Hiç dikkat ettiniz mi, ya da merak edip araştırdınız mı bilmiyorum. Türkiye’deki mevcut siyasi partilerin, hatta yeni kurulan partilerin programlarını hiç okudunuz mu?
Bu soruyu sorarken haksızlık etmek istemem. O yüzden sorumu biraz değiştireyim.
Önce tüm siyasi partilere üye olan vatandaşlara sorayım: Mensubu olduğunuz partinin programını okudunuz mu?
Sonra da seçilmiş belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine ve milletvekillerine sorayım: Partinizin programını gerçekten biliyor musunuz?
Ben çoğunun okuduğunu ve bildiğini sanmıyorum. Okusalar elbette bilirler. Ama okumuyorlar. Çünkü okusalardı, partiler de kendi programlarını uygulamak zorunda kalırdı. Ne yazık ki bugün bunu görebildiğimizi söylemek zor.
Bir sistem oluşmuş. Bu sistemde birileri kendisini sosyal demokrat, birileri muhafazakâr, birileri milliyetçi, birileri de komünist olarak tanıtıyor. Kâğıt üzerinde isimler ve ideolojiler farklı görünüyor. Ama iş koltuğa gelince bütün bu keskin ayrımlar bir anda ortadan kalkabiliyor. Dün birbirini en ağır sözlerle eleştirenler, ertesi gün aynı ittifakta buluşabiliyor.
Elbette başarılı liderler de çıkıyor. Dış politikada başarı gösteren, ekonomide daha iyi sonuç alan ya da halkla daha güçlü bağ kurabilen isimler oluyor. Bunlar da takdiri hak ediyor. Ancak sistem değişmiyor.
Daha iki gün önce yere göğe sığdırılamayan liderler, iki gün sonra hain ya da hırsız ilan edilebiliyor. Biz de bunları ibretle izliyor, hatta bazen alkışlıyoruz.
Yıllarca “Atatürk’ün partisi” diyeceksiniz, o çatının manevi değerinden söz edeceksiniz; sonra da hiçbir uzlaşma zemini aramadan parti binalarını talan edip ayrılacaksınız. Ardından yeni bir siyasi oluşum kuracaksınız ama ekonomide ne yapacağınızı, eğitimde nasıl bir yol izleyeceğinizi, sağlıkta, dış politikada ve iç politikada hangi projeleri hayata geçireceğinizi anlatmayacaksınız.
Bütün siyaset, “O bunu yaptı, ben bunu yapacağım.” söylemine indirgeniyor.
Peki nasıl yapacaksınız?
İşte bunu soran çok az kişi var. Çünkü sorgulama kültürü yeterince gelişmediği sürece, vaatlerin içi doldurulmadan da siyaset yapılabiliyor.
Oysa bu ülkede gerçekten farklılık arayan büyük bir kitle var. Fakat o farklılığı ortaya koyan, projeleriyle ve ilkeleriyle güven veren bir siyasi anlayışı görmekte zorlanıyoruz.
Sonuçta dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz:
Yok birbirimizden farkımız. Sadece isimlerimiz farklı. Aynı hamurdan yoğrulmuş partileriz.