Hayatımız boyunca en çok aradığımız şeylerden biri güvenlik ve öngörülebilirliktir. Yarın ne olacağını bilmek, planlarımızın tıkır tıkır işlemesi ve kontrolün bizde olduğunu hissetmek bize kendimizi güvende hissettirir. Ancak hayat, tam da biz kusursuz planlar yaparken kendi bildiğini okumaya başlayan bir süreçtir.
***
Terapi odasında en çok duyduğum cümlelerden biri şudur: "Her şeyin kontrolüm altında olmasını istiyorum ama kontrolü kaybettikçe mahvoluyorum."
***
İşte zihnimizin en büyük tuzaklarından biri tam olarak burada başlıyor: Kontrol illüzyonu.
Dünyada kontrol edebildiğimiz şeyler aslında son derece sınırlıdır. Havayı, ekonomiyi, başkalarının ne düşündüğünü ya da yarın önümüze ne çıkacağını kontrol edemeyiz. Ancak zihin, belirsizliği bir "tehlike" olarak algıladığı için sürekli senaryolar üretir. "Ya şöyle olursa?", "Ya başaramazsam?", "Ya her şey kötüye giderse?" Bu soruların peşine takılmak, henüz gerçekleşmemiş gelecek için bugünün enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramaz.
***
Psikolojide "dirençlilik" ya da "psikolojik dayanıklılık" dediğimiz kavram, hiç sarsılmamak veya hiç düşmemek değildir. Aksine, rüzgar sert estiğinde kırılmak yerine eğilebilmek ve fırtına dindiğinde tekrar ayağa kalkabilme esnekliğidir.
Kontrolünüzde olmayan şeyleri serbest bırakmayı öğrendiğinizde, zihniniz üzerindeki o ağır yükün kalktığını hissedersiniz. Rüzgarı durdurmaya çalışmak yerine, yelkenlerinizi rüzgara göre ayarlamayı seçersiniz.
***
Bugün karşılaştığınız belirsizliklere bir kriz değil, bir "uyum sağlama egzersizi" gözüyle bakmayı deneyin. Hayatın getirdiği sürprizlere karşı "Ben her şeyin üstesinden gelirim" demek kibir olabilir; ama "Ne gelirse gelsin, onunla başa çıkabilecek esnekliğe sahibim" demek gerçek özgüvendir.
***
Unutmayın; en sağlam ağaçlar en sert fırtınalara kök salanlar değil, rüzgarla birlikte esneyebilenlerdir