Şu Boğaz Harp’i nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Değerli dostlar, bu dizeleri hatırlar mısınız? Hatılayamayanlar için küçük bir ipucu vereyim. Mehmet Akif Ersoy, desem. Haydi bir ipucu daha! Çanakkale! Evet, evet. Ünlü milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un o destansı şiiri “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin ilk iki dizesi. Peki, bir başka soru daha! “Çanakkale Şehitlerine” şiiri, nerede ve nasıl yazıldı? Çoğu kişi, bunu bilmiyordur. Ben de böyle olduğunu düşündüğüm için bu konuyu ele almak istedim. Evet, “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin nerede ve nasıl yazıldığını anlatayım.
***
1914-1915 yılları. Yani Birinci Dünya Savaşının yaşandığı yıllar. Osmanlı Devleti, var gücüyle Çanakkale’de var olma savaşı verirken Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ve avanesi, gizlice İngilizlerle anlaşarak Osmanlı Devletine isyan hazırlıklarına başlar. Bu isyanı önlemek ve Şerif Hüseyin'i hizaya getirmek isteyen Enver Paşa; Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Kuşçubaşı Eşref, Mehmet Akif, Binbaşı Mümtaz, El Tunusi, Sudanlı Zenci Musa ve 25 fedaiyi Hicaz'a gönderir. Hicaz’a gelen bu Heyet, çok zor şartlar altında Medine'ye varır ve Fahreddin Paşa ile görüşür. Görüşmelerden sonra dönüşte Necid Çölü’nde El Muazzam istasyonunda Enver Paşa ile telgrafla bağlantı kuran Kuşçubaşı Eşref Bey, Çanakkale Zaferi’nin haberini alınca koşarak Mehmet Akif'e sarılır ve “Aziz üstadım, size hayatınızın en büyük müjdesini vereceğim. Çanakkale'de muhteşem bir zafer kazandık, dualarınız kabul olundu.” der.
***
Bu güzel ve mutlu haberi alan koca yürekli Mehmet Akif, o gece “Çanakkale Destanı”nı yazmadan canını almaması için yüce Yaratıcısına dua eder. Önce abdest alır, namaz kılar, sonra kıbleye dönerek yere kapanır. Saatlerce kımıldamadan öylece yerde kalır. Kuşçubaşı Eşref Bey, korkuya kapılarak yavaşça yaklaşır, bakar ki Akif, nefes almaktadır, sessizce geri çekilir. Birkaç saat sonra Mehmet Akif, yerinden kalkar, abdestini tazeler, yine namaz kılar. Bakarlar ki Mehmet Akif'in yüzünü yapıştırdığı kumlar göz yaşlarıyla ıslanmıştır. Mehmet Akif o gece eline kalem ve kağıt alır, gaz lambasının zayıf ışığı altında “Çanakkale Şehitlerine” şiirini yazar.
***
Mehmet Akif, Çanakkale Savaşını hiç görmemiştir; ama gönül gözüyle görmüştür, gönlünde yaşamıştır. İlahi bir ilham gelmiş ve o şiiri yazmıştır. Bakınız Çanakkale Savaşını görmeyen Mehmet Akif, sanki savaş ortamını bizzat yaşamışcasına gerçekçi ve olağanüstü bir anlatımla Çanakkale Savaşını tablolaştırır.
***
Şu dizeleri hatırlayın.
Öteden saikalar parçalıyor afakı, / Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı.
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; / Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam; / Atılan her lağımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer! / O ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer?
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak; / Boşanır sırtlara, vadilere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller! / Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller?
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, / Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... / Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
***
İşte bu dizeler, inanmışlık, adanmışlık ve derin bir düşünce ve ilahi bir ilhamın en gerçekçi anlatımı.
Yüz yılımızın ve Türk dünyasının büyük şairlerinden Bahtiyar VAHAPZADE, bu konuda şunları yazar:
“Çanakkale Şehitlerine ve İstiklal Marşı, normal olarak insan eliyle yazılamaz. Bunlar, başka güçlerin ve gizli bir ilhamın aracılığıyla Mehmet Akif'e yazdırılmıştır. Ben, yüzden fazla ülkenin bağımsızlık marşlarını inceledim, sözlerini ve bestelerini araştırdım. Hiçbirini Türkiye'nin İstiklal Marşı kadar etkili görmedim.”
Tarihi ve tarihte yaşananları çok iyi bilmek, anlamak ve ibet almak gerekiyor.
Sözün Özü:
Ansızın doğan ve hiçbir ipucu taşımayan sezgiler, gerçeğin şaşmaz ögelerini kapsar ve büyük değer taşır. Edgar POE