(Köprüden fona, suntadan hisseye, ihale’den bağışa) Sülün Osman köprü sattı. Galata’yı, meydanı, saat kulesini. Satamadığı yerde bile satmış gibi anlatıldı. “Memlekette köprüyü satın alacak adam bulunduğu sürece satmaya devam ederim” cümlesi, merdiven altı üçkâğıdın anayasası oldu. O günden beri satılan şey değişti. Köprü değil, umut.
***
1970’lerde tezgâh büyüdü. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Kemal Demirel, mobilya ihraç ettiğini beyan edip devletten vergi iadesi aldı. Belgelerde ceviz yatak odası vardı; gerçekte sunta parçaları. “Hayali ihracat” deyimi Türkçeye böyle girdi. Amcası arkasında durdu, dosyalar yıllarca sürünceye girdi. 1980’lerde bankerler geldi. Kastelli, Cevher Özden, enflasyonist ortamda faiz vaadiyle topladığı paralarla battı, Cenevre’ye uçtu. Aynı dönemde Bedrettin Dalan’ın imar uygulamaları “talan” iddialarıyla siyasi kariyerini yıprattı.
***
1993’te İSKİ skandalı patladı. Ergun Göknel’in ihaleleri paravan şirketlere yönlendirdiği ortaya çıktı. Göknel mahkûm oldu; dönem belediye başkanı Nurettin Sözen yargılandı, beraat etti. 1994’te Civangate, 1995’te Selçuk Parsadan’ın örtülü ödenek dosyası, 1996’da Susurluk, 1998’de Türkbank skandalı (Mesut Yılmaz ve Güneş Taner’in Yüce Divan süreci) peş peşe geldi. Aynı yıllarda Titan Kenan saadet zincirini, Jet Fadıl ise “İmza” otomobili, bitmeyen inşaatlar ve Maldivler’de ada vaadini sattı. 1999–2000’lerde diğer yeğen Yahya Murat Demirel, Egebank dosyasıyla ağır hapis cezası aldı.
***
2000’lerde Deniz Feneri e.V. davası Almanya’da görüldü. Bağış paralarının amaç dışı kullanıldığı gerekçesiyle mahkûmiyetler çıktı; Türkiye ayağı uzun süre siyasi tartışma konusu oldu. 2013’te 17-25 Aralık operasyonu dört bakanı ve yakınlarını rüşvet ve ihaleye fesat iddialarıyla sarsıttı. Bakanlar istifa etti; soruşturmalar daha sonra “kovuşturmaya yer olmadığı” kararlarıyla sonuçlandı. Yerel yönetimlerde Melih Gökçek ve Kadir Topbaş dönemlerine ilişkin onlarca ihale ve iştirak iddiası yıllarca konuşuldu. 2016–2018’de Tosuncuk Mehmet Aydın, Çiftlik Bank’ı oyun gibi anlattı. Yüz bini aşkın kişi, milyarlık tutarlar, hayali inek, on binlerce yıllık hapis cezaları.
***
2020’de Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın eşinin şirketinden bakanlığa dezenfektan satışı iddiası gündeme geldi. 2021’de Sedat Peker’in YouTube iddiaları siyaset–bürokrasi–iş dünyası ilişkilerini yeniden masaya yatırdı. 2023 depremlerinin ardından Ahbap Derneği (kurucusu Haluk Levent) büyük bağış topladı. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre yaklaşık 4,3 milyar lira. 2026’da başlayan soruşturmada, bağışların bir kısmının kişisel hesaplara aktarıldığı, yüksek tutarlı nakit çekimler yapıldığı (yaklaşık 950 milyon lira), bazı şirketlere karşılıksız veya eksik teslimatlı ödemeler gönderildiği, taahhüt edilen konutların bir kısmının tamamlanmadığı, taşınmaz devirleri ve bahis iddiaları gündeme geldi. Haluk Levent tutuklandı; derneğe kayyım atandı. Oğuzhan Uğur gibi isimler de dosyaya girdi; Uğur, yalnızca IBAN paylaştığını, derneğin mali işleyişinde rol almadığını savundu. Suçlamalar arasında nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve örgüt kurma yer alıyor. Süreç devam ediyor; iddialar henüz kesinleşmiş mahkeme hükmü değildir.
***
→ Bağış ve yardım kampanyalarının da “güven istismarı” zincirine eklenebileceği tartışmasını açtı. 2025–2026’da fon krizi patladı. SPK yüzlerce fonu tasfiyeye aldı. Eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında Özata Denizcilik hisselerinde kısa sürede yüksek getirili işlem iddiaları gündeme geldi; Sayan Kaya partideki görevlerinden affını istedi. Aynı dönemde İBB ve diğer belediyelere yönelik rüşvet ve ihale iddialı soruşturmalar da sürüyor.
ORTAK ÇİZGİ
Köprü → sunta → faiz → ihale → örtülü ödenek → saadet zinciri → proje → sanal çiftlik → bağış → rüşvet → fon/hisse. Yöntem ve kılık her kuşağa göre değişir. Ortak hammadde aynı kalır: kolay zengin olma hayali, kamu kaynağı veya vatandaş birikimi (ya da deprem bağışı) ve denetimin geç, seçici ya da etkisiz kalması. Mağduru tek kalemde “açgözlü” saymak ucuzdur. Enflasyon birikimi eritirken, afet anında yardım çağrısı yükselirken resmi görünümlü kapı açılır. Suç, kandıranın hırsında ve bakması gerekenin bakmamasındadır.
***
Sülün Osman’ın köprüsü hâlâ ayakta. Yahya Demirel’in suntası unutulmadı. Tosuncuk’un ineği hâlâ espri konusu. Deniz Feneri’nin bağışları, 17-25 Aralık’ın ayakkabı kutuları, Ahbap’ın deprem kasası, fon mağdurunun evrak kuyruğu hafızada. Yazık demek yetmez. Satılmayan bir şey kaldıysa onu kim koruyacak? Kalmadıysa bir sonraki kuşak hangi umudu, hangi resmi evrakla, kime satacak?