Siyasi partiler, bir ülkenin kaderini etkileyen en önemli demokratik kurumlardır. Bir siyasi partinin öncelikli amacı, mensubu olduğu ülkenin demokrasisini geliştirmek, hukuk devletini güçlendirmek ve ülkeyi tam demokratik bir yapıya kavuşturmaktır. Çünkü gerçek kalkınmanın ve sürdürülebilir gelişmenin güçlü bir demokrasiyle mümkün olduğu unutulmamalıdır.
***
Siyasi partiler öncelikle programlarıyla halkın karşısına çıkmalıdır. Hazırlanan bu programlar, yalnızca kalın kitapçıklarda kalmamalı; vatandaşın anlayabileceği sade bir dille özetlenerek topluma anlatılmalıdır. İnsanlar oy verirken partilerin ekonomi, eğitim, sağlık, tarım, dış politika, adalet ve gençlik gibi temel konularda ne vaat ettiğini açıkça bilmelidir.
***
Bir diğer önemli konu ise parti içi demokrasidir. Kendi içinde demokratik bir işleyiş kuramayan, farklı görüşlere yaşam alanı açamayan bir siyasi partinin ülkeye demokrasi getirmesi mümkün değildir. Demokrasi önce partinin kendi bünyesinde başlar, ardından ülkeye yayılır.
***
Ne yazık ki bugün Türkiye’de hem parti içi demokrasi hem de parti programlarının topluma anlatılması konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Bugün herhangi bir siyasi partinin üyelerine, “Partinizin ekonomi, eğitim veya tarım politikası nedir?” diye sorsanız, büyük çoğunluğu ayrıntılı bir cevap veremez. Üzücü olan ise, zaman zaman üst düzey yöneticilerin bile kendi parti programlarına yeterince hâkim olmamasıdır.
***
Siyasetin gündemi çoğu zaman proje üretmek yerine koltuk mücadelelerine, rakip partileri eleştirmeye ve toplumu keskin kutuplara ayırmaya dönüşmektedir. Dış politika, ekonomi veya sosyal sorunlar üzerine çözüm üretmek yerine, karşı tarafı yıpratma siyaseti öne çıkmaktadır. Vatandaş ise gerçek projeleri değil, bitmek bilmeyen tartışmaları izlemek zorunda kalmaktadır.
***
Oysa siyasetin amacı kavga etmek değil, çözüm üretmektir. Millet, siyasi partilerden birbirlerini suçlamalarını değil; ülkenin sorunlarına uygulanabilir çözümler sunmalarını beklemektedir. Güçlü demokrasi, güçlü kurumlar ve güçlü bir gelecek ancak fikirlerin yarıştığı, programların konuşulduğu ve parti içi demokrasinin benimsendiği bir siyaset anlayışıyla mümkün olacaktır.
***
Türkiye’nin ihtiyacı, kişilerin değil ilkelerin konuşulduğu; koltukların değil projelerin yarıştığı; kutuplaşmanın değil uzlaşının öne çıktığı bir siyaset anlayışıdır. Ancak o zaman siyaset gerçek anlamda milletin hizmetinde olan saygın bir kurum hâline gelebilir.