İsmail Aydın
Köşe Yazarı
İsmail Aydın
 

ÖZEL Mİ, KILIÇDAROĞLU MU?

Hatırladığım kadarıyla “mutlak butlan” tartışması, ülkemiz siyasetinde ilk kez bu ölçekte gündeme geliyor. CHP’nin kurultay sürecinde yaşanan şaibelerin temelinde ise bana göre parti içindeki bitmeyen çekişmeler yatıyor. Sürekli devam eden “sen-ben” kavgaları, CHP’de parti içi demokrasinin sanıldığı kadar sağlıklı işlemediğini gösteriyor. *** Aslında üyelik sistemi yalnızca CHP’nin sorunu değil. Türkiye’deki hemen hemen bütün siyasi partilerde benzer bir yapı var. İlçe başkanı olduğunuzda üye kayıtları büyük ölçüde sizin kontrolünüzde ilerliyor. Bu durum, ilçe başkanlarını adeta birer “delege ağası” konumuna getiriyor. Böyle bir sistemle yapılacak ön seçimlerin, merkez yoklamasından daha demokratik sonuçlar doğuracağını söylemek kolay değil. Bu nedenle siyasi partilerde yapısal reformlar ve gerekli yasal düzenlemeler vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri mutlaka alınmalıdır. Aksi takdirde yapılacak değişikliklerin kalıcı olması zor görünmektedir. *** Gelelim mutlak butlan tartışmasının siyasi sonuçlarına… *** İlk günlerde Özgür Özel önemli bir ivme yakaladı. Ancak zaman ilerledikçe ibrenin yavaş yavaş Kemal Kılıçdaroğlu lehine döndüğünü görmek gerekiyor. Bana göre zaman şu anda Kılıçdaroğlu’nun lehine işliyor. *** İzlenen siyasi stratejiler de bazı yönleriyle acemice görünüyor. Yıllarca “Gandi Kemal”, “Ecevit Kemal” diyerek övülen, 13 yıl boyunca CHP Genel Başkanlığı yapmış bir siyasetçiye bugün “Hain Kemal”, “Sarayın adamı” gibi sloganların atılmasına göz yumulursa, bunun siyasi faturası ağır olabilir. Böyle bir söylem, Kılıçdaroğlu’na zarar vermekten çok sempati kazandırabilir. Nitekim bunun işaretleri de görülmeye başlanmıştır. *** Diğer taraftan, kamuoyunda dile getirilen yolsuzluk iddialarıyla ilgili bugüne kadar somut hukuki süreçlerin başlatılmamış olması da dikkat çekmektedir. Eğer bu iddialar ciddi ise yargıya taşınmalı; değilse kamuoyunun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir. *** Özgür Özel, gençliğinin ve enerjisinin verdiği heyecanla mitinglerini sürdürüyor. Ancak meydanlardaki katılımın ilk günlere göre azaldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. *** Bana göre Özgür Özel’in yapması gereken, Kemal Kılıçdaroğlu ile diyalog kanallarını açık tutmak ve birlikte hareket edebilmenin yollarını aramaktır. Aynı zamanda kamuoyunda tartışmalara neden olan isimlerden de siyasi olarak bir miktar mesafe koyması faydalı olabilir. Çünkü bazı isimler konuştukça tartışmalar büyüyor ve bunun siyasi getirisi Kılıçdaroğlu’na yazıyor. *** Kısacası, Özgür Özel’in daha kapsayıcı, daha sakin ve partinin geleneksel çizgisini gözeten bir siyaset tarzına dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Benzer şekilde, Ekrem İmamoğlu ve çevresindeki isimlerle yürütülen siyasi ilişkinin de partiye ne kazandırdığı, ne kaybettirdiği soğukkanlı biçimde değerlendirilmelidir. *** Bunlar sadece siyaseti yakından takip eden bir ağabey olarak kişisel gözlemlerimdir. Gönül ister ki, Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir siyasi parti güçlü, kurumsal ve kendi içinde barışık bir yapıya kavuşsun. Türkiye’nin güçlü bir iktidara ihtiyaç duyduğu kadar, güçlü ve sağlıklı işleyen bir muhalefete de ihtiyacı vardır. Ancak bunun yolu, geçmişten ders çıkaran, parti içi demokrasiyi gerçekten hayata geçiren ve kurumsal yapısını güçlendiren bir anlayıştan geçmektedir.
Ekleme Tarihi: 09 Temmuz 2026 -Perşembe

ÖZEL Mİ, KILIÇDAROĞLU MU?

Hatırladığım kadarıyla “mutlak butlan” tartışması, ülkemiz siyasetinde ilk kez bu ölçekte gündeme geliyor. CHP’nin kurultay sürecinde yaşanan şaibelerin temelinde ise bana göre parti içindeki bitmeyen çekişmeler yatıyor. Sürekli devam eden “sen-ben” kavgaları, CHP’de parti içi demokrasinin sanıldığı kadar sağlıklı işlemediğini gösteriyor.

***

Aslında üyelik sistemi yalnızca CHP’nin sorunu değil. Türkiye’deki hemen hemen bütün siyasi partilerde benzer bir yapı var. İlçe başkanı olduğunuzda üye kayıtları büyük ölçüde sizin kontrolünüzde ilerliyor. Bu durum, ilçe başkanlarını adeta birer “delege ağası” konumuna getiriyor. Böyle bir sistemle yapılacak ön seçimlerin, merkez yoklamasından daha demokratik sonuçlar doğuracağını söylemek kolay değil. Bu nedenle siyasi partilerde yapısal reformlar ve gerekli yasal düzenlemeler vakit kaybetmeden hayata geçirilmelidir. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri mutlaka alınmalıdır. Aksi takdirde yapılacak değişikliklerin kalıcı olması zor görünmektedir.

***

Gelelim mutlak butlan tartışmasının siyasi sonuçlarına…

***

İlk günlerde Özgür Özel önemli bir ivme yakaladı. Ancak zaman ilerledikçe ibrenin yavaş yavaş Kemal Kılıçdaroğlu lehine döndüğünü görmek gerekiyor. Bana göre zaman şu anda Kılıçdaroğlu’nun lehine işliyor.

***

İzlenen siyasi stratejiler de bazı yönleriyle acemice görünüyor. Yıllarca “Gandi Kemal”, “Ecevit Kemal” diyerek övülen, 13 yıl boyunca CHP Genel Başkanlığı yapmış bir siyasetçiye bugün “Hain Kemal”, “Sarayın adamı” gibi sloganların atılmasına göz yumulursa, bunun siyasi faturası ağır olabilir. Böyle bir söylem, Kılıçdaroğlu’na zarar vermekten çok sempati kazandırabilir. Nitekim bunun işaretleri de görülmeye başlanmıştır.

***

Diğer taraftan, kamuoyunda dile getirilen yolsuzluk iddialarıyla ilgili bugüne kadar somut hukuki süreçlerin başlatılmamış olması da dikkat çekmektedir. Eğer bu iddialar ciddi ise yargıya taşınmalı; değilse kamuoyunun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir.

***

Özgür Özel, gençliğinin ve enerjisinin verdiği heyecanla mitinglerini sürdürüyor. Ancak meydanlardaki katılımın ilk günlere göre azaldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir.

***

Bana göre Özgür Özel’in yapması gereken, Kemal Kılıçdaroğlu ile diyalog kanallarını açık tutmak ve birlikte hareket edebilmenin yollarını aramaktır. Aynı zamanda kamuoyunda tartışmalara neden olan isimlerden de siyasi olarak bir miktar mesafe koyması faydalı olabilir. Çünkü bazı isimler konuştukça tartışmalar büyüyor ve bunun siyasi getirisi Kılıçdaroğlu’na yazıyor.

***

Kısacası, Özgür Özel’in daha kapsayıcı, daha sakin ve partinin geleneksel çizgisini gözeten bir siyaset tarzına dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Benzer şekilde, Ekrem İmamoğlu ve çevresindeki isimlerle yürütülen siyasi ilişkinin de partiye ne kazandırdığı, ne kaybettirdiği soğukkanlı biçimde değerlendirilmelidir.

***

Bunlar sadece siyaseti yakından takip eden bir ağabey olarak kişisel gözlemlerimdir. Gönül ister ki, Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir siyasi parti güçlü, kurumsal ve kendi içinde barışık bir yapıya kavuşsun. Türkiye’nin güçlü bir iktidara ihtiyaç duyduğu kadar, güçlü ve sağlıklı işleyen bir muhalefete de ihtiyacı vardır. Ancak bunun yolu, geçmişten ders çıkaran, parti içi demokrasiyi gerçekten hayata geçiren ve kurumsal yapısını güçlendiren bir anlayıştan geçmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve manisadenge.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.