi yormaya başlar. Sürekli aynı olayı zihinde tekrar etmek, "Neden bana bunu yaptı?" sorusuna cevap aramak ya da geçmişte yaşanan bir anıyı defalarca yeniden yaşamak, fark edilmeden ruhsal enerjimizi tüketir.

İnsan zihni, çözülmemiş meseleleri tamamlamaya eğilimlidir. Bu yüzden kapanmamış yaralar sık sık hatırlanır. Fakat her hatırlayış, bazen yaranın iyileşmesini değil, yeniden kanamasını sağlar. Kişi aslında karşısındaki insana değil, kendi zihninde taşıdığı yükün ağırlığına mahkûm olur.

Affetmenin en zor yanı, adalet duygusuyla çatışmasıdır. "O yaptığının bedelini ödemedi.", "Özür bile dilemedi." ya da "Ben neden affedeyim?" düşünceleri oldukça anlaşılırdır. Ancak affetme süreci, karşımızdaki kişinin değişmesine bağlı değildir. Çünkü bazı insanlar yaptıklarının farkına hiç varmayabilir. Bazıları ise pişmanlık duymadan hayatına devam edebilir. Eğer iyileşmemizi onların değişmesine bağlarsak, yaşamımızın kontrolünü de onlara bırakmış oluruz.

Psikolojide affetmek, duygusal yükü sırtımızdan yavaş yavaş indirmeye benzer. Bu, bir anda gerçekleşen bir karar değil; zaman isteyen bir süreçtir. Bazen önce yaşanan acıyı kabul etmek gerekir. Sonra o acının hayatımızı nasıl etkilediğini görmek… En sonunda ise geçmişi değiştiremeyeceğimizi ama onun geleceğimizi belirlemesine izin vermeyebileceğimizi fark etmek.

Bu noktada önemli bir ayrımı da yapmak gerekir. Affetmek, aynı ilişkiye devam etmek anlamına gelmez. Birini affedebilir ama onunla aranıza sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz. Güvenini kaybettiğiniz biriyle yeniden aynı yakınlığı kurmak zorunda değilsiniz. Psikolojik olgunluk, hem affedebilmeyi hem de gerektiğinde sınır çizebilmeyi içerir.

Bazen insanlar en çok kendilerini affetmekte zorlanırlar. "Keşke o gün öyle davranmasaydım.", "Keşke o kararı vermeseydim." gibi cümlelerle yıllarca kendilerini cezalandırırlar. Oysa geçmişteki kararlarımızı, bugünkü bilgi ve deneyimimizle yargılamak adil değildir. O gün elimizden geleni yaptık. Belki eksikti, belki yanlıştı ama o günkü koşullar içinde verebildiğimiz karardı.

Hayatın en ağır yüklerinden biri, omuzlarımızda taşıdığımız kırgınlıklardır. Bu yükü bırakmak, yaşananları unutmak değildir; artık onları taşımamayı seçmektir.

Belki de affetmek, karşımızdaki insan için değil, kendi iç huzurumuz için verdiğimiz en önemli karardır. Çünkü geçmiş değişmez; ama geçmişe bakışımız değişebilir. İşte gerçek özgürlük de tam burada başlar.

Affetmek, hafızayı silmek değildir. Affetmek, acının bizi yönetmesine izin vermemektir. Ve bazen insan, başkasını değil; aslında kendi ruhunu özgür bırakır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.