Mustafa PALA
Köşe Yazarı
Mustafa PALA
 

SEVGİYE VE UMUDA ÇAĞRI

Neredesin umut?  Haydi gel artık... Ulusal ve dini bayramların, kandil gibi önemli günlerin yarattığı kardeşlik ve dayanışma ortamından yararlanmalıyız. Kin ve nefret söylemlerinin yerini sevgi barış kardeşlik ve dayanışma söylemleri almalı. Yüzlerdeki gerginlik gitmeli insanlar daha sevecen olmalı. İnsanlar gülümsemeli birbirlerine selam vermeli. Gülümsemenin bulaşıcı olduğunu görmeli... FAZLAMIZ ÖFKEMİZ VE NEFRETİMİZSE BİLİNKİ EKSİĞİMİZ SEVGİMİZDİR Kin ve nefretin yüreğimize yük olduğunu, bu yükün yüzümüze yansıdığını bilmeliyiz. Yüreğimizden kin ve nefreti attığımızda, yerini sevginin doldurduğunu görürüz.  Yürekleri sevgiyle dolan insanlar, hani nur yüzlü denilenler vardır ya, işte onlardır. Gerçekten insanın içindeki sevgi yüsüne yansır. SEVGİ VE BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA BÜYÜR Dünya'da paylaşıldıkça büyüyen sevginin ve bilginin dışında birşey yok. Sevginin paylalışması ve büyümesi için, bayramlar en güzel ortamlardır. Sevgiden, barıştan, kardeşlikten vazgeçmeyelim. Bu köşede de yazdığım ve çok kullandığım bir söz var. Asla vazgeçme; Asla üşenme; Asla erteleme. Vazgeçersen verdiğin emeğe ve umutlarına yazık olur. Üşenirsen, tembelleşirsin, tembelliğin tedavisi yoktur. Bugünün işini yarına ertelersen yarın olur da sen olmayabilirsin. Onun için, vazgeçme, üşenme, erteleme diye yazıyorum. Ve ben dediğimi yapıyorum. Asla vazgeçmiyorum. Asla üşenmiyorum. İnsanların, zorluklardan kaçmaya, vazgeçmeye eğilimleri daha fazla. Direnmeyi seçenlerin sayısı çok az oluyor. Bilinmeli ki, kazananlar hep vazgeçmeyenler oluyor. Vazgeçme üzerine, değerli doştum, hemşehrim,  felsefeci, yazar, şair Prof. Dr. Afşar Timuçin'in  (afsar@acikgazete.com) adresinde bulduğum ve facebook sayfamda paylaştığım bir yazısını okuyucularımla da paylaşmak istiyorum. "İnsan ilişkilerinde çoğumuz direnmekten çok vazgeçmeye yatkınız. Bir şeyleri değiştirmeye gücümüz yetmedi mi, birilerine bir şeyleri anlatamadık mı boş veririz, ne hali varsa görsün der çıkarız. “Bundan sonra bildiğini işlesin!” Buna gönlümüz razı olmalı mı? Benden uzak olsun cehenneme direk olsun deyip çıkmalı mıyız? En dirençlimiz bile bu duyguya düşebilir. Ne yapsam bazı şeyleri değiştiremiyorum ve bu gidişle de değiştiremeyeceğim duygusunu yaşamaya başladığımızda sona gelmiş olduğumuzu anlayıveririz. Orada bir yanlışımız yok mu? Değiştirmeye kalkmadan önce yakınlık kurmak için çaba göstermemiz gerekmez mi? Amaç bir insanı değiştirmek olmamalıdır, ona bazı şeyleri anlatabilmek önemlidir. Kişi ruhunda iyiye yönelme isteği varken ne yapması gerektiğini bilememişse bizim yardımımızı gereksinecektir. Yaşam bir takım kötü eğiticilerin ve ona bağlı olarak yapılan kötü seçimlerin sonunda bir açmazlar yumağına dönüşebiliyor. O zaman kişi umutsuzluğa düşebiliyor, bu kuyudan çıkamam diye düşünebiliyor, çözümsüzlüğe bel bağlayabiliyor. O zaman yılgınlığa düşüp, bıkıp geriye çekiliveriyoruz." Afşar Timuçin, bir genelleme yapmış. Zorlukla karşılaştıklarında insanlar genellikle umutsuzluğa düşüyorlar ve hemen vazgeçiyorlar. İçlerinden direnenler vazgeçmeyenler, hedefini belirleyip, ölürüm dönmem diyenler az çıkıyor. Vazgeçmeyenler çoğalmalı... Fazlamız öfkeyse, eksiğimiz sevgidir. Bu cümleyi, facebookta paylaştığımda beğenenler ve paylaşanlar oldu. Ülke olarak, öfkenin fazlalığını, sevginin azlığını her gün televizyon haberlerini izlerken tanık oluyoruz. Öfkemiz kabarıyor sürekli olarak. İnanın gülümseyen, gülümseten, umut veren yüzlere ve konuşmalara hasret kaldık. Kitap okuyanlar az ama meydan okuyanlar çok. KİTAP OKUYANLARIN AZALDIĞI TOPLUMDA MEYDAN OKUYANLAR ÇOĞALIR. Toplum olarak, umuda ve sevgiye ihtiyacımız var. Bayram günleri, kandiller, umudun ve sevginin bitek tarlaları gibidir. Sevgi ekelim sevgi biçelim. Bir ekelim, bin biçelim. Öfke ektiğimizde,  kavga çoğalıyor, kan akıyor. O zaman umut ekeceğiz sevgi ekeceğiz. Sevgiyi ve umudu büyüteceğiz. Yarınlara güzel bir dünla bırakmanın başka bir yolu yok. Hadi biz geldik gidiyoruz. Çocuklarımızı torunlarımızı düşünelim onlara dana güzel yaşanası bir dünya bırakalım. Onlara öfke ve nefret yerine sevgi aşılayalım. AİLE İÇİ KAVGANIN KAZANANI OLMAZ Paylaşıldıkça büyüyen, sevginin ve bilginin dışında başka birşey yok. Sevgiyi ve bilgiyi paylaşarak büyüt. Sevgi ve bilginin olduğu yerde umutlarda yeşeriyor ve büyüyor. Büyük toplumların, büyük ülkelerin büyük umutları olmalı. Umudumuz sevgi barış kardeşlik olmalı. Umudumuz barış olmalı... Umudumuz öfkenin yerini sevginin alması olmalı...  Meclisteki kavgalar bize örnek olmamalı. Bizim barış kadeşlik ve dayanışmamız onlara örnek olmalı. Aile içi kavganın kazananı olmaz... Biz büyük bir aileyiz diyelim ve aile olduğumuzu barış kardeşlik ve dayanışmayla gösterelim... Sevgi, umut  ve barış dolu günler diliyorum. 
Ekleme Tarihi: 03 Mayıs 2016 - Salı
Mustafa PALA

SEVGİYE VE UMUDA ÇAĞRI

Neredesin umut?  Haydi gel artık...

Ulusal ve dini bayramların, kandil gibi önemli günlerin yarattığı kardeşlik ve dayanışma ortamından yararlanmalıyız. Kin ve nefret söylemlerinin yerini sevgi barış kardeşlik ve dayanışma söylemleri almalı. Yüzlerdeki gerginlik gitmeli insanlar daha sevecen olmalı. İnsanlar gülümsemeli birbirlerine selam vermeli. Gülümsemenin bulaşıcı olduğunu görmeli...

FAZLAMIZ ÖFKEMİZ VE NEFRETİMİZSE BİLİNKİ EKSİĞİMİZ SEVGİMİZDİR

Kin ve nefretin yüreğimize yük olduğunu, bu yükün yüzümüze yansıdığını bilmeliyiz. Yüreğimizden kin ve nefreti attığımızda, yerini sevginin doldurduğunu görürüz.  Yürekleri sevgiyle dolan insanlar, hani nur yüzlü denilenler vardır ya, işte onlardır. Gerçekten insanın içindeki sevgi yüsüne yansır.

SEVGİ VE BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA BÜYÜR

Dünya'da paylaşıldıkça büyüyen sevginin ve bilginin dışında birşey yok. Sevginin paylalışması ve büyümesi için, bayramlar en güzel ortamlardır.

Sevgiden, barıştan, kardeşlikten vazgeçmeyelim. Bu köşede de yazdığım ve çok kullandığım bir söz var. Asla vazgeçme; Asla üşenme; Asla erteleme. Vazgeçersen verdiğin emeğe ve umutlarına yazık olur. Üşenirsen, tembelleşirsin, tembelliğin tedavisi yoktur. Bugünün işini yarına ertelersen yarın olur da sen olmayabilirsin. Onun için, vazgeçme, üşenme, erteleme diye yazıyorum. Ve ben dediğimi yapıyorum. Asla vazgeçmiyorum. Asla üşenmiyorum.

İnsanların, zorluklardan kaçmaya, vazgeçmeye eğilimleri daha fazla. Direnmeyi seçenlerin sayısı çok az oluyor. Bilinmeli ki, kazananlar hep vazgeçmeyenler oluyor. Vazgeçme üzerine, değerli doştum, hemşehrim,  felsefeci, yazar, şair Prof. Dr. Afşar Timuçin'in  (afsar@acikgazete.com) adresinde bulduğum ve facebook sayfamda paylaştığım bir yazısını okuyucularımla da paylaşmak istiyorum.

"İnsan ilişkilerinde çoğumuz direnmekten çok vazgeçmeye yatkınız. Bir şeyleri değiştirmeye gücümüz yetmedi mi, birilerine bir şeyleri anlatamadık mı boş veririz, ne hali varsa görsün der çıkarız. “Bundan sonra bildiğini işlesin!” Buna gönlümüz razı olmalı mı? Benden uzak olsun cehenneme direk olsun deyip çıkmalı mıyız? En dirençlimiz bile bu duyguya düşebilir. Ne yapsam bazı şeyleri değiştiremiyorum ve bu gidişle de değiştiremeyeceğim duygusunu yaşamaya başladığımızda sona gelmiş olduğumuzu anlayıveririz. Orada bir yanlışımız yok mu? Değiştirmeye kalkmadan önce yakınlık kurmak için çaba göstermemiz gerekmez mi? Amaç bir insanı değiştirmek olmamalıdır, ona bazı şeyleri anlatabilmek önemlidir. Kişi ruhunda iyiye yönelme isteği varken ne yapması gerektiğini bilememişse bizim yardımımızı gereksinecektir. Yaşam bir takım kötü eğiticilerin ve ona bağlı olarak yapılan kötü seçimlerin sonunda bir açmazlar yumağına dönüşebiliyor. O zaman kişi umutsuzluğa düşebiliyor, bu kuyudan çıkamam diye düşünebiliyor, çözümsüzlüğe bel bağlayabiliyor. O zaman yılgınlığa düşüp, bıkıp geriye çekiliveriyoruz."

Afşar Timuçin, bir genelleme yapmış. Zorlukla karşılaştıklarında insanlar genellikle umutsuzluğa düşüyorlar ve hemen vazgeçiyorlar. İçlerinden direnenler vazgeçmeyenler, hedefini belirleyip, ölürüm dönmem diyenler az çıkıyor. Vazgeçmeyenler çoğalmalı...

Fazlamız öfkeyse, eksiğimiz sevgidir. Bu cümleyi, facebookta paylaştığımda beğenenler ve paylaşanlar oldu. Ülke olarak, öfkenin fazlalığını, sevginin azlığını her gün televizyon haberlerini izlerken tanık oluyoruz. Öfkemiz kabarıyor sürekli olarak. İnanın gülümseyen, gülümseten, umut veren yüzlere ve konuşmalara hasret kaldık. Kitap okuyanlar az ama meydan okuyanlar çok.

KİTAP OKUYANLARIN AZALDIĞI TOPLUMDA MEYDAN OKUYANLAR ÇOĞALIR.

Toplum olarak, umuda ve sevgiye ihtiyacımız var. Bayram günleri, kandiller, umudun ve sevginin bitek tarlaları gibidir. Sevgi ekelim sevgi biçelim. Bir ekelim, bin biçelim. Öfke ektiğimizde,  kavga çoğalıyor, kan akıyor. O zaman umut ekeceğiz sevgi ekeceğiz. Sevgiyi ve umudu büyüteceğiz. Yarınlara güzel bir dünla bırakmanın başka bir yolu yok. Hadi biz geldik gidiyoruz. Çocuklarımızı torunlarımızı düşünelim onlara dana güzel yaşanası bir dünya bırakalım. Onlara öfke ve nefret yerine sevgi aşılayalım.

AİLE İÇİ KAVGANIN KAZANANI OLMAZ

Paylaşıldıkça büyüyen, sevginin ve bilginin dışında başka birşey yok. Sevgiyi ve bilgiyi paylaşarak büyüt. Sevgi ve bilginin olduğu yerde umutlarda yeşeriyor ve büyüyor. Büyük toplumların, büyük ülkelerin büyük umutları olmalı. Umudumuz sevgi barış kardeşlik olmalı. Umudumuz barış olmalı... Umudumuz öfkenin yerini sevginin alması olmalı...  Meclisteki kavgalar bize örnek olmamalı. Bizim barış kadeşlik ve dayanışmamız onlara örnek olmalı.
Aile içi kavganın kazananı olmaz... Biz büyük bir aileyiz diyelim ve aile olduğumuzu barış kardeşlik ve dayanışmayla gösterelim...

Sevgi, umut  ve barış dolu günler diliyorum. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.