Değerli dostlar ünlü Rus yazar Lev Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında ilginç bir öykü yer alır. Bu öykünün asıl iletisi ise “Bir insana ne kadar toprak yeter?” sorusunun cevabıdır. Şimdi size Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabındaki o ilginç öykünün benzer anlatımını paylaşmak istiyorum.
***
Adamın birinin kentte otuz dairesi vardır. Bu dairelerden her ay tıkır tıkı kiralar gelmektedir. Ama bu kadar daireye, bu kadar gelire karşın yüzü bir türlü gülmez. Çünkü daha çok istemektedir. “Daire işi bitti, kiracıyla uğraşılmaz. Asıl yatırım toprak.” diye söylenir durur. Sürekli telefonla konuşur, elinden telefonu düşürmez. İlan siteleri, gruplar, emlakçılar, hep takibindedir. Bir gün bu adamı bir emlakçı arar. “Abi!” der, sesi biraz kısıktır; “İlan falan yok. Üç kardeş var, arsaları büyük. Paraya sıkışıklar. Bunların ihtiyacı var… fırsat bu fırsat.” der.
***
Adamın içi kıpırdar. Hemen araştırır; o kişileri bulması zor olmaz. Komisyon ödememek için emlakçıyı da aradan çıkartıp tek başına gider. Gerçekten üç kardeşin elinde atadan kalma çok büyük, çok değerli bir arsa vardır. “Bu arsa kolay kolay satılmaz!” diye düşünerek üç kardeşin evlerinin kapısını çalar. Kapı açılır açılmaz, “Arsanınızın hepsini alıyorum.” der ve bir rakam söyler. Büyük kardeş kaşlarını çatarak “Bu arsa satılık değil!” der. Ortanca kardeş susar. Küçük kardeş öne çıkıp “Olur!” der ve “Ama bir şartla!” diye de ekler.
***
Adam, “Şartın Nedir?” diye sorar. Küçük kardeş oldukça sakin bir biçimde “Kentteki tüm dairelerini sat. Parayı peşin getir. Sonra gün doğarken arsaya gir. Yürüyebildiğin yere kadar yürü. Gittiğin son yere kazık çak. Gün batmadan başladığın yere dönersen işaretlediğin her yer senin. Ama dönemezsen…” Küçük kardeş, bir an durur ve sonra “Para bizim olur.” der.
***
Adam, bu şarta güler ve “Bu kadar mı?” diye alaycı bir bakış fırlatır. Sonra kente gider, elideki otuz daireyi satar. Evini boşaltır. Tüm paraları kendi eliyle getirir. Ertesi sabah gün ağarırken yürümeye başlar. Önce ölçer, biçer; sonra açılır da açılır. “Şurası da olsun! Bu cephe çok değerli. Villa yapmak için çok uygun.” diyerek yürür de yürür. Bir noktadan sonra kendi kendine mırıldanır. “Oh! Tam enayi arsası. Bu paraya bunun onda biri alınamaz.” diye içinden geçirir.
***
Öğlene doğru güneş yakmaya başlar; ama o, durmaz. Bir ara geri dönmeyi düşünür. Sonra bu düşüncesinden vazgeçer. “Bir parça daha…” diyerek yürür gider. Güneş batmaya başlarken toprak büyür; ama yol ve alan da uzayıp gitmiştir. Kazığı çakıp panikle geri koşmaya başlar. Kalbi dayanamaz, yorulur; patlayacak gibi olur. Nefesi kesilir, ciğerleri şişer ve kan kusmaya başlar, bacakları da taş kesilir. Güneş batarken son adımını da atar ama yetişemez, yere yığılır kalır.
***
Hastaneye bile götürmezler, götüremezler. Çünkü iş, işten geçmiştir. Üç kardeş, o açgözlünün parasını alır. Adamı da arsada bir köşeye, öbür açgözlülerin yanına bırakıverirler. İki metre. Bir insanın hayatta gerçekten sahip olabileceği tek yer bu kadardır. Günümüzde böyle toprak alma, mal mülk edinme öykülerine çok rastlanır. Bırakın milyon metrekarelerce toprağı, yüzlerce daireyi, iki metrekare toprağa bile sahip olunamıyor.
DÜNYADA BİR MEZARIN BİLE OLMAYABİLİR
Bazı ülkelerde mezar yerleri kalıcı bir mülk değil. Birçok ülkede mezarların kullanım hakkı sürelidir. Almanya, İsviçre, Hollanda ve Fransa’da mezarlar kiralanır; süre dolunca uzatılmazsa mezar kaldırılır, kemikler ortak alanlara alınır ve o yer yeniden kullanılır. Japonya gibi toprak sıkıntısı olan ülkelerde ise “sonsuza dek mezar” anlayışı yoktur. Yani dünyada pek çok yerde insanın hayatta “son kez sahip olduğu yer” bile geçicidir; yani şu dünyada bir mezarın bile olmayabilir.
BİR İNSANA NE KADAR TOPRAK YETER?
Bu anlatılanlardan ve verilen örneklerden çok ders almak gerekiyor. Gözünü mal, mülk, toprak hırsı bürümüşlerden uzak durmak gerekiyor. Halk arasında çok yaygın bir söz vardır: “Gözünü toprak doyursun!” Bir de “Allah bu açgözlü, gözü doymazları kahretsin!” Tolstoy’un sorusu, yüz kırk yıldır değişmedi. Bir insana ne kadar toprak yeter?
Sözün Özü:
Nice balıklar vardır ki su içinde çoğu kez güvendeyken açgözlülüğü ve hırsı yüzünden oltaya tutuluverir. Mevlana