Mustafa PALA
Köşe Yazarı
Mustafa PALA
 

NEREDE O ESKİ EĞLENCELİ RAMAZANLAR

İRKAÇ RAMAZAN FIKRASI YAZDIM SİZE PAYLAŞIRSINIZ DİYE… Eskiden Ramazan denince sadece oruç değil, birlikte yaşanan hayat gelirdi akla… Akşam olunca sofralar kurulurdu ama asıl zenginlik sohbetlerdi. Komşular gelir gider, kapılar kapanmaz, gönüller açılırdı. Kahkahalar yükselirdi evlerden… Fıkralar anlatılır, herkes aynı anda gülerdi. Lüks otellerde verilen pahalı iftar davetleri yoktu. Mütevazi sofralar kurulurdu. Bayram kutlamaları reklam panolarında akılı telefonlardan yapılmazdı. İnsanlar kucaklaşırdı. Şimdi ise… Ramazan denince çoğu insanın aklına tatil geliyor. Sokaklar boşalıyor, evler sessizleşiyor, aynı sofrada oturanlar bile aynı dünyayı paylaşmıyor. Oysa eskiden küçük bir fıkra bile koca bir akşamı güzelleştirirdi. İşte o günlerden kalan birkaç Ramazan fıkrası size. Bilenler bilmeyenlere anlatsın diye FIKRA BİR Öğretmen yeni öğrenim yılı başında sınıfa girip öğrencileri ile tanışmak ister. Bir öğrenciye: “Adının baş harfini söyle, ben adını tahmin edeyim” der. Öğrenci: “Y” der. Öğretmen başlar saymaya: “Yusuf… Yasin… Yiğit…” Her isimde öğrenci başını yukarı kaldırarak “hayır” der. Öğretmen aklına gelen bütün “Y” ile başlayan isimleri sayar… Ama bulamaz. Sonunda pes eder: “Bilemedim, söyle bakalım adın ne?” der. Öğrenci cevap verir: “Yamazan öğyetmenim.”  FIKRA İKİ  Ramazan ayından üç beş gün önce adamın ineği hastalanır. Ellerini açar, dua eder: “Allah’ım ne olur ineğimi iyileştir, söz veriyorum oruç tutacağım…” der. Ertesi gün inek ölür. Adam yine ellerini açar: “Allah’ım… İnek öldü. Ben de oruç tutmayacağım! İneğimi de kurbana sayıyorum… Kurban’da da kesmeyeceğim!”  FIKRA ÜÇ Eski Ramazanlarda zenginler konaklarında fakir fukaraya iftar yemeği verirmiş. Yemekten sonra da “diş kirası” diyerek para dağıtırlarmış. İki arkadaş da böyle bir sofraya oturup güzelce karınlarını doyurmuşlar. Yemek bitince demişler ki: “Ağam, diş kiramızı ver de biz gidelim.” Ağa bakmış: “İyi ama siz namaz kılmadınız.” İki arkadaş hemen kalkmış, namaz da kılmışlar. “Kıldık ağam” demişler. Ağa bu sefer: “Namazdan önce abdest almadınız…” demiş. İki arkadaş hiç bozuntuya vermeden: “Söyleseydin ağam… Onu da yapardık!”  FIKRA DÖRT Kurnaz tilki ormanda dolaşırken ağacın dalına asılmış büyük bir tavuk görmüş. Tam ağzına göre… Ama asılı tavuğun etrafında parlayan telleri fark edince kuşkulanmış, kenara çekilip beklemeye başlamış. O sırada bir çakal gelmiş, o da tavuğu görmüş. Tilkiye sormuş: “Tavuk etini seversin niye yemiyorsun?” Tilki cevap vermiş: “Ben oruç tutuyorum…” Çakal fırsatı kaçırmamış, dalda asılı duran tavuğa atlamış hemen. Atladığı anda bir patlama olmuş! Çakal bir tarafa, tavuk bir tarafa savrulmuş. Tilki hemen fırlayıp tavuğu kapmış ve yemeye başlamış. Yaralı çakal sormuş: “Hani sen oruçtun?” Tilki hiç istifini bozmadan cevap vermiş: “Evet oruçtum… Top patladı, duymadın mı?” FIKRA BEŞ Ramazan ayında öğretmen sınıfa girer. Ön sıradaki kız öğrenciye sorar: “Adın ne?” diye sorar. Öğrenci “Nisa öğretmenim” deyince “O zaman hadi oku bakalım, Nisa Suresi’ni” der. Nisa okur Nisa Suresini. Orta sıradaki öğrenciye döner: “Senin adın ne?” der. “Fatih öğretmenim.” “Sen de oku bakalım Fatiha Suresi’ni” Fatih de okur Fatiha suresini hiç eksiksiz. Öğretmen arka sıralara bakar… Bir öğrencinin arkadaşının arkasına saklanmaya çalıştığını fark eder. “Sen! Adın ne?” der saklanmaya çalışan öğrenciye. Çocuk mahcup mahcup cevap verir: “Adım Yasin öğretmenim… ama arkadaşlar bana kısaca Subhaneke” diyor… Öğretmen gülümser “Senin Sunhaneke’den başka bildiğin yok sanırım deyince çocuk.  “Yasin süresi çok uzun öğretmenim der. Çocuk adını Yasin koyan dedesine çok kızmıştır. Eve gelince dedesine; “Benim adımı neden Subhaneke koymadın dede” diyerek dedesine küser…  *** Eskiden bir fıkra, bir tebessüm, birlikte geçirilen bir akşam demekti Ramazan… Şimdi ise aynı sofrada aynı anı bile paylaşamıyoruz. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit: Birlikte gülmek… Dargınsak barışmak, büyükleri ziyaret etmek ellerinden öpmek, çocuklara şeker vermek, harçlık vermek. Şimdi bunları yapanların sayısı çok azaldı. Büyük kentler büyük yalnızlıklar üretti. Aynı apartmanda oturup selamlaşmayan insanların sayısı çoğaldı. paylaşılan bir gülüş, hal hatır sormak gönül almak  en güzel bayramdır. Bayramınız kutlu olsun….  
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2026 -Çarşamba

NEREDE O ESKİ EĞLENCELİ RAMAZANLAR

İRKAÇ RAMAZAN FIKRASI YAZDIM SİZE PAYLAŞIRSINIZ DİYE…
Eskiden Ramazan denince sadece oruç değil, birlikte yaşanan hayat gelirdi akla… Akşam olunca sofralar kurulurdu ama asıl zenginlik sohbetlerdi. Komşular gelir gider, kapılar kapanmaz, gönüller açılırdı. Kahkahalar yükselirdi evlerden… Fıkralar anlatılır, herkes aynı anda gülerdi. Lüks otellerde verilen pahalı iftar davetleri yoktu. Mütevazi sofralar kurulurdu. Bayram kutlamaları reklam panolarında akılı telefonlardan yapılmazdı. İnsanlar kucaklaşırdı. Şimdi ise… Ramazan denince çoğu insanın aklına tatil geliyor. Sokaklar boşalıyor, evler sessizleşiyor, aynı sofrada oturanlar bile aynı dünyayı paylaşmıyor. Oysa eskiden küçük bir fıkra bile koca bir akşamı güzelleştirirdi. İşte o günlerden kalan birkaç Ramazan fıkrası size. Bilenler bilmeyenlere anlatsın diye

FIKRA BİR

Öğretmen yeni öğrenim yılı başında sınıfa girip öğrencileri ile tanışmak ister. Bir öğrenciye: “Adının baş harfini söyle, ben adını tahmin edeyim” der. Öğrenci: “Y” der. Öğretmen başlar saymaya: “Yusuf… Yasin… Yiğit…” Her isimde öğrenci başını yukarı kaldırarak “hayır” der. Öğretmen aklına gelen bütün “Y” ile başlayan isimleri sayar… Ama bulamaz. Sonunda pes eder: “Bilemedim, söyle bakalım adın ne?” der. Öğrenci cevap verir: “Yamazan öğyetmenim.” 

FIKRA İKİ 

Ramazan ayından üç beş gün önce adamın ineği hastalanır. Ellerini açar, dua eder: “Allah’ım ne olur ineğimi iyileştir, söz veriyorum oruç tutacağım…” der. Ertesi gün inek ölür. Adam yine ellerini açar: “Allah’ım… İnek öldü. Ben de oruç tutmayacağım! İneğimi de kurbana sayıyorum… Kurban’da da kesmeyeceğim!” 

FIKRA ÜÇ

Eski Ramazanlarda zenginler konaklarında fakir fukaraya iftar yemeği verirmiş. Yemekten sonra da “diş kirası” diyerek para dağıtırlarmış. İki arkadaş da böyle bir sofraya oturup güzelce karınlarını doyurmuşlar. Yemek bitince demişler ki: “Ağam, diş kiramızı ver de biz gidelim.” Ağa bakmış: “İyi ama siz namaz kılmadınız.” İki arkadaş hemen kalkmış, namaz da kılmışlar. “Kıldık ağam” demişler. Ağa bu sefer: “Namazdan önce abdest almadınız…” demiş. İki arkadaş hiç bozuntuya vermeden: “Söyleseydin ağam… Onu da yapardık!” 

FIKRA DÖRT

Kurnaz tilki ormanda dolaşırken ağacın dalına asılmış büyük bir tavuk görmüş. Tam ağzına göre… Ama asılı tavuğun etrafında parlayan telleri fark edince kuşkulanmış, kenara çekilip beklemeye başlamış. O sırada bir çakal gelmiş, o da tavuğu görmüş. Tilkiye sormuş: “Tavuk etini seversin niye yemiyorsun?” Tilki cevap vermiş: “Ben oruç tutuyorum…” Çakal fırsatı kaçırmamış, dalda asılı duran tavuğa atlamış hemen. Atladığı anda bir patlama olmuş! Çakal bir tarafa, tavuk bir tarafa savrulmuş. Tilki hemen fırlayıp tavuğu kapmış ve yemeye başlamış. Yaralı çakal sormuş: “Hani sen oruçtun?” Tilki hiç istifini bozmadan cevap vermiş: “Evet oruçtum… Top patladı, duymadın mı?”

FIKRA BEŞ

Ramazan ayında öğretmen sınıfa girer. Ön sıradaki kız öğrenciye sorar: “Adın ne?” diye sorar. Öğrenci “Nisa öğretmenim” deyince “O zaman hadi oku bakalım, Nisa Suresi’ni” der. Nisa okur Nisa Suresini. Orta sıradaki öğrenciye döner: “Senin adın ne?” der. “Fatih öğretmenim.” “Sen de oku bakalım Fatiha Suresi’ni” Fatih de okur Fatiha suresini hiç eksiksiz. Öğretmen arka sıralara bakar… Bir öğrencinin arkadaşının arkasına saklanmaya çalıştığını fark eder. “Sen! Adın ne?” der saklanmaya çalışan öğrenciye. Çocuk mahcup mahcup cevap verir: “Adım Yasin öğretmenim… ama arkadaşlar bana kısaca Subhaneke” diyor… Öğretmen gülümser “Senin Sunhaneke’den başka bildiğin yok sanırım deyince çocuk.  “Yasin süresi çok uzun öğretmenim der. Çocuk adını Yasin koyan dedesine çok kızmıştır. Eve gelince dedesine; “Benim adımı neden Subhaneke koymadın dede” diyerek dedesine küser… 

***
Eskiden bir fıkra, bir tebessüm, birlikte geçirilen bir akşam demekti Ramazan… Şimdi ise aynı sofrada aynı anı bile paylaşamıyoruz. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit: Birlikte gülmek… Dargınsak barışmak, büyükleri ziyaret etmek ellerinden öpmek, çocuklara şeker vermek, harçlık vermek. Şimdi bunları yapanların sayısı çok azaldı. Büyük kentler büyük yalnızlıklar üretti. Aynı apartmanda oturup selamlaşmayan insanların sayısı çoğaldı. paylaşılan bir gülüş, hal hatır sormak gönül almak  en güzel bayramdır. Bayramınız kutlu olsun….

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.