Harun Ülger
Köşe Yazarı
Harun Ülger
 

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN KENDİ ÇOCUKLUĞUMUZLA KARŞILAŞMAK

Ebeveynlik, dışarıdan bakıldığında bir çocuğa yön verme, ona dünyayı öğretme ve ihtiyaçlarını karşılama süreci gibi görünür. Oysa bir psikolog gözüyle baktığımızda, çocuk yetiştirmek aslında bireyin kendi geçmişiyle, tamamlanmamış meseleleriyle ve kendi çocukluğuyla yeniden yüzleştiği derin bir içsel yolculuktur. Evladımızın gelişimine rehberlik ederken farkında olmadan cebimizde taşıdığımız en büyük sermaye, kendi çocukluk deneyimlerimizdir. Çocuk büyütürken karşılaşılan zorluklar çoğu zaman çocuğun davranışından değil, o davranışın ebeveynde tetiklediği duygulardan kaynaklanır. Örneğin, çocuğunun öfke nöbeti karşısında aşırı reaksiyon gösteren ya da çaresiz hisseden bir yetişkin, aslında o an kendi çocukluğunda bastırılmış, duyulmamış veya engellenmiş olan kendi sesini duymaktadır. Kendisine sınır konulmamış bir ebeveyn çocuğuna sınır koymakta zorlanırken; katı kurallarla büyümüş bir ebeveyn ise ya aşırı kısıtlayıcı ya da tam tersi kontrolsüz bir özgürlük alanı tanıyan bir tutum sergileyebilir. Modern ebeveynlikte sıkça düşülen tuzaklardan biri de "mükemmel çocuk yetiştirme" baskısıdır. Sürekli koruyan, hiç hayal kırıklığı yaşatmayan, her istediğini anında karşılayan bir yaklaşım, çocuğu hayata hazırlamak yerine onun direnç kazanma becerisini zayıflatır. Oysa çocuğun ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir çevre değil; hata yapabileceği, olumsuz duygularını da güvenle ifade edebileceği ve kabul göreceği kapsayıcı bir ilişki alanıdır. Duygularına rehberlik edilen, ancak sınırları net çizilen çocuklar kendilerini güvende hisseder. Bir çocuğa verilebilecek en sağlıklı miras, onun bireyliğine saygı duymak ve kendi kaygılarımızı onun üzerine yansıtmamaktır. Onlar bizlerin birer uzantısı ya da gerçekleşmemiş hayallerimizi tamamlayacak projelerimiz değildir. Sonuç olarak, çocuk yetiştirmek bir öğretme eyleminden ziyade bir eşlik etme sanatıdır. Çocuğumuzun duygusal ihtiyaçlarını doğru okuyabilmenin yolu, önce kendi içimizdeki çocukla barışmaktan geçer. Kendi duygusal dengesini sağlayabilen, sınır çizebilen ve öz-şefkat gösterebilen bir ebeveyn, çocuğuna verebileceği en güçlü güven duygusunu zaten sunmuş demektir.  
Ekleme Tarihi: 28 Ağustos 2026 -Cuma

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN KENDİ ÇOCUKLUĞUMUZLA KARŞILAŞMAK

Ebeveynlik, dışarıdan bakıldığında bir çocuğa yön verme, ona dünyayı öğretme ve ihtiyaçlarını karşılama süreci gibi görünür. Oysa bir psikolog gözüyle baktığımızda, çocuk yetiştirmek aslında bireyin kendi geçmişiyle, tamamlanmamış meseleleriyle ve kendi çocukluğuyla yeniden yüzleştiği derin bir içsel yolculuktur. Evladımızın gelişimine rehberlik ederken farkında olmadan cebimizde taşıdığımız en büyük sermaye, kendi çocukluk deneyimlerimizdir.

Çocuk büyütürken karşılaşılan zorluklar çoğu zaman çocuğun davranışından değil, o davranışın ebeveynde tetiklediği duygulardan kaynaklanır. Örneğin, çocuğunun öfke nöbeti karşısında aşırı reaksiyon gösteren ya da çaresiz hisseden bir yetişkin, aslında o an kendi çocukluğunda bastırılmış, duyulmamış veya engellenmiş olan kendi sesini duymaktadır. Kendisine sınır konulmamış bir ebeveyn çocuğuna sınır koymakta zorlanırken; katı kurallarla büyümüş bir ebeveyn ise ya aşırı kısıtlayıcı ya da tam tersi kontrolsüz bir özgürlük alanı tanıyan bir tutum sergileyebilir.

Modern ebeveynlikte sıkça düşülen tuzaklardan biri de "mükemmel çocuk yetiştirme" baskısıdır. Sürekli koruyan, hiç hayal kırıklığı yaşatmayan, her istediğini anında karşılayan bir yaklaşım, çocuğu hayata hazırlamak yerine onun direnç kazanma becerisini zayıflatır. Oysa çocuğun ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir çevre değil; hata yapabileceği, olumsuz duygularını da güvenle ifade edebileceği ve kabul göreceği kapsayıcı bir ilişki alanıdır. Duygularına rehberlik edilen, ancak sınırları net çizilen çocuklar kendilerini güvende hisseder.

Bir çocuğa verilebilecek en sağlıklı miras, onun bireyliğine saygı duymak ve kendi kaygılarımızı onun üzerine yansıtmamaktır. Onlar bizlerin birer uzantısı ya da gerçekleşmemiş hayallerimizi tamamlayacak projelerimiz değildir.

Sonuç olarak, çocuk yetiştirmek bir öğretme eyleminden ziyade bir eşlik etme sanatıdır. Çocuğumuzun duygusal ihtiyaçlarını doğru okuyabilmenin yolu, önce kendi içimizdeki çocukla barışmaktan geçer. Kendi duygusal dengesini sağlayabilen, sınır çizebilen ve öz-şefkat gösterebilen bir ebeveyn, çocuğuna verebileceği en güçlü güven duygusunu zaten sunmuş demektir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.